M. SABRİ DOĞAN
Koyunoğlu Müzesi, Müze Araştırmacısı, 2004-KonyaKonya'ya 1980'li yıllarda elektrikli tramvayın gelmesi ile toplu ulaşım belli bir ölçüde rahatlamış ve trafik üzerine de olumlu etkileri olan bu girişim, Konyalılar tarafından büyük bir ölçüde desteklenmiştir.Konyalılar ve belediye yetkilileri tarafından toplu ulaşımın rahatlaması konusunda bir dönüm noktası, hatta bir ilk olarak algılanmıştır. Ama gerçekte bu girişim bir ilk değildir. Konya'ya ilk elektriğin geliş tarihi olan 1918 senesinden bir sene önce, yani 1917 yılında ilk tramvayın şehrin sokaklarında arz-ı endam ettiğini görürüz. Tabii ki bu tramvay elektrik enerjisinden yoksundu ve atla çalışıyordu. Bu yüzden de atlı tramvay adını almıştı. İşte bu elektrik enerjisinden yoksun olan bu sistemin çalışma esasları, güzergahı ve handikaplarının bilinmesi, geçmişten günümüze Konya'da elektrik enerjisinin geçirdiği aşamayı çok güzel bir şekilde göz önüne seren temel konulardan birisidir. Bu yüzden bu makalemize atlı tramvay konusunu etraflıca anlatarak başlayacağız ve daha sonra elektrik enerjisinin Konya'da geçirdiği gelişme konusuna değinilecektir. Konya atlı tramvayı meşrutiyetten sonra, merhum muhlis Korner'in ilk belediye başkanlığı zamanında, 1917 yılında Selanik'ten sökülerek Konya'ya getirilmiş ve kurulmuştur. Atlı tramvayın güzergahı şöyledir; Atatürk Anıtından sonra şehir içine iki kol halinde ile uzanmaktadır. Anıtta çift makasla başlayan kolun biri bugünkü duruma göre Konya Gazi lisesinin önünden geçer, daha sonra Atatürk Müzesini takiben İdman yurdu Lokali arkasından eski Park Sineması önüne gelirdi. Park Sineması ile eski ordu karargahı binası arasındaki bu yerde ikinci bir makas vardı. Ayrıca bu civarda zamanın buğday tüccarların gayri Müslim Arap oğlunun evi bulunduğundan buraya makasa Arap oğlu Makası denmiştir.İstasyondan hareket eden tramvay ilk ray değişimi Anıt Makasında yaptıktan sonra, aksi yönden yani hükümet Konağından ikinci hareket eden araba ile ikinci ray değişimini buradan yapardı. Buradan yoluna devam eden araba Askerlik Şubesi binası önünden sola dönerek şimdiki rampalı çarşı önünden eski Belediye Sarayı bugünkü İş Bankası güney-batısına çıkardı. Bu yerden sonra eski Ceylani Sineması önünden sağa, güney-doğuya dönerdi. Burayı takiben İplikçi Cami karşısındaki eski sanat okulu binası önünden Şerafettin Cami kuzey yönünden gelmek suretiyle sağa ve güneye dönerdi. Yapı Kredi Bankası merkez binasının önünden geçerken tekrar sağa ve güneye yönelirdi. Burada eski Türk Ticaret Binası önünden üçüncü makasla son bularak Hükümet alanına ulaşmış olurdu. Buradan tramvay hattı eski İş bankası önünden sağa ve güneye dönerek Aziziye Camiine doğru uzanırdı. Caminin önünden tekrar sola güne-doğuya dönerek Sultan Selim Caminin güney-batısındaki kapısının 20 metre yakınında son bulurdu. Bu güzergah pek çalışmamıştır.Tramvay hattının ikinci kolu Anıt civarındaki makastan ayrılarak Vali Konağı güneyinden geçmek suretiyle Belediye evleri denilen şehitler kabristanı kuzeyinde bulunan tramvay deposuna ulaşırdı. Tramvay deposu hangarı demirden yapılmış olup etrafı açık üzeri oluklu çinko örtülü olup bunun kuzeyinde toprak örtülü damlı kerpiçten yapılmış iki ahır binası vardı. Yol buradan güney-doğuya uzanarak bugünkü Arkeoloji Müzesi önünden Sahip Ata Cami büyük kapısı karşısından Buğday Pazarına ulaşırdı. Buğday Pazarı içerisindeki makasta son bulurdu. Sözde Buğday Pazarından İstasyona vagonlar içerisinde tramvay ile buğday taşınacaktır. Fakat işlememiştir.Tramvay arabaları yazlık ve kışlık diye ikiye ayrılırdı. Bunların dışında sırf kendi ihtiyacı olan eşyayı taşımak üzere bir de üstü ve etrafı açık yük arabası vardı. Kışlık arabaların ikisinin rengi kırmızı ikisi yeşil biri de sarı idi. Arabalarının içerisinde 1. ve 2. Mevki diye fark yoktu. Ön ve arka sahanlık aynı genişlikte olup sahanlıktan içeri girince oturacak sıralar karşılıklı olup kapı ağzından üçer kişilikten 6 sahsın oturması için perde ile ayrılan kısım bayanlara aitti. Siyah saten perdenin arkasında kalan kısım ise tamamen erkeklere ayrılmıştı. Tramvay son durağa gelince atlar falakalar ile birlikte ön kısımdan alınır ve arka kısma takılırdı. Siyah perde de aynı işleme tabi tutulur. Bu defa arabanın önü evvelki arka kısım olurdu. Arabalarda ok olmayıp bu vazifeyi sağdan sola dönerken sıkıştıran aksi yönde döndürürken gevşeten el freni ile sağlanırdı. Sahanlık vatman yeri idi. Sürücünün kıyafeti de görülmeye değerdi. Başta kirli sarı abaniden; koyu kırmızı kalıp yüzü görmemiş, fırçaya hasret giderek rengini kaçırmaya yüz tutmuş, kenarı iki parmak yağ bağlamış fes vardı. Sırtta kolları kısa, tozdan rengi seçilmemeye başlamış siyah saten cepken vardır. Üzerinde soluk kirli yakasız gömlek, belde kıl kuşak içerisinde kayıştan yapılan adına silahlık denilen çatlak deri cep vardır. Bu silahlıktan ucu görünen sarı tenekeden yapılmış sığır boynuzu biçiminde boru olup bu korna vazifesini görmek üzere sürücü tarafından üflemek sureti ile öttürülürdü. Bacaklarda soluk pis bir şalvar, gömlek kısmının üzerinde uçları görünen bazen yün, bazen kıl uçkur ki kıyafeti tamamlardı. Dizden aşağı beyaz yünden örme çoraplar olup tabanları hemen hemen yok denecek kadar eskimişti. Ayakta ökçesi basıla basıla sağa sola yamulmuş boyasızlıktan yüzü çatlamış yemeniler vardı. İşte o zamanın Tramvay sürücüsü böyleydi. Biletçiye gelince biraz daha derli toplu olup sürücünün giyinişinin aynı, fakat bunun boğazında kayışı uzanan bozuk para çantası ile bilet blokları bulunurdu.Tramvay çeken atlar ise bir zamanların piyasa körüklü arabalarının zayıf ıskarta atlarından farksız olup, çoğu bakımsızlıktan kaburgaları çıkmış, yürümeye dermanı yok hayvanlardı. Gazi Lisesine doğru gidiş biraz inişli, çıkışlı olup bu inişi çıkarken yolcuların bir kısmı inerek hayvanlara yardım ederlerdi. Bu olayı Konya'nın tanınmış araştırmacı-yazarlarından Selçuk Es de çocukluğunda görmüş olup olayı günümüze şöyle aktarmaktadır; "Tramvayda bulunan turistler hayvanlar tramvay arabasını çekemeyince yolcuların dahil hepsi aşağı indiler. Arabayı itmeye başladılar. Bu olayı fırsat bilen turistlerin bir tanesi fotoğraf makinasını eline alıp çekmeye başlamıştır. Olayı akşam Selçuk Es, babası belediye başkanı Kazım Gürel'e anlatır. Kazım Gürel ise başını iki yana sallayarak güler, başka bir şey söylemez. Aradan birkaç gün geçtikten sonra atlı tramvay belediye encümeni tarafından seferden kaldırılmıştır.Yazlık arabaların ise etrafı açık olup bunlara yandan binilirdi. Üç adet yazlık araba vardı. Üzerleri oluklu çinko ile örtülmüş olup dört kenarı çadır bezinden beyaz ve kırmızı renk tenteli idi. Bu arabanın içi üç kısma ayrılmış olup orta kısmı bayanlara mahsustu, ön ve arka ile tahta perde ile kapalı olup binilecek iki kenar siyah saten perde çekili idi. Biletçi basamakta dolaşmak suretiyle bileti keserdi. Tramvay müteahhitleri amme hizmetinden ziyade ıskarta atlarla fazla para kazanma düşüncesi ile ulaştırma işlerini iyice istismar etmişlerdir. Dolayısıyla bazen yaya giden kimse bu mesafeyi tramvaydan önce alınca yolcusu azaldı. O sıralarda yeni kurulan Konya otomobilciler şirketi ufak iki otobüs getirterek İstasyon-Hükümet önü işlemeye başlayınca tramvaya rağbet kalmadı ve belediyece geniş masraf kapısı olan bu teşkilat 1924 yılı sonbaharında kaldırıldı. Hurda haline gelen bu arabalar 1930 senesine kadar hangar altında civardaki mahalle çocuklarının oyun yeri olmuştu. Tramvay rayları ise Belediye tarafından sökülerek ara sokaklara elektrik direği olarak kullanıldı ve zamanla kayboldu gitti. Konya'da elektrik enerjisinin geçirdiği gelişme bir hayli yavaş ve zahmetli olmuştur. Tabii ki bunda art arda gelen savaşların getirdiği ekonomik çöküntünün çok büyük bir önemi vardır. Gerek belediyecilik konusunda, gerekse bir şehrin gelişmesi konusunda yapılması gereken yatırımlar yavaş fakat istikrarlı bir şekilde sürdürülmeye çalışılmıştır. Bu süreç ekonominin gelişmesi ve aşama aşama sermayenin artmasıyla hızlanmıştır. İşte bu olumsuz şartlar altında Konya'da elektrik Birinci Cihan Savaşı'ndan evvel, 1918yılında, Alaaddin Tepesinin güney-doğu yönünde, bugünkü Şehitler Abidesi'nin 200-300 metre kuzeyinde bir yere düşecek bir şekilde, İstanbul'da faaliyet gösteren bir firmaya imtiyaz verilmek suretiyle basit bir fabrikanın tesis edilmesi suretiyle kurulmuştu. Sistemi kuran şirket, 1926 yılında Konya Belediyesi öncülüğünde "Konya Elektrik Anonim Şirketi" adıyla kurulmuştur. Sermayesi; Konya Belediyesi 150.000 TL, Özel İdare 183.000 TL, halkın katılımı 42.000 TL, Macaristan Ganz Firması 125.000 TL şeklinde oluşmuştur. Sistem odunla çalışan bir jeneratör ile elektrik sağlamaktaydı. Bu elektrik evlere veya resmi müesseselere verilmezdi. Hükümet Konağı ve çevresindeki sokaklar aydınlatılmıştır. Voltu 220 olup, kısa bir müddet sonra Birinci Dünya Harbi'nin çıkması ile faaliyetinin odun sıkıntısı yüzünden sık sık kesintiye uğramasına rağmen bu tesis, 1926 yılına kadar faaliyet göstermiştir. Elektriğin durmasını birinci sebebi odunla işlemesi ve odunun harbin zuhuru ile trenlerde kullanılması üzerine fabrika istihkakının kesilmesi ile neticelenmişti. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra elektrik tekrar ufak tefek değişikliklerle aynı binada faaliyete geçmiş bu kere lokomobili Levemarin kömürü veya tozu olmak üzere 110 volt üzerinden çalıştırılmıştır. Caddelerle, resmi dairelerden birkaç karakola ve birkaç eve verilmişti. Evlerin başında 1957 yılında yıkılan Yusuf Şar'ın evi diye bilinen eski belediye binası gelirdi ki burası vali konağı olarak kullanılırdı. Konya hadisesi sırasında Vali Haydar Bey burada oturmuş sonraları bu bina merkez komutanı Rüştü Paşa'yı konuk etmiştir. Bu tarihlerde elektrik müteahhide icara verilirdi. Müteahhitte kısa bir müddet çalıştırdıktan sonra zarar ederek kaçardı. 1920 yılında müteahhit olarak Kireççi Hüseyin efendi adında bir müteahhittin sabahtan akşama tesisin çalışabilmesi için kömür getirmek, tahsilat yapmak, tesisleri kontrol etmek için var gücüyle çalışması ve de dolayısıyla da tabiri caizse anasından emdiği sütün burnundan gelmesi, yakın zamana kadar yaşlı Konyalıların kahve köşelerinde anlattığı konuların başında gelmekteydi. Gene bu anlatılanlara göre elektrik işletmesinin zarar etmesinin başlıca sebebi; başta vali konağı olmak üzere birkaç ekabir evi ile ufak tefek resmi bazı yerlerin elektrik bedeli mukavele gereğince alınamayacağı kaydı olduğu için kar oranı çok düşüktü. Elektrik her gün akşam ezanından sonra yanar saat 12 de sönerdi. Sönmeden 5 dakika evvel 3 kere yanıp sönerek hazır ol sinyali verilirdi. Bu saatten sonra oturacaklar olursa lambalarını yakmalarını bildirirdi. Cumhuriyetin ilanından sonra belediye fabrikada takviye yaparak fabrika binasını ve tesislerini genişletmiş kömürle çalıştırmayı bırakarak benzin motorları vasıtasıyla elektrik enerjisi temin edilmeye başlanmıştır. Fabrika eksozu fazla gürültü çıkardığından fabrika civarında oturan mahalleler şikayette bulunmuş dolayısıyla fabrika yanına açılan bir kuyuya eksoz borusu uzatılarak üzeri kapanmış dolayısıyla da gürültü kesilmişti. Alaaddin Tepesi'ndeki Belediye Sinemasının elektriği Cumhuriyetten sonra buradan temin olunmuş, fabrika iki günde gündüzleri öğleden sonra sinema dolaysıyla çalıştırılmıştı. Biri bayanlar günü olan Pazar, diğeri resmi tatil günü olan ve umuma mahsus olarak açık bulundurulan Cuma günleri idi. 1926 senesinde kurulan elektrik Şirketi ve bu firmanın ortaklarından Ganz Firması Meram deresi üzerinde bir Hidroelektrik Santralı yapımına 1927 başlanmış, 1929 Haziran'ından sonra şehre cereyan vererek iş genişletilmiştir. Tesis Ganz Firması tarafından 10 yıl işletilmiştir. 220 voltla çalışan fabrika enerjisi kısa zamanda binlerin üzerinde abone elde etmişti. "Konya Elektrik Anonim Şirketi" 1946 senesinde fesih edilerek tesisler Konya Belediyesi Elektrik-Su-Otobüs İşletme Müdürlüğünce ( E.S.O ) satın alınmıştır. Bu tesisle Meram Deresi üzerinde Dereköy'ün yaklaşık 5 km batısında inşa edilen regülatör 2700 m uzunluğunda bir kanalla su almıştır. Su kanalının kapasitesi yaklaşık 1 m3/sn'dir. Kanal yer yer tünel içinden geçmekte ve yer yer de akadükler bulunmaktadır. Kanalla su toplama havuzunda toplanmış ve cebri borularla türbinlere verilmiştir. Santralın kapasitesi 2x277=554 Kw'dır. Bu enerji 15 Kw'lık bir iletim hattı ile kente verilmiştir. 1952 yılına kadar Konya'nın elektrik enerjisini karşılayan sisteme dizel motorlarla elektrik sağlayan gruplar eklenmiştir. 1959 yılında Göksu-Yerköprü santralının devreye girmesine kadar gene sıkıntılı bir devreye girilmiştir. Göksu devreye girip kent rahatlayınca Dere santralı terk edilmiştir.1968 yılında Dere Santralı tekrar faaliyete geçirilmiştir.
ATLI TRAMVAYDAN ELEKTRİKLİ TRAMVAYA ELEKTRİK ENERJİSİNİN KONYA'DAKİ SERÜVENİ
1923-1927 YILLARI ARASINDA KONYA BELEDİYESİ
M. SABRİ DOĞAN
Koyunoğlu Müzesi, Müze Araştırmacısı.1880 tarihli belediye kanununa göre Konya Belediyesi 12 üyeden oluşurdu. Bu heyet 4 sene müddetle seçilir, içlerinden birisi de mahallinin en büyük mülkiye memuru tarafından belediye reisliğine tayin olurdu. 1922 yılı içerisinde çıkarılan bir kanunla bu usul değiştirildi. Buna göre 12 üyeden oluşan heyetten yarısı her iki senede bir yeniden seçilmeye başlandı. Seçim yenilendikçe bu heyet kendi aralarından birisini reisliğe seçmeleri usulü kabul olundu. Bu kanun belediye meclislerinin ve bilhassa belediye başkanlığının itibarını artırdı. Ayrıca Konyalıların daha demokratik bir şekilde temsili sağlanmış olup belediye başkanlarını valinin masraf görmekle vazifeli bir memuru olmak durumundan kurtardığı gibi belediye heyet ve başkanlarına geniş bir çalışma alanı hazırlamıştı. Bu yeni kanuna göre 1923 yılının mart ayının ilk günü Konya Belediye heyeti çalışmaya başladı. İlk iş olarak reis seçiminin yenilenmesi istendi. Eski heyetten kura ile kalmış olanlardan 5 kişi belediye başkanının yeniden seçilmesine iştirak etmediler ve bu yapılan seçimi legal olup olmadığını gündeme getirmişler. Bunun üzerine valilik makamına başvurulmuş, bu başvuru İçişleri Bakanlığı tarafından olumsuz cevaplandırılmıştır. Bunun üzerine 1922 yılında çıkarılan kanunun iyice tefsir edilebilmesi için Büyük Millet Meclisine başvurulmuştur. Uygun netice 4 ay sonra alınabilmiş ve belediye reisliği çalışmalarına 4 ay sonra başlayabilmiştir.1923 yılı Belediye seçimi Konya'da çok hararetli olmuştur. Bu seçime seçmenlerin %90nı katılmış olup, bu seçmenlerin %80ninin seçtiği 6 kişilik bir heyet temsil görevini üstüne almıştır. Selçuk Es'in babası Kazım Gürel Bey de bu heyet arasında bulunmaktadır. Ve 4 ay sonra bu 6 kişilik heyet Kazım Gürel Beyi Belediye başkanı seçmiştir. Bu seçimlere kadar şehrin durumu şöyleydi; şehrin içindeki en işlek caddeler bile harap ve yol denilemeyecek bir haldeydi, yağmurlu havalarda dizlere kadar çamur olurdu. Hükümet meydanından İstasyona giden yol üzerinde 180 metre uzunluğundaki tek taraflı bir yaya kaldırımından başka şehrin hiçbir tarafında yaya kaldırımı yoktu. Şehirde genel aydınlatma namına birkaç noktadaki lüks lambasından başka hiçbir aydınlatma vasıtası yoktu. İhtiyaca uygun mezbaha bulunmadığı gibi Söylemez'in Tekkesi yanındaki ilkel mezbaha da mahalle kenarında bulunduğundan ve bakımsızlıktan dolayı bilhassa sıcak mevsimlerde yaydığı ağır kokularla civar mahalleleri rahatsız ediyordu. Halkın gezmesini, eğlenmesini, hava almasını sağlayacak bahçeler, meydanlar, spor sahaları, sinema ve tiyatro binaları yoktu. Şehirde itfaiye teşkilatı yoktu. Belediyede temizlik işleri kadrosu 1 memur, 10 hademe, 1 bekçi ve 1 ahırdan ibaretti. Bunlar da yalnız çarşının temizliğine bile yetmiyorlardı. Bütün temizlik işleri araçları tek atlı 3 çöp arabası ile 2 el arabasından ibaretti. Belediye Sağlık İşleri heyeti; 1 doktor, 1 aşı memuru ve 1 ebeden ibaretti.1 fen memuru vardı. Muhasebe ve yazı işleri 3 memur tarafından yürütülüyor, kayıtlar ve hesaplar içinden çıkılamaz bir halde bulunuyordu. Zabıta teşkilatı yoktu. Bu vazife 2 memur ve 7 kolcu tarafından görülüyordu. Belediye 6 oda, bir salonlu ufak tek katlı ve kiralık bir binada bulunuyordu.1923 yılındaki Belediyenin bütçesi 64.000tl den ibaretti. 1923 yılından 1927 yılı Ağustosuna kadar Kazım Gürün Bey tarafından yürütülen belediye başkanlığı sırasında Belediye geliri 4 yıl evvelkine nazaran 6 misline yükselmiştir. 1927 yılında Konya Belediyesinin Emlak ve Eytam Bankasına ve Ziraat Bankasına, Konya Milli İktisat Bankasına olmak üzere 3 bankaya 210.000tl borcu vardır. 4 sene içerisinde menkul ve gayrı menkuller alınmış yol inşası, istimlak asri hela çeşmeler, su yolları su depoları, çukur ve bataklıkların kurutulması yeni yollar açılması, bahçelerin ve fidanlıkların tanzimi gibi işler yapılmıştır.Bu dönemde yapılan işler şöyledir; Buğday Pazarı'nın doğu semtinde büyük bir buğday deposu kâgir olarak yaptırılmıştır. O devirde askeri hastane olarak kullanılmış olan eski kasaphane mevkiinde bir katı tamamen ince yontma Sille taşından büyük bir bina yapılmıştır. Alaaddin Tepesi'ndeki Belediye sinema ve tiyatro binası harap halde iken satın alınıp sinema ve tiyatro binası şeklinde tanzim olunmuştur. İstanbul Caddesi üzerinde asri ekmek fabrikası yapılmıştır. Alaaddin Tepesi'ndeki halkevi binası üstü açık dört duvardan ibaret satın alınıp tadil, inşa ve tanzim edilmiştir. Sahibi belli olmayan Yüksek Mezarlık civarındaki belediye depoları olarak kullanılmış birer katlı 3 bina yaptırılmıştır. Eski At Pazarı'ndaki 1 dükkan ve İstasyonda 16 ahşap dükkan ile İstasyon Caddesi üzerindeki o zamanki mıntıka komutanlığının bulunduğu iki daireli büyük bina satın alınmıştır. Alaaddin Tepesi üzerindeki geçici elektrik santral binası büyük tesis kurulunca tepenin tanzimi sırasında kaldırılmıştır. Dede Bahçesi'nin satın alınarak gezinti mahalli halinde tanzim ve büyük bir kısmının fidanlık haline getirilmesi, tenis kotları ve dans pistinin yapılması, mevcut havuzun yüzme havuzu şekline sokulması sağlanmıştır. Dede Bahçesi'nin bir parçası üzerine ufak ölçüde hayvanat bahçesi vücuda getirilmiştir. 10.6 km uzunluğunda Sille taş ocaklarına kadar inşa ettirilmiş dekovil hattı daha sonraki yıllarda Milli Savunma Bakanlığı'na satılmıştır. Ayrıca 8 tonluk 1 silindir, 4 tonluk hela ve lağım temizlemesine mahsus 1 makine, 3 tonluk Fiat markalı yeni arasöz, 1 adet Stode markalı yeni hizmet otomobili, 3 tonluk Amerikan malı arasöz, 1 adet su motoru ve Geçici elektrik üretimi için 50 beygir kuvvetinde Dizel motor satın alınmıştır. Belediye dairesine, evlenme salonuna tiyatro ve sinema binasına eşya satın alınmıştır. Kereste Pazarı, Gariplerde iki parça arsa ve Tahir Ağa kahvehanesinin bahçesi olarak kullanılan iz kalmamış kabir yeri ve Askeri Orta okul karşısındaki terkedilmiş Baltaoğlu Bahçesi belediyeye kazandırılmıştır. Ayrıca 3 adet Zindankale civarında, diğerleri ise Muhacir Pazarı ve Gazi Alemşah Mahallesi'nde olmak üzere 9 parça arsa belediye namına satın alınmıştır.İstasyon caddesi üzerindeki Atatürk Anıtı ve etrafındaki bahçenin tesis ve tanzimi yapılmıştır. Anıt yakınındaki harap belediye bahçesinin mozaik duvarlarla çevrilmiş ve tak gibi yaptırılan büyük kapısı, güney yönünden genişletilerek tanzim olunmuştur. Şerafettin Cami yakınında yeraltına asri bir hela yaptırılmıştır. Ayrıca Selimiye Cami civarında ve çarşı içinde iki asri hela daha yaptırılmıştır. Sanat enstitüsü önündeki medrese yeri park haline getirilmiş ve tanzim edilmiştir. Şerafetin camiinin güney yönündeki kabir yerinin bahçe halinde tesviye ve tanzim edilmiştir. Gazi Alemşah Mahallesi'nde Fahrettin Paşa bahçesinin tesis, tanzimi ile burada bir havuz ve çeşme inşası tamamlanmıştır. Alaaddin Tepesi'ndeki şimdiki Orduevi yerindeki iki kilise ile Hıristiyan mezarlığının ve yıktırılan saat kulesi enkazının tamamen temizlenmesi ve tepenin ağaçlandırılması tamamlanmıştır. Birisi Kapı Camisinin bitişiğinde, diğer ikisi de Aziziye Camii bitişiğinde 3 çeşme ile Zafer Çeşmesi, Hastane Caddesi'ndeki çeşme yaptırılmıştır. Hükümet Konağı'nın batı cihetindeki Kümbet ile halk arasında sidiklik denilen tevkifhane binası çevresindeki binaların o zamanki jandarma koğuşuna kadar kaldırılarak yerlerinin meydan ve yol halinde tanzimi yapılmıştır. Şerafettin Camii'nin güneyindeki kümbetin kaldırılarak mihrap kısmının dıştan kümbete bitişik olan tarafı aynı cinsten Gödene taşı ve malzeme ile esas inşa tarz ve şekline uygun olarak yapılması ve iki pencere arasının alt kısmına caminin inşa tarihine kitabenin konulması sağlanmıştır. Şehir içindeki su birikintilerine sebep olan bir çok yerde çukur yerlerin doldurulması ve bilhassa kışla civarında göl halindeki bataklığın kurutulması tamamlanmıştır. Meramda su baskınından yıkılan Müftü Gediği'nin tamamen taştan olmak üzere yeniden inşası ile Server Yöresi'nin sel basmak tehlikesinden kurtulması sağlanmıştır. Su komisyonu Mukbil ve Bey pınarı suyunun Dere köyü içinden geçen 1.5 kmlik kısmının güzergahı değiştirmiş olmasından dolayı su akımı kesintiye uğramış ve sular geriye tepmiştir. Bu hata yeni istimlâkler yapılarak yeni bir güzergahta yeniden borular döşenmek suretiyle düzeltilmiştir. Alaaddin Tepesi'ndeki büyük depoya ek olmak üzere 250 m3 hacminde yeni iki depo inşa olunmuştur. Bu arada bazı su yollarının ve eski su deposunun da onarımı yapılmıştır. Şehrin su planları David Gruve adındaki bir Alman mühendise gelecekte ki ihtiyaçlar da gözetilerek, 100 bin nüfus üzerinden nüfus başına 120 lt isabet edecek şekilde tanzim ettirilmiş Ve bu plan Sağlık Bakanlığının tetkik ve tasdikinden geçmiştir. Daha sonraları Alaaddin Tepesi'ndeki su depolarının çatladığı ve su sızdırdığı konusunda Kazım Gürel hakkında basında tenkit yazıları çıkmıştır. Kazım Gürel ise bu tenkitleri şöyle cevaplamıştır; "Depoları kendisinin yaptırmadığını, onların keşif ve planlarını Konya Ovası Sulama İdaresi yüksek mühendislerinden Nazmi Bey tarafından yaptırıldığı ve Sağlık Bakanlığının tasdikinden sonra eksiltme usulü ile ihaleye konduğu" belirtmektedir. Kazım Gürel "inşaatın bitiminden önce de belediye başkanlığından ayrıldığını ve bu işte bir hata olmuşsa yahut geçici ve kesin kabullerinde dikkat gösterilmemişse kabahatin kendisine ait olamayacağını" söylemektedir. Ve ekleyerek "Alaaddin Tepesi suni olduğu için bazı sakatlıkların olabileceğini ve hatta Ferit Paşa'nın yaptırdığı büyük deponun kısmen tepenin içine gömülü olduğu halde yine de sakatlıkların önünün alınamadığının ve defalarca onarımlar yapıldığı halde daim tamirata ihtiyaçlar gösterdiği" bildirmektedir. Şehir içindeki su tevzi şebekesi Çayırbağı Suyu geldiği zaman o günkü su miktarına ve ihtiyaçlara göre vücuda getirilmiştir. Bu ev şebekesinden sonra getirilen Mukbil, Bey Pınarı Tutlu sularının miktarına ve gelecek zamanların ihtiyacına göre düzenlenmediği için uzak mahallelere çok zaman su akmamakta basınç kaybolmaktadır. Çayırbağı suyu yönündeki boruların doğal ömürleri bitmek üzere olduğundan şehir ağır bir su sıkıntısı ile karşı karşıyadır.Bu devre içinde şehir dahilinde 10.091 metre yeni baştan yapılmış, 11.109 metre tamir edilmiş parke kaldırım (yaya kaldırımı) yapılmıştır. Ayrıca 37.650 metre yeni baştan yapılmış, 23.800 metre ise tamir edilmiş şose yol yapılmıştır. Bunun dışında 56.900 metre yeni baştan, 33.100 metre ise tamiren adi kaldırım vücuda getirilmiştir. 48.200 metre kaldırım ise, çeşitli mahalle halkına kamilen taşları, kısmen kumları belediyeden sağlanmak şartıyla yaptırılmıştır. Şehir içindeki lağımlar yer yer tamir edilmiştir. Hükümet meydanından Alaaddin Tepesi'ne kadar 500 metre uzunluğunda ve 26 metre genişliğinde büyük bir cadde açılarak parke taşları döşenmiştir. Ortasındaki refüşler de yaptırılmıştır. İstasyon Meydanı'ndan Anıt Alanı'na kadar olan 850 metre uzunluğundaki İstasyon Caddesi 20 metre olacak şekilde genişletilmiştir. Buğday Pazarı ve Saman Pazarı arasındaki dar sokak 20 metreye varacak şekilde genişletilmiştir. Eski Polis okulu önünden hapishane caddesine çıkan yol 20 metre genişletilmiştir. Larende civarındaki İhtiyarüddin Mahallesi'ndeki çıkmaz sokak ile Piri Paşa Mahallesi'ndeki Piri Paşa çıkmaz sokakları açılarak çıkar hale getirilmiştir. Hastane Caddesi genişletilerek 20 metreye vardırılmıştır. Bu genişletme esnasında yol içinde kalan su kanalı kuzeye çekilmiştir. Şehir içindeki 4 yerde yeniden meydan açılmış eski 2 meydanla 3 mevkideki bahçelerde genişletilmeler yapılmıştır. Bu devre içinde 21.000tllik istimlak yapılmıştır.Bu devirde belediye yazı ve hesap işleri ayrılmış, hesap işleri müdürlüğü kurulmuştur. İlk defa muhasebe-i Belediye talimnamesine göre kayıt ve hesaplar tutulmaya başlanmıştır. Sağlık kadrosu 2 misline çıkarılmış itfaiye ve zabıta müdürlükleri kurulmuş, temizlik kadrosu 5 misli genişletilmiş temizlik işleri ve itfaiyeye araçlar alınmıştır. Şehrin elektrik imtiyazı meşrutiyet devrinde yerli bir müesseseye verilmiş olup, 1 Dünya Harbi'ni takip eden günlerde bu müessese taahhüdünü yerine getiremediğinden sözleşmesi Milli Hükümetçe feshedilmiştir. Daha sonraları şehrin elektrik ihtiyacını belediye üzerine almıştır. 500.000tl lik bir anonim şirket kurularak elektrik imtiyazı bu şirkete devredilmiştir. Bu şirkete belediye 150.000tl ile iştirak etmiş olup, Konya Valiliği özel muhasebesi de belli bir miktar para ile iştirak etmiştir. Bundan başka bu anonim şirkete halktan ve 125.000lik yabancı sermaye temin olunmuştur. Ayrıca mevcut mezbahada devamlı temizlik ve kontroller yapılmıştır. O zamanlar Konya'ya yılda 250 bin küçükbaş, 30 bin büyük baş kasaplık hayvan gelmektedir. Bu cihetten Konya'da yeni bir mezbaha yapılması ihtiyacı doğmuştur. Bu mezbahanın planları bu devre yapılmıştır. Belediye alacakları tamamen tahsis edilmiştir. Şehirdeki Sağlık tesislerine İslam Eserleri Müzesine Özel hayvan hastanesine diğer hayırlı cemiyetlere para yardımında bulunulmuştur. Konya telgraf ve Konya posta Baş müdürlüğüne bina yapılmak şartı ile arsa temin edilmiştir. Ziraat Bankasına belediyece arsa verilmek suretiyle şube binasının yaptırılması temin olunmuştur. Eski bina iki sene evvel meydan yapmak için yıktırılmıştır. Şehrin büyük bir biçimde toz derdi vardır. Şehirdeki kerpiç bina inşaatının önlenmesi dolayısıyla tozun azaltılması için taş fiyatlarında ucuzluk sağlamak maksadıyla Sille taş ocaklarına bir dekovil hattı yapılmıştır. Şehir içindeki adi yollarla adi kaldırımların ve şose yolların yerine parke kaldırım yapılması tozu azaltmıştır. Ayrıca civardaki granit ocaklarının belediye namına ruhsatları alınmış, Kaymakamlık vasıtası ile Bandırma'dan 3 parke ustası ile İstanbul belediyesinden bir parke döşeme ustası getirtilmiş ve bunların yanında yerli ustalar yetiştirilerek ilk defa hükümet meydanından Alaaddin Tepesi'ne kadar büyük cadde ile Anıt etrafında parke kaldırımı yapılmıştır. Şehrin ağaçlandırılması hususunda iki fidan bahçesinde yetiştirilen fidanlar umumi yollara meydanlara ve boş yerlere diktirilerek ayrıca halka da parasız verilerek şehir ağaçlandırılmıştır.
1868 KONYA ÇARŞI YANGINI
M. SABRİ DOĞAN
Koyunoğlu Müze Araştırmacısı, Konya-2002. Miladi 1868 yılı Sonbahar aylarından bir gündü. Çarşı harıl, harıl alış veriş ile meşguldü. Harmanı kaldıran köylüler şehre gelerek alış verişe başlamışlardı. Dolayısıyla çarşı piyasasında bir yaz durgunluktan sonra yeni, yeni canlanmaya başlamıştı. Geçen kış ve baharın tüccardan veresiye aldığı malın bedelini ödemekle beraber, kış ihtiyacından bilhassa manifatura ihtiyacını almakla meşguldü. Tren o tarihlerde daha Osmanlı İmparatorluğunun sınırlarında içeri henüz girmemiş olduğundan ticari nakliyat tamamen develerle tapılmaktaydı. İstanbul'dan ticari mal ancak bir veya iki aya yakın bir zamanda Konya'ya gelmekteydi. Konya Çarşısı ise bugünkü Kapı camisi ile etrafındaki dükkanlar dahil, Aziziye camisi yerindeki Yüksek camiinin etrafı ve hükümet arasındaki derme-çatma salaş dükkanlardan ibaret olup, Sultan Selim camii yanındaki Yusufağa kitaplığı karşısındaki Derihane ile eski buğday pazarı denilen yere kadar uzanmaktaydı. Çarşıdaki dükkanların hemen hepsi ahşap olup, üzerleri kara örtü dediğimiz toprak örtülü damlardan ibaretti. Kapı camiinin güney kısmına ise şehrin odun pazarı yeri denirdi. Merkep, deve, kağnı gelen odunlar burada yığılır ve satış yapılırdı. Çarşıda dükkanlar ahşap olup sokaklar çok dardı. Öyle ki dükkan kepenkleri aşağıdan yukarıya örtülü tahta kepenklerle kaplı olup, kepenkler gündüzleri altlarına dilmeler konmak suretiyle bir nevi sedir vazifesini görür, gelen müşteri bu peykelerin üzerine oturarak alış, veriş yapardı. Esnaf sedir kepenkleri kurdular mı arada iki kişinin geçeceği kadar bir yol kalırdı. Esnaf birbirlerine karşılıklı tabaka ikram eder müşteri bulunmadığı zaman hoş, sohbet ederlerdi. Gayrimüslim vatandaşların dükkanlarında sandalye, masa gibi bazı mefruşat bulunurdu.Şehirde belediye teşkilatı vardı. Belediye reisi de o sıralarda eşraftan, daha sonraları Konya'yı 1293 Meclis-i Mebusanında temsil eden ilk mebuslardan Mümtaz Korunun dedesi Hacı Fasıh efendi idi. Reisten başka belediyede bir katip, iki zabıta memuru ile bir odacıdan ibaretti. İtfaiye ve temizlik işleri dairesi yoktu. Halk ve esnaf evinin ve dükkanının önünü süpürüp sulamak ve temiz tutmak mecburiyetinde idi. Ayrıca bir eski bir tulumbadan ve bunu ek bir iş olarak kullanan zaptiyelerden oluşan teşkilat vardı.Artık yazın yavaş, yavaş bitmeye başladığı güz aylarından bir günün akşam ezanına yakın bir zamanda çarşı esnafı yavaş, yavaş dükkanlarını kapayarak evlerinin, bağlarının yolunu tutmuşlardı. Hele bağda oturanlar ikindiden sonra dükkanını kapayarak ortalık kararmadan bağında bulunması şarttı. Çarşıda kimseler kalmadı denilse caizdi. Açık kalan birkaç aşçı dükkanı ile bir iki kahve-çay ocağı kalmıştı. O gün ikindiden sonra hafiften başlayan bir rüzgar gece yarısına doğru şiddetini artırmıştı. Koca şehir derin uykuya dalmıştı. Saat gece yarısına doğru rüzgarın sesine kabristanda dolaşan, uluyan köpeklerin sesi insana ayrı bir ürperti veriyordu. 25.000 yakın şehir nüfusundan ortada dolaşan hemen, hemen kimsecikler yoktu. Kapı camii civarındaki bir kahve ocağında, ocakçı akşamdan ateşini iyice söndüremediğinden ocaktan sıçrayan bir kıvılcım evvela kenardaki havlu parçasıyla, altta duran üzeri kaba hasır örtülü alçak iskemleyi yakmaya başlamıştı. Oradan masalara, duvar ve tavana sirayet ederek ateş genişlemiş ve kepenklere sirayetle dışarı çıkan ateş şiddetli rüzgarın da tesiri ile hemen iki koldan genişlemeye başlamıştı. Bir kol Aziziye Camii (Yüksek Camii) istikametinde, diğer kolda Hükümet binası istikametindeki dükkanları sarmaya başlıyor ki bu sırada çarşı bekçisi olayı görerek hemen hükümet dairesi yanında bulunan zaptiye koğuşuna haber verdi. Zaptiyeler dairede mevcut emme basma tulumba ile kazma, kürek ve kancalarla yangın yerine vardılar. Fakat yanaşmak acaba mümkün mü, cehennemi bir hararet gökyüzüne çıkmış ve kesif dumanla karışık kızıl alevler şehrin semalarını sarmıştı. Gökyüzü kızıl renkle aydınlanmış, korkunç siyah dumanlar Sultan Selim ve Şerafettin Camileri istikametlerinde kıvılcım saçarak dağılmaktaydı. Mahallelere dağılan tellallar çarşının yanmakta olduğunu halka duyurdular. Vali Ahmet Tevfik Paşa, Belediye reisi Hacı Fasıh efendi, Postnişin Sadrettin Celebi efendi, eşraftan Hacı Abdurrahman efendi, mecidiye Ali efendi, Hacı Ferhat gibi kimseler toplanmışlar ateşin söndürülmesi hususunda halkın da yardımı ile bir kısım dükkanları yıktırarak ateşi önlemek isterlerse de maalesef başarılı olamadılar. Cezaevindeki mahkumlarda getirilmiş çalışmalara katılmıştı. Yataklarından fırlayan bazı esnaf deli gibi sokaklarda koşarak yangın yerine geliyordu. Ya dükkanının kül olduğunu veya yanmakta olduğunu görerek çılgına dönüyordu. Bir avuç eşya kurtarmanın acaba imkanımı vardı. Bir kere sokaklar dar, yangın bütün şiddeti ile devam ediyordu. Bu cehennemî yere girmeye kimse cesaret edemiyordu. Henüz yanmayan bazı dükkanlardan kurtarılan eşyalarda sokaklar dar olduğundan yolu tıkıyor, gelip geçmenin imkanı kalmıyordu. Nitekim bütün çarşı göz göre, göre ateşin doymak bilmez tahribine terk ediliyordu. İtfaiye teşkilatı olmadığından, zaptiyelerin yıktığı dükkanların enkazı kaldırılmadan sıçrayan kıvılcımlar, kibrit gibi olan bu yıkıntıları tutuşturarak yangını büyütüyordu. Koca şehirde gelişmiş bir su tesisatı yoktu. Dutlu suyu künklerle şehre gelmiş durumda ise de o da yalnız Mevlana dergahına ait olup, müsaade ile dergah civarında birkaç çeşmeye ve imtiyazlı evlere verilmişti. Şehir halkının ekseriyatı su ihtiyacı kuyulardan temin ediyordu. Ayrıca su ihtiyacı Meram çayının kenarında yapılan ufak dinlendirme sarnıçlarından karşılanırdı. Yangının söndürülebilmesi için çok suya ihtiyaç vardı. Fakat kuyulardan çekilen sular yetersiz kalıyordu. Kuyular oldukça derin ve suları azdı. O zamanın en bol sulu kuyusu bugünkü Özel İdare Binası bahçesindeki büyük kuyu idi. Fakat yangına bir hayli mesafede bulunmasından ötürü kolay, kolay buradan su getirmenin imkanı yoktu. Kapı camisinin tavanı korkunç bir gürültü ile çökerken alevler birkaç misli daha göklere yükseliyordu. Aziziye camisinin tahta minaresi ile damı aynı şekilde çökerek etrafa korkunç dakikalar yaşatıyordu. Sabah namazı zamanı yangın önünde yakıp, yıkacak yiyip yutacak bir şey bulamadığından alevlerini kısmış, bir çok yerlerde içten içe yanmaya devam ediyordu. Şehrin manzarası şöyle idi; henüz yeni doğmuş güneşin ışıkları kül haline gelen çarşının enkazından tüten dumanların güney-doğu istikametine uçuşup giderken şehrin üzerine donuk bir ışık aksettiriyordu. Yangının bir ucu Sultan Selim camii civarından kapı camisinin güney-batısı istikametine, diğer ucu kapı camisinden hükümet binasına kadar koca bir şehrin çarşısını bir gece içerisinde kül edivermişti. İki cami-Kapı Camii yerindeki İhyaiye camii ve Aziziye Camii yerindeki ahşap Yüksek Camii, Hükümet binası ile Belediye dairesi dahil 350-400 dükkan sanki bir gün evvel şimdi dumanı tüten bu sahada yokmuş gibi kül olup gidivermişti. Yalnız Kapı Camii etrafında 180-190 yakın dükkan kavrulup gitmişti. Esasen akşamdan beri yardımcılığını da yapan rüzgarda sanki vazifem bitti der gibisine ortadan kaybolmuştu. Enkazlardan tüten dumanlar gelip geçenin gözlerini yaşartıyor, genizlerde acı öksürükler çıkıyordu. Ama olan olmuş, yanan yanmıştı. Artık ne kadar dövünülürse beyhude olup ele bir şey geçmezdi. En iyisi bir an evvel enkazı ortadan kaldırmak, şehri modern bir şekilde yeni baştan imar ve tanzim etmek gerekiyordu. Başta Vali Ahmet Tevfik Paşa olmak üzere şehirde bir imar komisyonu kuruldu. Vilayet nafıa müdürü gayri Müslim bir mühendis olup, ona şehrin çarşı planını bugün gördüğümüz şekilde çizdirildi. Atarlar, yağcılar, tenekeciler, demirciler, toplu ve ayrı yerlerde esnaf çarşıları tesis edilerek yollar geniş, dükkanlar ızgara planı şeklinde bir hizada ölçülerek sahiplerine taksim edildi ve inşaata başlandı. Vali Ahmet Tevfik Paşa, Belediye Reisi Hacı Fasih efendi ve Postnişin Mevlana Sadrettin Celebi efendi el ele vererek, müşterek çalışmaları sayesinde bugün gözümüze ufak gelen fakat o gün için ihtiyaca fazlasıyla kafi gelen modern çarşı, iki sene içinde tamamen inşa edildi. İnşaatdan sonra şehrin kanalizasyon işi de ele alınarak ekseri yerleri iki metre boyunda bir metre genişlik gösteren kanalizasyon, kale taşları artıklarından inşa edildi. Asmalı Camii dediğimiz Hatıp Sultan Camisinin 150-200 metre doğusuna kadar üzeri taşlarla örtülerek devrin en modern kanalizasyonu meydana geldi. Çarşı suları ve lağımlar bu kanalizasyona bağlandı. Yolların büyük bir kısmına Arnavut Kaldırımı ile döşendi. Halkın yardımı ile 1872 senesinde Kapı Camii bugünkü şekli ile inşası tamamlanırken, bu tarihten üç yıl sonra yine halkın yardımı ile bugünkü Aziziye Camisi inşa edildi. Adına "Yüksek Cami" yerine devrin padişahının adına izafeten "Aziziye" denildi. Yangından 16 yıl sonra, yani 1884 tarihinde Mehmet Sait paşa nüfus başından 5 kuruş iane toplamak suretiyle halkın yardımını sağladı ve şimdiki Hükümet binası yapıldı.
17. YÜZYILDA KONYA KALDIRIMLARI
SABRİ DOĞAN
Koyunoğlu Müze Araştırmacısı, Konya-2002.Konya, Osmanlı döneminde bir çok yabancı seyyah tarafından gezilmiştir. Bu gezginlerin yazdıkları seyahatnamelerden o zamanki Konya şehir dokusu hakkında çok önemli bilgiler elde etmemize rağmen Belediye hizmetleri hakkında çok az bilgiye rastlamaktayız. Rastladığımız bilgiler ise Osmanlının son zamanlarına dair gayet kısıtlı bilgilerdir. Bu bilgilerde ortaya çıkan medeni bir şehrin vazgeçilmez bir unsuru olan kaldırımların olmadığı bir şehir olduğudur.Yalnız akıldan çıkarılmamalıdır ki bu yabancı seyyahların "Konya'dan kaldırımsız bir şehir diye bahsettikleri" zaman dilimi Osmanlı'nın son zamanlarıdır. Bir taraftan uzun süren savaşlar ve zorlaşan ekonomik koşullar, diğer taraftan destanlar yazdıracak kadar sert geçen iklim nedeniyle oluşan kuraklık ve kıtlık, haliyle belediyecilik konusunda gerekli yatırım yapılmamasına neden olmuştur.Bu devirde yalnızca belediyecilik konusunda değil, bir çok konuda çöküş ve sona gidiş yaşanmaktadır. İşte Anadolu'yu, Osmanlı'nın son zamanlarında gezen yabancı seyyahların gördüğü yıkılmak üzere olan bir imparatorluktur. Ve bu manzarada kaldırımlar yoktur. Haliyle bu manzara karşısında günümüzün bazı araştırmacıları ve düşünürleri, Osmanlı İmparatorluğunu ve o zaman Osmanlının temsil ettiği İslam Medeniyetini "kaldırımları olmayan bir medeniyet" olduğu kanısına kapılmışlardır. Halbuki gerçek öyle değildir. Geçmişte Osmanlının en kuvvetli olduğu zamanlarda, şehirlerde kaldırım yapıldığı ve bu kaldırımların devamlı suretle tamir gördüğü ve bu uğurda teşkilatlar kurulduğu tarihi bir gerçektir.Bu konu ile ilgili Konya'dan önce İmparatorluğun Başkenti olan İstanbul'dan birkaç örnek verecek olursak konu daha iyi anlaşılacaktır. Ahmet Refik'in Hicri On Birinci Asırda İstanbul Hayatı adlı, 1935 basım tarihli kitabın 13. sayfasında, 17. yüzyılda İstanbul'da Kaldırımların ve sokakların temiz tutulmasına dair bir padişah fermanı ile ilgili bilgiler vardır. Bu fermanda anlatılanlar şöyledir; Mahruse-i İstanbul kadısına hüküm ki Ehl-i sukdan ve gayriden niçe kimesneler bazı yerlerin kaldırımın bozup karizler çıkarup yapdırmayup ve bazılar dahi yaya kaldırumın bozup evinde olan çirkabı taşra akıtmağla mürur ve ubur iden hamal bargirleri Müslümanların üzerine sıçratmakdan hali olmadıkları ecilden men' olunmak emir idüp buyurdum ki...vardukda bu babda gereği gibi mukayyed olub mühkem tenbih ve te'kid eyliye sinki minba'ad çirkapların evlerinden taşra akıtmayalar ve kariz içün kaldırım bozanlara dahi giru tamir ettirüb bozuk kodurmıyasın Badettenbih eslemiyenlerin şer'ile mühkem haklarından gelesin ki sayire mucib-i ibret ola Fi 2 cemaziyelahir 1002.Aynı yazarın On Altıncı Asırda İstanbul Hayatı adlı, 1935 basım tarihli başka bir kitabının 61. sayfasında ise; İstanbul'da vakıf dükkanların önlerindeki kaldırımların tamirine dair bir ferman yayınlanmaktadır. Bu fermanda anlatılar ise şöyledir;İstanbul kadısına hüküm ki Hala mahsure-i İstanbul'da vaki olan esvakın ekseri vakıf dekakin önünde vaki olub kaldırımları haraba müşrif olub tamir olunmıyub cümleden Mutaflar çarşısının kaldırımları ziyade harab olub tamire muhtac olmağın eğer zikrolunan çarşulardur ve eğer Ayasofyaya müteallik vakıf dekakinin önünde vaki olan kaldırımlardır cümlesin evkaf mütevellilerine tamir ettirilmek emir idüb buyurdum ki Hassa mimarlarımdan Mehmed Subaşı vardukda bu babda mukayyed olub mahsure-i mezburede vaki olan Selatin evkafı ve sayir mütevellilerin ihzar eyliyüb dahi herbirine muhkem tenbih ve te'kid eyliyesin ki her biri mütevelli olduğu vakfın dükkanları ve odaları önünde vaki olan harab kaldırımları müşarünileyh mimar marifeti ile tamir idüb harab komıyalar Badettenbih harab kalan kaldırımlar vakfa müteallik olursa emr-i şerifim mucebince tamir olunmayub mütevellileri ihmal ewyliye her kim olursa süddei saadetime arz eyliyesin ki tevliyetleri ahare virile Bu hususda gereği gibi mukayyed olub emr-i şerifimin icrasında envai sayü ikdam eyliyesin ve bu hükm ü şerif-i sicilli mahfuza kayıd eyliyesinki dayima mazmumu ile amel oluna Fi 11 Şevval 980/14 Şubat 1573 Gene aynı kitabın 67. sayfasında Kaldırımların tamiratını yapan Kaldırımcıların nizamnamesi ve gündeliklerine dair bir ferman yer almaktadır. Bu fermanda anlatılanlar şöyledir; Mimar başına hüküm ki mektub gönderüb mahruse-i İstanbul'da vaki olan kaldırımların taşı kaldırımcılar yanından alub müceddeden kaldırım yapdırıldıkda fethi hakaniden beru her ziraı altışar akçeye ve mahlut olan kaldırımların her ziraı dörder akçeye işlenügelüb içlerinden biri kaldırımcılar kethüdalığı bana verülürse mahlut olan kaldırımların ziraını üçer akçeye işledeyin deyu uhdesine alub birkaç kaldırımın meremeti vaki oldukda hasılı harcına kifayet itmameğin bir iki ay tecavüz itmeden firar idüb sonra her kande kaldırım meremetı vaki olursa hazırda olan beha üzre üçer akçeye işlenüb lakin taş ve alat ziyade behaya çıkub eyledükleri işi milk taşından işlemeyüb az zamanda harab olub tekrar termim olmağla nice akçe gidüb malı miriye külli zarar müterettib olub bu husus içün kaldırımcılar kethüdası getürilüb böyle olmağa bais nedir deyu haklarından gelinmek murad olundukda her sene behaya çıkub medyun olduk Bu minval üzre işlemeğe takat getürmeziz didüklerinde çaşni tutılub cedid kaldırım taşı ve alatları hisab olundukda her ziraı sekizer akçeye ancak elvirüb zararları mukarrer olmagin her kande meremet olunursa üç sene tecavüz etmeden giru harab ola ol kaldırımları işledikleri kaldırımın behaları üslub u sabık üzre virilmek içün emri şerif virilmek recasına arz eyledüğü üzre amel olunmasın emir idüb buyurdum ki müceddeden kaldırım vaki oldukda her ziraı sekizer akçeye ve mahlut kaldırım vaki oldukda dahi üslub u sabık üzer dörder akçeye işledüb ve yaya kaldırımları dahi yapılmak lazım geldikde madamki Şehir Emini üzerine varmıya kaldırımcılar değmiyeler ve kaldırımcılara müceddeden olan kaldırım sekizer akçeye ve mahlut olan kaldırımlara dörder akçe alındıkdan sonra şöyleki kaldırımı harc ve moloz taşile bina idüb gözden saklar üç yıl mürur itmediyen harba müşrif ola meremeta muhtac yerlerin kaldırımcılara tazmin itdirile Bu minval üzer oldukdan sonra fermanı hümayunuma muhalefet idenleri yazub arz eyliyesin Fi 20 Safer 997/8 ocak 1589 İstanbul'la ilgili belediyecilik ve dolayısıyla kaldırımlarla ilgili bilgiler verdikten sonra Konya'daki Belediyecilik hareketlerinden kaldırımlarla ilgili bilgilere gelecek olursak en son şu noktaya varırız. Eğer Mevlana Müzesindeki Konya şer'iyye sicilleri çok dikkatlice incelenirse Osmanlı dönemindeki Konya şehir dokusu hakkında çok önemli bilgiler elde edebiliriz. Bu bilgilerden 17 yüzyılda şehir dokusunun ve yapılaşmanın tesadüfi oluşmadığı, tersine sistematik bir şekilde hazırlanan alt-yapı kavramının mevcut olduğu ortaya çıkar. Bu konuda araştırma yapan Yusuf Oğuzoğlu, Ankara'da 23-27 Mayıs 1988'de yapılan VI. Araştırma Sonuçları Toplantısında sunduğu "Konya'da Mevtana Müzesi'ndeki Şer'iyye Sicillerine Göre 17. Yüzyılda Konya Şehir Dokusunun Özellikleri" bildiride bu konuya değinmektedir.Bu bildiriden anladığımıza göre Konya Mevlana Müzesindeki bir sicil kaydından ( Konya şer'iyye sicilleri 19/146 ); "1683 yılında Elhac İshak Efendi tarafından şehrin en işlek iki kapısı olan Ertaş ve At-Pazarı kapıları yakınındaki Buğday Pazarından Semerciler Çarşısı'na kadar kaldırım inşa edilmiştir. İlgili sicil kaydında bu kaldırımın geçtiği on dört mevazi'de taş köprü bina olduğu belirtilmektedir. Böylece muhtemel su birikintilerine ve akıntılara karşı da önlem alınmış olduğu ortaya çıkmaktadır." Bu bildirideki şer'iyye sicilinin ( 19/146 ) tamamı şöyledir; İzzetli İshak Efendi Hazretleri döşettirdiği kaldırımın keşf hüccetidir. Mahmiyye-i Konya sakinlerinden kıdvetü erbabı't-tahrir ve'r-rakm umdet ü ashabü't-takrir ve'l-kalem izzetli ve sadetli el-hac İshak Efendi Hazretleri taraf-ı alilerinden husus-u ati'z-zikre vekil-i şer'ileri olan Fahru'l-a'yan izzetli Abdülbaki Ağa meclis-i şer'i şerife gelip takrir-i kelam edip bundan akdem muma ileyh el-Hac İshak Efendi Hazretleri için mahmiy ye-i merkumenin şimal tarafında Musalla kurbunda vaki' Dikilitaş ile çeşme ma beyninde Mahmud Efendi sokağında Ertaş kapısına varınca ve yine Mahmud Efendi sokağından At Pazarı kapısı kurbunda Buğday Pazarınsa varınca Buğday Pazarı kurbunda olan kadim köprüden Semerciler köşesine varınca binalardan ustad Ahmed b.Murad ve Ali b. Mehmed ve Şahin b. Kurt ve diğer Ali b. Ahmed nam kimesneler döşediği kaldırımın canib-i şer'den üzerine varılıp mesaha ve tahrir olunmak taleb derim dedikde canib-i şer'den Fahru'l-müderrisin Mevlana Muhammed Efendi Ta'yin olunub ol dahi zeyl-i kitabda masturu'l-esami olan müslimin ve bennalardan mezburun Ahmed ve Ali ve Şahin ve diğer Ali ve mimarlar başı el-Hac Osman ile zikr-i murureden mevezla varıp mesaha eylediklerinde her ip benna zira'ıyla kırk zira' olmak üzere kırk altı ipten sekiz zira' eksik olup sekiz zira' dah bazı mevazi tulen 1840 zira' var arzan 8 zira' kaldırım ve murrakkep olmakla cem'an tulen on dört mevzi'de Taşköprü bina olduğunu müşahede eylediklerini Mevlana mezbur mahallinde tahrir edip ba'dehü mean irsal olunan recep ile meclis-i şer'a gelip ala vuku'ihi haber verdiğinden ma vaka'a bit-talep ketb olundu Fi!l-yemi's-salis ve'l-ışrin min şehr-i recebi'l-fert li sene erbaun ve semanin ve elf. (1074 )Es-seyyid İsmail Çelebi ibni es-seyyid Pirli Abdullah Hafife ibni el-hac Mehmed, Mehmed b. Abdullah, Muharrem b. Abdullah, Şahin b. Abdullah veli bin Şaban Ayrıca ikinci bir şeri'yye siciline göre ise (Konya şer'iyye sicilleri 16/91); Aynı şekilde Kaldırım konusunun şehrin başka kesimlerinde de alt-yapı öğesi olarak yer aldığını görmekteyiz. "1672 yılında Mevlana zaviyesi yakınındaki Kiremidli Handan Şehir Irağına kadar kaldırım döşetilmiştir" Sonuçta; İslam Medeniyetini "Kaldırımların olmadığı bir medeniyet" olarak görmek son derece yanlış bir yaklaşımdır. Yukarıda da gördüğümüz gibi değil kaldırım yapmak ve tamir edip korumak, kaldırımları yapanların nizamnamesini bile hazırlayacak kadar belediyecilik konusunda bilinçli bir anlayış ve şehir dokularını ona göre planlayarak oluşturan ilerici bir zihniyet vardır. Ve bu zihniyet; Avrupa'da olduğu gibi, Roma'dan miras aldıkları ve Roma İmparatorlarının güç ve tahakkümünü gösteren cetvelle çizilmiş şehirler oluşturmak yerine cetvelle çizilmemiş doğayla iç içe, insan fıtratına uygun fakat toplumun tüm ihtiyaçlarını karşılayacak şehirler oluşturmasını bilmiştir.