KONYA NİNNİ VE MANİLERİ

NİNNİ VE MANİLER

Annelerimizin beşiklerimizin yanında, salıncaklarımızın başında uyutmak için söyledikleri ve yavrularına iyi dilekleri konu alan şarkılara ninni denir.

Ninniler

Al babası al babası
Yağlığımı sar babası
Oğlun mektebe hazırla
Kitap al da sal babası

Dandin dandin danadan
Doğmuş bebek anadan
Böyle güzel doğar mı
Öyle çirkin anadan

Derin gölde biter kamış
Uzar gider vermez yemiş
Benim oğlum safi gümüş
Kuzum nenni yavrum nenni

Hey develer develer
Peynirlidir pideler
Yedi yedi dedeler
Hani bize dediler
Oğluma uyku verdiler.

Destan, Koşma, Türkü gibi milli nazım şekillerinden biridir. Lirik şiirlerin en güzeli manilerdir. Dörder mısradan meydana geldiği için maniye dörtleme de denir. Konya'da kadınlar, kızlar bir yere toplandıklarında, evvelce yazılmış manilerin içinde bulunduğu bir torbayı ortaya getirirler ve çocuklardan birine herkesin talihine kura çektirirler. Çıkan kağıtları hanımlardan biri okur. Manisi iyi çıkan sevinir, iyi çıkmayan kederlenir ve böylece hoş vakit geçirilmiş olurdu.

Mâniler

Açıldı hep çiçekler
Uçuşur kelebekler
Ne çiçek ne kelebek
Gönlüm hep onu özler
Asmada kuru dal var
Güzelde pembe şal var
Beni sana vermezler
Var git Allah'a yalvar
Ah buğdayım buğdayım
Sereyim kurudayım
Geçme kapım önünden
Ben seni unudayım
Elek üstünde elek
Aman vermiyor felek
Benim de bir yarim var
Dünya da huri melek
Bu gün günlerde Salı
Belinde acem şalı
Gören çeksin maşallah
Kimin var böyle yari
Şu dağlar kirec olsa
Davarı erkec olsa
Güzel çirkin istemem
Sevdiğim güleç olsa
Hey çiftçiler çifçiler
Öğendire dürttüler
Sen gibi mâniciyi
Beş paraya ettiler
Yandım yandım kül oldum
Bir esmere kul oldum
Kuş dili bilmez iken
Öğrendim bülbül oldum.
Davras yörük evleri
Şehirdedir beyleri
Hacı Çetme'ye gelmiş
Oynar, güler dilleri.

KONYA'DA EDEBİ ÖRNEKLER

KONYA METHİYESİ

Aşk u şevkle kurulmuştur binâsı Konya'nın
Anın içûn bâd-ı Cennettir hevâsı Konya'nın
Hıcrile mahbûbunu kılmış müzeyyen âşıkı
Davet etmiş destine almış Hüdâsı, Konya'nın

Hor gezer âdemleri emmâ veli irfân olur
Hafızı gayet çeri, âlimleri umman olur
Hasılı ol katre âbın nüş eden arslan olur
Galiba toprağının bu iktizâsı, Konya'nın

Açtı candan yâreyi gûş eyledik neyle kudüm
Biz anın dervişiyiz inkârımız yok bil-umüm
Şah-ı kutb'ul ârifin'dir Hazret-i Mollâ-yı
Rûm Şüphesiz makbûl Hak'tır evliyâsı, Konya'nın

Bülbül elhan eylemez bu beldede vakt-ı seher
Zikr-i Mevlâna'ya mâni olmuş ol mürg meğer
Heft-i kişverde hezârân âşık " Ya Hû " çeker
Zümre-i nâdân değildir müptelâsı, Konya'nın

Evliyasın eyleyim dersen bir bir hesab
Eylesem icmal, tafsilin olur bin cilt kitab
Sen de eyla bâb-ı Mevlâna'ya durma intisâb
Ordadır âşıkların açık livâsı, Konya'nın

Konya'da Eflâtun misâli vardır çok ricâl
Gösterir Âyine-i İskenderî'den hûb cemâl
Bulunur civâr-ı Mevlânâ'da erbâb-ı kemâl
Her şebin, rûz eylemiş Şems'in ziyâsı, Konya'nın

Kış olunca donanır ahbâbile vahdet-hâneler
Kurulup pazar-ı aşk mamûr olur kâşâneler
Şem'i aşkın yakar pervâz eder pervâneler
Yaz olunca var Meram üzre safâsı, Konya'nın

Aşık Şem'i


GAZEL

Bülbülden nida geldi güllere
Sefasın sürmeden geçti gidiyor
Eftadeler yalın ayak yollara
Ağlayı ağlayı düştü gidiyor.

Bahar Eyyamında bülbül sesinde
Çıkarmış perçemi fimü fesinde
Eyvâh! Gönül kuşu can kafesinde
Pervaz ede ede uçtu gidiyor

Gönüller babında belsin paşasın
Mevlam ömür versin binler yaşasın
Yetiş ey bî-vefa helallaşasın
Şem'i ecel câmın içti gidiyor.

Aşık Şem'i

KONYA

Yoluna kurban olduğum,
Aziz bildiğim evlattan
Şanın, şöhretin dört yana,
Koşa gelmede milâttan....

Dört ufkundan mühür mühür,
Hayaller fışkıran şehir..
Bağrında koca bir nehir
Akadurur, hububattan..

Sen ney, dilinde uhrevi,
Mevlâna'nın aşk alevi,
Dile getir Keyhüsrevi,
Nağmeler sun, Keykubat'tan.

Toprak görünüşü hiçe,
Verdiğin zevk yeter içe.
Ey yeşil taşa, kerpiçe,
Destanlar söyleten vatan...

Feyzi HALICI

KOŞMA
Bir şirin şivekâr aklımı aldı
Melek midir, huri midir yar mıdır
Vücudum şehrine vel vele saldı.
Fiğan mıdır, feryadmıdır zar mıdır.

Henüz girmiş dilber onüç yaşına
Çoğunu bend etmiş sırma saçına
Terlemiş memeler koynun içinde
Elma mıdır, turunç mudur, nar mıdır.

Bağrım yakdı benim ol bağrı çelik
Kesilmiş her yanı sımsıkı ilik
Bir güzelde olmaz böyle güzellik
Penbe midir, sepen midir, kar mıdır

Sururi der hublar tüccarı oldum
Bazar-ı aşk içre birisin buldum
Hasılı ömrümü verdim de aldım
Zarar mıdır, ziyan mıdır, kâr mıdır.

Silleli SURURİ


KOŞMA

Sevdiğim düşürme beni dillere,
Sırrımı aleme ifşadan sakın,
Varupta meylini ellere verme,
Sevdalı başımı kavgadan sakın.

Derdi aşkın gibi bir müşkil beter,
Var mıdır dünyada ey bağrı mermer,
Hatıra gelmez mi ol hul mahşer,
Huzuru divanda davadan sakın.

Silleli SURURİ


KONYA DESTANI

Sabahtan vardım Konya'ya
Baktım cihana uyanık !
Kimi binik, kimi yaya.
Baktım meydana uyanık.

Sabahtan akşama kadar.
Didinir terler, çabalar.
Uyanık bütün babalar.
Oğul, kız, ana uyanık.

Karatay, İnce Minare,
Dolaştım hep birer kere
Her köşeye, her esere
Bakındım râna uyanık.

Baktım tarihe, zamana.
Baktım Alâeddin Han'a
Baktım o büyük insana,
Kılıç Aslan'a uyanık.

Şehirde herkes ayakta,
Kepenekler kaldırılmakta
Askeri, mektebi sokakta.
Baktım her yana uyanık.

Konuşursan bir kelime,
Kavuşursun bin selâma.
Lafızda şive var ama,
Fikirde mâna uyanık.

Alâeddin Tepesi'ne
Çıktım tarihin sesine
Selçukluların türbesine
Baktım amenna uyanık.

Görünmez bir debdebede,
Gönüllerden bir türbede,
Yeşil üsküflü kubbede,
Uyur Mevlâna uyanık.

TECER'im bu nasıl hülya;
Uyanırken gördüm rüya.
Eski Konya, yeni Konya.
Göründü bana uyanık !

A. K. TECER


KUBBE-İ HADRA'DAN

Her etek tennûredir,
Her satır bir sûredir,
Her edâ mânâ demek....
Konya Mevlâna demek !

Gel ki yollar boş değil;
Her nefes ney, her yeşil
Kubbe-i Hadrâ demek
Konya Mevlâna demek !

Türk alırken Asya'yı
Mevleviler Konya'yı
Etmiş istilâ demek.
Konya Mevlâna demek !

Burda yer, gök ihtizaz
Burda boş dönmez niyaz;
Burda yoktur " lâ " demek...
Konya Mevlâna demek !

Kar döner, rüzgar döner;
Yol döner, yollar döner...
Yok bir istisnâ, demek..
Konya Mevlâna demek!

Arif Nihat ASYA


YERKÖPRÜ

Dağları aşarak indik vadiye,
Yolların yenidir canım
Yerköprü Başlangıca doğru bakıp geriye,
Bir hatıra oldun gülüm Yerköprü

Hidroelektirik santrallerin
Gelirdir ülkeme üretkenliğin
Yıllarca eksilmez senin değerin
Torosların süsü yeşil Yerköprü.

Nizameye kapısında bekçisi
Mermerler içinde şirin camiisi
Arkasında koca devlet hamisi
Dağlara yaslanmış büyür Yerköprü

Gezilip görmeye değer bir köşe
Goncalar dağılmış yaramaz işe
Gördüm bir okul ki komadı neşe
Meğer taşımalı olmuş Yerköprü

Seçmâni bu elde ömür tükenmez.
Havası çok güzel, kışı dokunmaz.
Pahalıdır, bu yerlerde satılmaz.
Değerin kaç para canım Yerköprü

Ali Seçmen ÇEVİK


EFENDİM'E MEKTUP

Alev alev yanıp duran içimde
Haşmetindir yâ Hazreti Mevlâna !
Ezer beni her gün başka biçimde
Firkatindir yâ Hazreti Mevlâna !

Gün olur güneşler kaplar cihânı
Bir ilâhi neş'e sarar her yanı
Bulunur her türlü derdin dermânı
Vuslatındır yâ Hazreti Mevlâna

Âşıkların gözyaşını dindiren
Susamış kalblere suyu indiren
Aşkı rûha ışık gibi sindiren
Rahmetindir yâ Hazreti Mevlâna!

Yıllardır kapında bekler bu benden
Keremkâr sultansın, Efendi'msin sen
Eşiğinde bir âciz baş görürsen
NUSRET'indir yâ Hazreti Mevlana

Halide Nusret ZORLUTUNA

KONYA EFSANELERİ

KONYA EFSANELERİ

a) Alaeddin Tepesi : Konya Selçukluların başkenti iken Sultan Alaeddin bir cami yaptırmak istedi, bunun için şehir meclisi şehrin ortasında bir tepe meydana getirilmesinin ve bu tepenin üzerine camiin yapılmasını kararlaştırdı. Bu maksatla bir toprak vergisi kondu. Herkesin hissesine düşen toprağı çuval ve torbalarla getirmesi suretiyle meydana geldi. Camiin inşasına başlandı. Bir gün Sultan Alaeddin tepeye çıktı ve şehir halkının evlerinin damlarında yarı çıplak yattıklarını gördü. Bunun üzerine tepeye yalnız camiinin yapılmasını, sarayın ise tepenin eteklerine inşasını istedi.

b) Üçler : Üç dervişe hasta olan efendileri "Sizin kısmetiniz burada kesildi, Konya'ya gidin" demesi üzerine Horasan'ı bırakıp Konya'ya göç ederler. Kale kapısına vardıklarında önlerine yüzüpeçeli derviş kılıklı bir adam çıkar ve "Gelin der ,sizin yeriniz Mevlâna Dergahı'dır, oraya yerleşeceksiniz." Yol gösteren derviş peçesini kaldırır. Bir de ne görsünler, hasta olan kendi mürşitleri değil mi? Mehmet, Mahmut ve Ahmet adlarında bu üç derviş ölünce Mevlâna'ya en yakın yere gömüldüler. Mezarlığa Fatih Sultan Mehmed zamanında Üçler adı verildi.

c) Şems'in Kuyusu : Konya'lı iki hacı Kabe'yi ziyarete giderler. Su alırken tası zemzem kuyusuna düşürerler, fakat çıkaramazlar. Konya'ya geldiklerinde aynı tası Şems'in türbedarının elinde görürler. Nereden aldın bu tası ? diye sorduklarında türbedar, Şems'in kuyusundan aldığını söyler.

d) Deve Taşı Efsanesi (Seydişehir ) : Seyyid Harun küpe dağının eteklerinde şehri kurarken bir haber ulaşır. Ilgın- Kadınhanı arasındaki Mahmuthisar köyündeki tekke de müridleri ile oturan Didiği Sultan adlı bir ermiş şeyh, ayıya gem vurarak binmiş, müridleri ile birlikte Seyyid'in ziyaretine gelmektedir. Haberi alan Seyyid Harun, müridlerini toplar, oradaki kocaman bir kayaya "Deve ol" der, deve şekline giren kayaya binerek Didiği Sultanı karşılar. Keramet ehli iki pir, Seydişehir'in girişinde buluşurlar. Didiği Sultan bindiği ayıdan iner, onu dağa sürer. Seyyid Harun'da bindiği taş deveyi çöktürür, oda iner, böylece halleşip görüşürler. Seyyid Harun'un bindiği taş deve, çöktüğü yerde olduğu gibi kalır. Yüzyıllar boyunca, deveye benzeyen bu kaya parçası, halk tarafından ziyaret edilerek efsanesi anlatılır. Devetaşı olarak bilinen kaya bu gün Aliminyum tesisleri lojmanları arasında kalmıştır.

Bu efsanelerin dışında daha çok sayıda Konya'ya ve ilçelerine ait efsane mevcuttur. Bunları isim olarak zikretmek faydalı olacaktır. "Kaşıkcı güzeli", "Nasreddin Hoca", "Güllü Baba", "Neyzen Hamza", "Dede Efsanesi", "Amazonlar Efsanesi", "İtri Efsanesi", "Yunus Efsanesi", "Tahir ile Zehre Efsanesi", "Kızlar Kayası Efsanesi" vs.

TARİHTEN BUGÜNE KONYA

KONYA' NIN TARİHİ

Cennet Yurdumuzun, adı eski devirlerden beri değişmeyen şehirlerinden biri de Konya'dır. Konya adının "Kutsal Tasvir" anlamındaki "İkon" sözcüğüne bağlı olduğu iddia edilir. Bu konuda değişik rivayetler bulunmaktadır. Bunlardan biri; kente dadanan ejderhayı öldüren kişiye şükran ifadesi olarak bir anıt yapılır ve üzerine de olayı anlatan bir resim çizilir. Bu anıta verilen isim, "İkonion" dur. İkonion adı, İcconium'a dönüşürken, Roma döneminde İmparator adlarıyla değişen yeni söyleniş biçimlerine rastlanır. Bunlar; "Claudiconium, Colonia Selie, Augusta İconium" dur. Bizans kaynaklarında "Tokonion" olarak geçen şehrimize yakıştırılan diğer isimler şöyledir: "Ycconium, Conium, Stancona, Conia, Cogne, Cogna, Konien, Konia..." Arapların Kuniya dedikleri güzel kentimiz, selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde bir daha değişmeyerek günümüze kadar gelen ismine kavuşmuştur: Konya... Konya İli, M.Ö. 7. bin yılından beri yerleşim yeri olmuş, pek çok medeniyete beşiklik etmiştir. Yazının M.Ö. 3500'de kullanılmaya başladığı hatırlanacak olursa, Konya'nın, ülkemizin en eski yerleşim merkezleri arasında yer aldığı söylenebilir. Çumra Çatalhöyük, sadece ülkemizin değil, Dünya ölçüsünde yemek kültürünün ilk defa başladığı, tarımın yapıldığı, ateşin kullanıldığı, yerleşik hayata geçildiği, vahşi hayvan saldırılarına karşı ortak savunmanın yapıldığı merkez olarak tanınır. Çatalhöyük, Neolitik, Erbaba ve Karahöyük Kalkolitik, Alaeddin Tepesi, Eski Tunç Devri merkezleridir. Tarih devirlerinde Hititler ve Lidyalılar, M.Ö. 6. yüzyılda Persler, M.Ö. 4. yüzyılda Büyük İskender, Selevkoslar, Bergama krallığı, M.Ö. 2. yüzyılda Roma, M.S. 395'te Konya ve çevresine hakim oldular. 7. yüzyıl başlarında Sasaniler, bu yüzyılın ortalarında Muaviye komutasındaki Emeviler, şehri geçici olarak işgal ettiler. 10. yüzyıla kadar bir Bizans eyaleti olan Konya; Müslüman Araplar'ın akınlarına maruz kaldı. Malazgirt Zaferi'nden önce Konya'ya ilk gelen, Türk akıncıları Selçuklular oldu. (1069) Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan, 1071'de Bizans İmparatoru Romen Diyojen'i Malazgirt' te kesin bir yenilgiye uğratarak, Türkler'e Anadolu'nun Kapılarını açtı. Sultan Alparslan, zaferden sonra komutanlarına Anadolu'nun tamamen fethedilmesi görevini verdi. Konya; Anadolu Fatihi, Selçuklu Kutalmışoğlu Sultan Süleymanşah, tarafından fethedildi. Fetih tarihi hakkında değişik eserlerde farklı görüşlere yer verilmektedir. (1072, 1074, v.b.) Ama şu bir gerçektir ki, Kutalmışoğlu Süleyman Şah I, Konya'yı fethettikten sonra batıya yönelmiş, merkez olarak İznik'i seçerek, Anadolu Selçuklu Devleti'ni 1074 yılında kurmuştur. Buna göre Konya'nın fetih tarihi kesinlikle 1074'ten daha öncedir. Fetihle Şehrimizde Türk-İslam egemenliği dönemi başlamıştır. 1074' te Anadolu Selçuklu devleti, Başkenti İznik olmak üzere kuruldu. 1097'de 1. Haçlı Seferi sırasında İznik kaybedilince Başkent, Konya'ya taşındı. Böylece tarihinde yeni bir sayfa daha açılan Konya, günden güne gelişti, pek çok mimari eserle süslendi ve kısa zamanda Anadolu'nun en mamur şehirlerinden biri oldu. Bu, bizim özelliğimizdir: Atalarımız, fethi, bir yeri "Yaşamaya Açmak" için yapardı. Çünkü kendinden emindir. En adaletli yönetim, Türk ülkesindedir. Öyleyse bu yönetim, neden başka yerlere, başka insan gruplarına taşınmasın! Keyfilikten uzak, herkese eşit muamele uygulayan Türk Devletleri, fethettikleri ülkelere kültürel, ekonomik, sosyal, dini kurumlarıyla gitmişler, yerli kültürler içinde erimemişler, Türk Kültürü'nü hakim kültür yapmışlardır. Kalıcılığın sırrı da işte buradadır. Anadolu'nun Türkleşmesi ve İslamlaşması da bu siyaset takip edilerek sağlanmıştır. İnanç özgürlüğü verilerek, yerli halkın devlete sadakatle bağlanması temin edilmiş, Anadolu mozayiği daha o yıllarda mükemmel görüntü zenginliğine kavuşturulmuştur. 3. Haçlı Seferi'nde Almanya İmparatoru Friedrik Barbarossa, Konya'yı kuşattıysa da (18 Mayıs 1190), 2. Kılınç Arslan'ın savunduğu kaleyi alamadı, beş gün sonra çekilmek zorunda kaldı. Selçuklular'ın düşmesine kadar (1308) Konya, Başkent olarak kaldı. Sonra Karaman- oğulları Beyliği'nin en büyük şehri olarak, Karamanoğulları'nca yönetildi. 1387' de Osmanlı Padişahı 1. Sultan Murad, şehrin önlerine geldi. 1398'de oğlu Yıldırım Beyazıd, şehre girip Karaman Devleti'ne son verdi. Ancak, 1402 Ankara Savaşı felaketinden sonra Karamanoğulları Beyliği yeniden kuruldu. Konya, Fatih Sultan Mehmet'in Karamanoğulları Beyliği'ni ortadan kaldırdığı 1465 yılına kadar Osmalı-Karaman mücadelelerine sahne oldu. Fatih, 1470'te İmparatorluğun Rûmeli (Sofya), Anadolu (Kütahya), Rûm (Tokat) Eyaletlerinden sonra 4. Eyalet olarak Karaman eyaletini, merkezi Konya şehri olmak üzere kurdu. Eyalete ilk zamanlarda, Osmanlı şehzâdeleri vali olarak atandı. Sırasıyla, Fatih'in ortanca oğlu Şehzâde Mustafa, küçük oğlu Şehzâde Cem, 2. Beyazîd'ın büyük oğlu Veliahd Şehzâde Dâmât Abdullah, bunun kardeşi (annesi Karamanoğlu olan) Şehzâde Şehenşah, onun oğlu Şehzâde Mehmet Şâh, 1470'ten 1513'e kadar eyaleti yönettiler. Hanedan dışından ilk beylerbeyi ancak 1513'te atandı. Kanunî devrinde Veliahd Şehzâde 2. Selim de bu görevde bulundu. 17.yüzyılda eyalet 11 sancaklı ve 80.000 km2'ye yakın büyüklükteydi. Tanzimat döneminde eyalet için Karaman adı yerine "Konya" dendi. 1910'da 102.000 km2 büyüklüğündeki Konya eyaletinin nüfûsu 1.380.000'di. 11 ilçeli Konya Merkez, 7 ilçeli Niğde, 2 ilçeli Burdur, 5 ilçeli Teke (Antalya), 5 ilçeli Hamîd (Isparta) sancaklarına (İl) ayrılıyordu. Şehrin nüfusu 1825. Türkiye'nin 11. ve dünyanın 69. şehriydi. Sonra nüfus geriledi; 1875'te 50.000 oldu. 1927'de 47.000 olarak sayılan nüfus, 1960'ta 123.000, 1975'te 247.000, 1980'de ise 329.000'i buldu. 22 Ekim 2000 tarihinde yapılan genel nüfus sayımında Konya'nın nüfusu merkez 1.387.507 ilçe ve köyler 993.214 toplam nufus 2.380.721 olmuştur. 22 Ekim 2000 tarihinde yapılan genel nüfus sayımında Konya'nın nüfusu Merkez 1.387.507, İlçe ve Köyler 993.214, Toplam nüfus 2.380.721. olmuştur. Tarihi eserleri bakımından Türklük'ün sayılı şehirleri arasında yer alan Konya, Selçuklulara iki asırdan fazla başkentlik yapması sebebiyle, Türk mimarisinin gözde eserleri sayılan âbidelerle süslenmiştir. Bu yönden Selçuklu devrinde Konya, Bursa, Edirne ve İstanbul'dan önce "En Muhteşem Türk Şehri" mertebesine yükselmiştir. Konya'da Türk-İslâm döneminden önce yapılan eserlerin günümüze ulaşamadığı söylenir. Yapılan kazılar neticesinde Hitit, Roma ve Bizans kalıntıları bulunmakla beraber, Konya'da ayakta kalan âbidelerin hepsi "Türk Çağı"nda yapılmıştır. Bu eserlerin başında Konya'nın sembolü sayılan Mevlânâ Müzesi gelir. Mimar Bedrettin Tebrizî tarafından yapılan ve Kubbe-î Hadra (En Yeşil Kubbe) denilen 16 dilimli bu muhteşem âbide firuze çinilerle kaplıdır ve bugünkü görüntüsüne Cumhuriyet döneminde kavuşturulmuştur. Alaeddin Camisi, Sahip Ata Külliyesi, Karatay Medresesi, İnce Minareli Medrese, Sırçalı Medrese Selçuklu dönemi eserlerindendir. Selçuklu ve Beylikler dönemine ait pek çok cami, hamam, çeşme, köprü, tekke, kervansaray, hastane, su yolu ve diğer altyapı kuruluşlarına sahip bulunan Konya'da Osmanlı dönemine ait eserlerin en tanınmışı ise Sultan Selim ve Aziziye Camii'leridir. Konya 12. Yüzyılın ilk yarısında Sultan Alaeddin Keykûbat (1219,1236) devri ve sonrasında, Dünyanın ilim ve san'at merkezi özelliğini kazanmıştır. Türk-İslam Dünyası'nın her tarafından gelen bilim ve san'at adamları Konya'da toplanmışlardır. Bahaeddin Veled, Muhyiddin Arabî, ve Mevlânâ Celaleddin Rûmî, Sadreddin Konevî, Şemsî Tebrizî, Kadı Burhaneddin, Kadı Siraceddin, Urmemi gibi bilgin, mutasavvıf ve filozoflar kıymetli eserlerini Konya'da hazırlayarak, dünyaya ışık tutmuşlardır. "Konya'nın Altın Çağı" denilebilcek bu özelliği, 12. yüzyıl ortalarına kadar devam etmiştir. Bu şahsiyetlerin ve Anadolu'nun yeni sahiplerinin engin hoşgörüleri, bilim, san'at ve teknik alanlardaki üstünlükleri, köklü kültürel ve sosyal yapıları, Anadolu'nun "Ana Yurdumuz" olmasında büyük etken olmuştur. Böylece ne Bizans saldırıları, ne Moğol istilâsı, ne Haçlı orduları, ne İtalyan, ne Yunan işgalleri, Türk'ün Anadolu'daki egemenliğini yok edememiştir. Konya ve millî kültürümüzün manevi mimarları, Mevlânâ Celâleddin Rûmî; yaşama sevinci, dünya görüşü ve hayat felsefesi ile dünyaya ışık tutarken; Nasreddin Hocamız, Türk Mileti'nin hazır cevaplılığını nükteleriyle dile getirmiş; Yunus Emre ise insan ve insanlık sevgisiyle adeta Ortaçağ karanlığındaki Avrupa'ya "medeniyet dersleri" vermiştir. Modros Ateşkes Anlaşması'ndan sonra İtalyanlar, Antalya ve çevresinden başka Konya'yı da işgal ettiler. Ekonomik çıkar sağlamak ve sömürge olarak kullanmak amacında olan İtalyan askerleriyle silahlı mücadele yapılmamıştır. Akşehir'e kadar gelerek devriye görevi üstlenen İtalyan askerleri Konya kent merkezinde kayda değer bir faaliyette bulunmamışlardır. Batı Cephesi'nde Yunanlılar'a karşı İnönü Savaşlarını kazandığımız günlerde İtilaf Devletleriyle anlaşmazlığa düşen İtalya, işgalden vazgeçerek 12 Mart 1920'de Türkiye'den ayrılmaya başlamıştır. 20 Mart 1920'de Konya, işgalden tamamıyla kurtulmuştur.


Anadolu Selçukluları Devrinde Konya

Konya'nın 1071 Malazgirt savaşından sonra Selçuklu Türklerinin eline geçmesiyle (1076-1080) kurulan Anadolu Selçukluları Devletinin Başkentliği (1096-1277) döneminde Kültür ve Sanatta altın çağını yaşar. Devrin ünlü Bilginleri, Filozofları, Şairleri, Mutasavvıfları, Hoca, Musikişinas ve diğer sanatkarlarını bağrında toplamıştır. Bahaeddin Veled, Mevlâna Celaleddin başta olmak üzere Kadı Burhaneddin, Kadı Sıraceddin, Sadreddin Konevi, Şahabeddin Sühreverdi gibi bilginler, Muhyiddin Arabî gibi mutasavvıflar Konya'da yerleşmişler, verdikleri eserlerle şehri bir kültür merkezi haline getirmişlerdir.Bilhassa Hz. Mevlâna fikir ve felsefesi ile insanlığı aydınlatmış Mesnevi, Divan-ı Kebir gibi eserleri ile de bu etki halen devam etmektedir. Yine Nasreddin Hoca da güldüren ve düşündüren fıkraları ile Konya'nın kültür ve sosyal hayatının gelişmesinde asırlardır devam eden bir bilge kişidir. Selçuklular dönemi Konyası'nda Kütüphaneler açılmış, bu dönemde Tarih, Edebiyat, Felsefe, Sanat, Tıp, Kozmoğrafya, Hukuk ve Din alanında büyük tarihi ve kültürel atılımlar yapılmış, buna bağlı olarak Medreseler, Camiiler, Kütüphaneler, türbeler, çeşmeler, kaleler, hanlar, hamamlar, çarşı ve bedestenler, köprüler, saraylar yapılmıştır.


Karamanoğulları Devrinde Konya

Konya da Karamanoğulları (1277) devrinde de bilim ve kültür alanındaki gelişmeler devam etmiş, Ulu Arif Çelebi ve oğulları Adil ve Alim Çelebiler ile Ahmet Eflâkî ve Sarı Yakup gibi bilgin ve Mutasavvıflar yetişmiştir. Karamanoğulları Devri Tarihî ve Kültürel Eserler; Ali Gav Zaviye ve Türbesi, Kadı Mürsel Zaviye ve Türbesi, Ebu İshak Kazeruni Zaviyesi, Hasbey Dar-ül Huffazı, Meram Hasbey Mescidi, Şeyh Osman Rûmi Türbesi, Ali Efendi Muallimhanesi, Nasuh Bey Dar-ül Huffaz, Turgutoğulları Türbesi, Kalenderhane Türbesi, Tursunoğlu Camii ve Türbesi, Burhaneddin Fakih Türbesi, Siyavuş Veli Türbesi,


Osmanlılar Devrinde Konya

Konya, 1467 yılında Osmanlı sınırlarındadır. Doğu seferlerine çıkan Osmanlı Sultanlarından Yavuz Sultan Selim, Kanunî Sultan Süleyman ve II.Murat'ın uğrak yeridir. İlim, kültür ve sanat hareketleri kesintisiz devam eder. Ünlü şairler, bilginler, tarihci ve filozofların toplandığı merkez halindedir. Bu dönemde de mimarî yönden; Camiiler, Çeşmeler, Medreseler v.s eserler meydana getirilir.

Osmanlı Devri Tarihî ve Kültürel Eserleri Selimiye Camii, Yusufağa Kitaplığı, Piri Mehmet Paşa Camii, Şerafettin Camii, Kapu Camii, Hacı Fettah Camii, Nakiboğlu ve Aziziye Camiileri, Şeyh Halili Türbesi ile Mevlâna Külliyesi dönemin mimarî eserlerinden bazılarıdır. Osmanlının son döneminde Tanzimat hareketiyle Konya'da da yenileşmeler başlamış Medreselerin yanında İlkokullar (İptidai), Öğretmen Okulu (Darülmualimin) ve Ortaokul (Rüştiye) açılmıştır. İlk Lise (idadi) 1889 yılında, yine aynı yıllarda Konya Sanat Okulu da Vali Ferit Paşa tarafından hizmete açılmıştır. 1900 yılında Konya'daki medrese sayısı ilçeler dahil 530'a ulaşmıştır.
Cumhuriyet Devrinde Konya 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyetin ilanı ile eskilere ilave yeni okullar açılarak, yeni gazete ve dergiler yayınlanmaya başlanır. Yurt genelinde olduğu gibi Konya'da da İlk, orta, Lise ve Yüksek Öğretim devlet yönetimine geçer, okul yapma ve okuma seferberliğine başlanılarak öğretmen yetiştiren okullar ile teknik ve sanat okulları, yüksek okullar memleketin ihtiyacına göre yenilenerek çoğaltılmıştır. Kültür Bakanlığının kurulması ile kütüphaneler ve müzeler, Kültür ve Tabiat Varlıklarımızın korunması 2863 ve değişik 3386 Sayılı " Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurumu " çerçevesinde Kültür Bakanlığının denetimine verilmiştir. Tüm illerde Bakanlığı temsil edecek İl Kültür Müdürlükleri teşkilatlandırılarak Cumhuriyet dönemi kültür ve sanat hareketleri sistematik hale getirilmiştir.