KONYA OYUNLARI

Konya Kaşık Oyunu :

Oyun denince kaşık oyunu akla gelir. Konya kaşık oyunu Orta Asya'dan Türkler tarafından getirilmiştir. Kaşık oyunlarının figürleri çok fazladır. Fakat göbek figürü halkın daha çok hoşuna gitmektedir. Bu figür dinamik ve sert hareketlerden meydana gelmiştir. Oyuncu devamlı güler yüzlüdür. Çünkü neşe saçması gerekmektedir. Oyun başlar başlamaz kaşıkların çıkardığı ezgiler seyircide saçılmış olan herşeyi yeşertmeye başlar. Herkes farkında olmadan oyunun neşeli havasına kapılır. Kaşıklar vura dursun oyuncunun tıpış tıpış yürüyüşü, topuk döve döve nazlanışı, yan yan sıyrılışı, yavaş yavaş şakalaşması oyunun en belirgin figürlerindendir. Kaşık vurmaları yavaşladığı sırada oyuncu derin bir nefes alacak kadar fırsat bulur. Fakat kimse bunun farkına varamaz. Ayrıca Konya türkülerinin kaşık yapısı içinde oyun havaları niteliğinde oluşu hayli dikkat çekicidir. Çünkü oturak âlemlerindeki oyunlarda icra edilen bu müziğin eşliğinde kadın oyuncular zil ve kaşıklarla beraber Milli kıyafetle oyuna iştirak ederler. Bu halk oyunlarının koreografisi, motifleri yüzyıllardanberi hiç bir değişikliğe uğramadı. Aynen korundu. Oturak alemlerindeki oyunlar da bu oyun türlerine Anadolu'nun başka yörelerinde rastlamak mümkün değildir. Kadın oyunu oynayan oyuncu kadın, zamanla misafirlere sakilik yaptığı görülüyor. Bu usulün Selçuklular'dan önce olduğu iddia ediliyor.

Konya kaşık oyununda, oyunlar çeşitli isimler alırlar. Şöyle sıralayabiliriz;

Küstü Oyunu :

Konya'ya has bir oyundur. Kaşıkla oynanır, zille oynandığı da olur. Bu oyunla çalınıp, söylenen türkü " İnce Çayır " türküsüdür. Diğer havalarda oynandığı zaman bu türküyle oynandığı zamanki etkiyi bırakmaz. Sazlar ince çayır türküsünün ara ezgisinin üç bazen de beş defa çaldıktan sonra türkünün okunmasına geçilir. İnce çayır biçilir mi Soğuk sular içilir mi amman. Türkünün burasında bütün sazlar durur. Oyuncu hangi durumdaysa öylece kalır. İşte bu duruş anında bir koşma okunur. Bu koşma umumiyetle küsme üzerinedir. Küsme dilber barışalım, cümle isyan bendedir. Cümle isyan bende ise, her kabahat sendedir. Bundan sonra sazlar yavaştan başlar. Hızlanarak devam eder. Oyuncu da müzikle birlikte yavaştan hızlanarak oyuna devam eder. Bu figür iki ve üç kez tekrarlandıktan sonra oyun biter.

Sekelim Kızlar :

Bu oyun Konya ve köylerinde, düğünlerde genç kızlar tarafından oynanır. Diğer saz meclislerinde bu oyun oynanmaz. Düğünlerde bir araya gelen genç kızlar birbirlerinin bellerinden sarılarak halay oynar gibi dizilirler. Baştaki kız sazla birlikte şu türküyü okur. "Küp dibine bastırma Kız saçını kestirme Yar evine gelince Gönülcüğünü kaptırma" Sonra kızların hepsi bulundukları yerde sıçrarlar ve hep birlikte; "Sekelim kızlar, sekelim vay, vay Arpada buğday ekelim vay, vay" derler böylece oyuna bir canlılık katarlar. Figürler bir kaç kez tekrarlandıktan sonra oyun biter.

Oyuncu İle Okuyucunun Karşılıklı Türkü Söyleyerek Oynadığı Oyun Bu oyun şu iki türkü ile oynanır;

A) Kız sana fistan aldım yolladım geldi mi?
B) Kıralım kıralım fındık fıstık kıralım.

Bu oyunda okuyucu ile oyuncu karşılıklı sorulu cevaplı türküler söylerler. Bu iki türküden biri çalınırken önce okuyucu, sazların kesilmesiyle oyuncuya ahenkli sesiyle sorar. Oyuncu da tempo ile cevap verir. Cevaptan sonra oyuncu kaşıklarını vurarak sazların temposunu hareketlendirir. Oyun böylece başlar.

Konya Çocuk Oyunları

Konya'mızda her yerde olduğu gibi mahalli nitelikler taşıyan ve mahallelerin gece gündüz neşe kaynağı olan çocuk oyunları vardır. Folklorik mahiyet taşıyan bu oyunlar bazan değişik karakterlerde gösterebilir. Mesela : Şivlilik, halen bu oyun oynanmaktadır. Misallere devam edelim. Gökte ne var ; karpuz karpuz, eşim dalda ben burda; aç kapıyı bezirgen başı, Edin nine bedin nine, Uzun eşek, yattı kalktı, Mendilim köşe gibi. Günümüzde yaşayan oyunlarımızı açıklamaya devam edeceğiz.

Aşık Oyunu:

Aşık hayvanların diz kapaklarında bulunun bir kemiktir. Bunun çukur tarafı "çil" şaşı tarafı "tök" adını alır. Yandaki çukur yere "kellek" şiş yerde " dappan" denir. Çok eski oyundur. Hatta bunun fıkra ve atasözleri bile vardır. "Onunla aşık atılmaz gibi"

Şivlilik :

Regaip Kandili günü sabahı, sabah namazından sonra mahalledeki üç ile on beş yaş arasındaki kız erkek çocukları sokak başlarında toplanarak ilk kapıdan başlamak üzere kapıları birer birer çalarak açılmasını beklerler, kapı açılması biraz geçiktimi hep bir ağızdan ve tempo ile şu maniyi söylemeye başlarlar. Şivli şivli şişirmiş Erken kalkan pişirmiş İki çörek bir börek Bize namazlık gerek. Şivlilik... Çocukların sesini duyan ev sahibi bayan, elindeki tabak dolusu üzüm veya ne verecekse onunla gelerek kapıyı açar ve sıra ile çocukların avucuna veya ekseriye boyunlarına takmış oldukları keselere birar avuç vermek suretiyle onları sevindirir, çocuklar bu kapıdan kısmetlerini aldılarmı diğer kapıya topluca koşmaya başlar, öğleye kadar bütün mahalle dolaşılmış olur.

Aç Kapıyı Bezirgan Başı :

İki kişi kendilerine isim seçerler. Ellerini tutuşup, yukarıya doğru kaldırırlar. Ellerinin altından arkadaşları geçer. Aç kapıyı bezirgen başı Arkamdaki yadigar olsun derler. En arkadaki geçerken kollarıyla yakalarlar. Diğerleri duymasın diye sessizce, kendilerine koydukları isimden birini seçmesini söyler. Hangisinin aldığı ismi beğenmişse, onun arkasına geçer. Aynı soru bütün çocuklara teker teker sorulur en öndekine sıra geldiğinde yüksek sesle sorulur. Hepsi seçim yaptıktan sonra araya bir çizgi çekilir. Başkanlar elleriyle tutuşarak çekişirler. Bu arada arkadakilerde onlara yardımcı olur. Hangi taraf kuvvetliyse, diğerini çeker. Kendi tarafında en son kalan kişiye "çürük elma"denir.

KONYALI SANATÇILARIMIZ

Konya Folkloruna Hizmet Eden Folklorculardan Bazıları Ve Sanatçılarımız

Eğitimci M.Ferit UĞUR, İhsan HINCER, Ali Kemal AKÇA, Memduh Yavuz SÜSLÜ, Namık AYAS, Veli Sabri UYAR, Selçuk ES, İbrahim Aczi KENDİ, Mahmut SURAL, Sıraç Aydın TAŞBAŞ, Ahmet PETEKCİ, Afif EVREN, Muhlis KANER, Fehim ÇAYLI, Celaleddin KİŞMİR, İbrahim Hakkı KONYALI, Mitat Şakir ÜLKÜTAŞIR, Mazhar SAKMAN Yaşayan Folklorcularımız Dr. Mehmet ÖNDER, Prof. Dr. Saim SAKAOĞLU, Doç. Dr. Kamil UĞURLU, Nuri CENNET, Mehdi HALICI, Seyit KÜÇÜKBEZİRCİ, Sefa ODABAŞI, Fevzi HALICI, Mustafa ATAMAN, Dr.Hasan ÖZÖNDER

Konyalı ve Konya'da Yaşayan Sanatçılar

HAT SANATI: Dr.Hüseyin ÖKSÜZ, Abdullah Rıza (Runyum) Efendi, Ahmet Ziya İBRAHİM, Dr.M.Esat GÜÇLÜ, Tahir GÜÇLÜ, TEZHİP SANATI: Sami ÖKSÜZ, Sinan HİDAYETOĞLU, Şemseddin KÜÇÜKAZAY, Osman ŞİŞMAN, Veli ACAR (Nakkaş),

EBRU SANATI: Mukadder Kavas DİKİCİ ÇİNİ SANATI: Veli TUNA, Ayşegül ÖKSÜZ, Şengül KÜÇÜKEŞMEKAYA,

SERAMİK SANATI: Ayşe AYDEMİR, H. Nurgül BEGİÇ VİTRAY SANATI: Fisun BATÇA, Ayşe AYDEMİR RESİM SANATI: Mehmet ÖZEL, Yrd. Doç. Alaybey KARAOĞLU, Prof. Dr. Hasan PEKMEZCİ, Orhan CEBRAİLOĞLU, Doç. Dr. Zeki ŞAHİN, Zuhal ARDA, Doç. Dr. Mehmet UYANIK, Nesip KOCER, Halit BARDAKÇI, Erdoğan MUNİS, Ali Sami BÜYÜKYAĞCI, H. Hüseyin ARIASLAN, M. Necati BÜYÜKKALKAN, Ayşe ASLAN

GRAFİK SANATI: Mehmet BÜYÜKÇANGA KÜNDEKARİ: Mevlüt ÇİLLER, Ahmet YILÇAY

FOTOĞRAF SANATI: Cahit SAĞLIK, Zeki OĞUZ

BOYAMA SANATI: Yrd. Doç. Fatma KOYUNCU

KEÇE YAPIM SANATI: Mehmet GİRGİÇ

MİNYATÜR SANATI: Ahmet EFE

SİM-SIRMA: Sebahat ENDAM

TESBİH SANATI: Nurettin KÜÇÜKOKKA

OYA SANATI: Hayriye TOKER

NAHT SANATI: İbrahim KABAKÇI, Fahrettin ŞİŞMAN, Cengiz BİLGE, Faiz BİLGE, Mehmet KÖSEOĞLU, Rahim KÖSEOĞLU, Halil AÇIKGÖZ, Yusuf Ziya ÖZTÜRK, S. Mehmet ÇOLAKOĞLU

Mahalli Sanatçılarımızdan Bazıları

Ahmet ÖZDEMİR, Ramazan KOYUNCU, Mustafa KONYALI, Mustafa KAZANOVA, Zekeriya CİVELEK, Ahmet ALICI , Nuri CENNET, Rıza KONYALI, Kemal PEKÇAĞLAR, Muharrem EZDER, Osman ERDEN

KONYA ADET VE GELENEKLERİ

EVLENME GELENEK VE GÖRENEKLERİ

Hayatın üç önemli geçiş safhasından biri olan evlenme, pek çok gelenek ve göreneklerle donatılmıştır. Üzerinde en fazla durulacak olan konu düğünlerdir. Çok geniş bir konu olan düğünleri, bölümlere ayırarak incelemek gerekir.

KIZ İSTEME

Oğlunun evlenmesine karar veren baba ve ana dünürcü göndermede gayet gizli hareket eder. Bu da ilk önce kadınlar tarafından yapılır. Önce oğlanan anası ve kız kardeşi, kızkardeşi yoksa akrabalarından en yakını, bir iş bahane ederek kız evine gider. Kızın güzelliğine terbiyesine, vücudunun sağlamlığına alıcı bir gözle bakarlar. Kızı uygun bulmazlarsa,hiç bir şey demeden izin alıp giderler. Kız beğenilirse, bu işlerde hünerli olan bir kadını öncü olarak, kızın önce anasının ağzını arar. Bu arada oğlanın durumu hakkında bilgi verir. Uygun görülürse kızlarına dünürcü geleceklerini anlatır. Kadın dünürcü, kız tarafının verimkar olduklarını öğrenince kız tarafına gönderilir. Bu dünürcülere, kızın anası kesin cevap vermeyeniyetli olsa bile bir kere babasına ben söyliyeyim der. Kadın dünürcülere fazla hürmet yapılırsa, kızın verileceğine bir işaret sayılır. Hatta şöyle bir durumla da sonuç anlaşılır. Ayakkabıları çevrilmişse bu işin olacağına, çevrilmeyip dışarı konulmuşsa olmayacağı anlaşılır. Bu şekilde bir başlangıçtan sonra, erkek dünürcü kız evine gider. "Allah'ın emri, Peygamber'in kavli ile kızınımızı oğlumuza zevceliğe istemeye geldik" diyerek dünürlük edilir. Buna karşılık kızın babası hiç bir şeyden haberi yokmuş gibi, bir süre düşünür, eğer vermeye gönlü varsa; "Sizin ve mahdumumuz için bir şey diyemem, Allah yazdıysa bir şey diyemem. Bana bir kaç gün müsade edin, ben bir düşüneyim" der. Vermeye niyeti yoksa, "Kızım küçüktür, evlenme vakti değildir" yada "kızımız sözlü, sözlü olmazsa sizden iyisine mi verecektik" deyip savuşturur.

Gönüllerin inancına varılırsa, bu konuşdan sonra iki veya üç gün ara verilir. İkinci kez gidişte, kızın babası "Biz razıyız, fakat hısım- akrabaya bir danışalım" diye cevap verir. "Kız evi naz evi" derler . Üçüncü gidişde "Ne yapalım, Allah nasip etmişse bizim elimizde ne var, alın yazısına bir şey diyemeyiz" denir. Oğlan tarafı da "Allah razı olsun sizden, hayırlısı Allah'tan, Biz verdik diledik, kapınıza geldik, sizde bizi sevip diledinizse nişanımızı (bellimizi) koyacağız" denir.

NİŞAN

Kararlaştırılan günde nişan koyma merasimi yapılır. Yüzük takılarak ve şerbet içilerek yapılan nişan koyma merasimi daha ziyade kadınlar arasında yapılan bir toplantıdır. Kızın evi müsait ise evde, yoksa bir akbara evinde yapılır. İki tarafında akrabaları toplanır. Bu toplantılar da ailer fazla mutasıpsa, hocaların ilahi ve dua okuduğu görülür. Değilse çalgıcılar getilir, oyunlar oynanır. Gelin, eltisi veya görümcesi tarafından yoksa oğlanın genç bir yakını tarafından salona getirilir. Yüzüğü oğlanın annesi takar. Gelin, orada bulunanların ellerini öper, akrabalar takı takarlar. Oğlan tarafının kız tarafına getirdiği hediyeler gösterilir. Yapılan ikram yine oğlan tarafına aittir. Nişan genellikle Perşembe günleri olur. Nişanın bazen yemekli olduğu da görülür. Nişandan sonra kararlaştırılan günde elbise görme işi başlar. Elbise görme işi düğüne yakın birzamanda olur. Beraberlerinde gelin kız da olduğu halde köyde oturuyorlarsa şehre gelinir, şehirde ise çarşıya çıkılır. Daha önce "mehir kesiminde" kararlaştırılan ve alınması gereken eşyanın alınmasına başlanır. Kız tarafı da güveyin giyeceği eşyayı alır. Elbiseyi dikecek terzi oğlan evine bildirilir. Nişandan sonra, kız evine yollanacak dürüye sıra gelir. Dürü bohça içinde kız evine gönderilir. Her iki tarafın hısım akraba ve konu komşusuna gönderilir.

DÜĞÜN

Düğün genellikle Konya'da haftanın Pazar ve Perşembe günleri yapılır.Düğünden bir kaç önce yemek hazırlıkları yapılır, gelinin oğlan evine getirileceği günün sabahı, oğlan evinde pilav verilir. Oğlan tarafının eşi dostu yada umanları çoksa okuntu (davetiye) dağıtılır. Köylerde de,komşu köylere okuntu gönderilir. Pilav dökme işi devam ederken, gelin hamama ve berbere gider, Geline yakın arkadaşları da eşlik eder. Güveyi de pilav gününden bir gün önce geceleyin "zamah" düzenler. Zamah'a içki içilir, her türlü çalgı çalınır. Güvey fakirse zamah fakir geçer. Çünkü zamah ayrı bir masraf açar. Zamah gecesi kız evinde de eğlence düzenlenir, buna "kına gecesi" denir. Kına gecesine oğlan evinde bir grup kadın da o eğlenceye katılır. Kına gecesinde gelin kıza bir türküyle kınası yakılır.

Kına gecesi türkülerinden örnekler :

"Altıntas içinde kınan ezilsin,
Sabah olsun güzel yüzün yazılsın,
Görümceler etrafına dizilsin
Gelinim kınan kutlu olsun.
Burda dirliğin tatlı olsun.
Esvap yıkadığım ak taşlar,
O gölgelendiğim ağaçlar,
Tuz ekmek yediğim kardaşlar,
Gelin kınan kutlu olsun
Orta dirliğin tatlı olsun
Hani bu kızın anası
Önünde mumlar yanası
Gel gelinin kaynanası
Gelinim kınan kutlu olsun
Orta dirliğin tatlı olsun

Yine gelin okşanırken şu mani söylenir :

"Atladım çıktım eşiği S
ofrada kaldığı kaşığı
Kız evinin yakışığı

Git kızım sağlıklarla
Sil gözünü yağlıklarla

Babamın öküzübeştir
Anadan ayrılmak güçtür
Kızların emeği boştur

Git kızım sağlıklarla
Sil gözünü yağlıklarla

Analar besler hurma ile
El oğlu döver yarma ile
El oğluna oldum yalvarma ile

Git kızım sağlıklarla
Sil gözünü yağlıklarla

Gelinin yükü tutuldu
Oğlan evine yıkıldı
Ananın beli büküldü

Git kızım sağlıklarla
Sil gözünü yağlıklarla

Ertesi günü oğlan evinde pilav yenir, buna düğün yemeği de denir. Yemeğin bitiminden sonra, gelin alma zamanı gelir. Oğlan tarafı, araba, otobüs, taksi ile kız evine gider. Köylerde at arabası, traktör veya eğerli at ile kızın evine gidilir. Kayınpeder yanında iki kişi olduğu halde, gelinin bulunduğu odaya varır. Gelin odası arkasından kapanır. Kız tarafı kayınbabadan çeşitli bahşişler almadan gelini vermezler. Gelinin kolundan önce kaynana tutar, birkoluna da diğer akrabası girer. Gelin dış kapıya çıkarılır, bineceği vasıtaya yerleştirilir. Topluca "Allahaısmarladık" denildikten sonra gelin alayı yola düzülür. Köylerde bahşiş alabilmek için yollar engellenir. Gelin, oğlan evine gelinceye kadar bir hayli müşkille karşılaşılır. Oğlan evinde, gelin arabadan inerken gireceği kapının iki tarafı kilimlerle kapatılır. Bazı yerlerde gelinin önüne içi dolu bir testi bırakılır. Güvey tarafından gelinin başına para ve çerez saçılır. Çocuklar tarafından paralar kapışılır, bu arada gelin damadın koluna girerek odasına kadar götürür. Sonra sadıçla beraber evden ayrılır. Evine dönen damat gelinin yüzünü açar, yüz görümlüğü olan parayı verir. Gelin ev halkı ile tanıştırılır. Güveyi, kapıda bekleyen sadıçı ile akşam yemeğine kadar kaybolur. Akşam yemeğinden sonra, yatsı namazı kılınır. Dini nikah, imam efendi tarafından gelinden söz alınarak kıyılır. İmam efendi, gelin odasından kapısı önünde bir dua eder ve güveyi gelin odasından kapısını açarak, gerdeğe sokar. Güvey kapıdan içeri girerken en yakın arkadaşları tarafından sırtına kuvvetlice bir yumruk indirilir. Ertesi günü, gelin yüzü düğünü yapılır. Bu düğün kadınlar arasında yapılır. Gelin oyuna kalktığı zaman göğsüne kağıt para takılır. Güveyde aynı günün öğleni, sağdıç "yiğitbaşılarla" bir yemek yer. Yemekten sonra yiğitbaşıların düğün süresince emeği olan "yiğitbaşı parası" dağıtılır. Gelinin getirdiği pişmiş tavuk ve helva beraberce yenilir. Düğün böylece sona erer. Birkaç gün sonra damat ve gelin hısım akrabalara el öpmeye çıkarlar. El öpmede geline gizlice para verilir. El öpmeye haberli gidilir. Gidecekleri yerde damat- gelin gelecek diye yemek hazırlanır. Önceden o akrabalara alınan dürü (hediyelik eşya) el öpmeden sonra bırakılır. Eli öpülenler "Allah başa kadar sürdürsün" diye dua ederler.


EVLENME VE DÜĞÜNE AİT ATA SÖZLERİ VE DEYİMLER :

Anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al.
Beslemeden kadın olmaz, gül ağacından odun olmaz.
Cins, cinsine çeker.
Düğün el ile, harman yel ile.
Er kalkan yol alır, Er evlenen döl alır.
Gelin iskemle getirir, üstüne kendi oturur.
Kızı kardeşli yerden, tarlayı taşlı yerden almalı.
Kız kocayınca gayret dayıya düşer.
Lafın özü, çobana verme kızı, ya koyun güttürür ya kuzu.
Ne kızı verir, ne dünürü küstürür.
Oyun bilmeyen gelin yerim dar, eteğin asık dermiş.
Öksüz evlenmek isterse, herkes anası babası olur.
Pekmez küpte, kadın dipte.
Şaşan karısına teyze der.
Vardığın yer kör ise gözünü kırp, topal ise sek.
Yiğite ver kızı, mevladan iste rızkı.

KONYA AİLELERİNDE ESKİ EV ADET VE GELENEKLERİ

Eskiden Konya'lı bir ailenin dört mevsimine göre ayrılmış bir takım adet ve gelenekleri vardı. Bunlar halen bazı yerli ailelerde kısmen görülmektedir. İlkbaharda, Nisan ayının ortalarından sonra ev işleri artardı. Evvela sobalar sökülür, temizlenir, rutubetsiz bir yerde saklanır. Sıra halıların temizlenmesine gelirdiki, ev halkı ile beraber komşuların yardımı da istenirdi. Halılar ve kilimler bahçede veya sokakta çırpılırdı. Halının üzerindeki tozlar süpürülerek naftalin saçılıp katlanır, serin bir yerde muhafaza edilirdi. Bu olaya göç denirdi. Bu arada yataklar ve minderlerin yünleri dökülür, değneklerle döğülür, temizlendikten sonra eski kılıflarına doldurulurdu. Bu eşyanın bazıları göçe konurdu. Odalardan kışlık serecekler kaldırıldıktan sonra bu defe sedir üzerine divan yastıkları üzerine kar gibi beyaz etekleri dantelli işlemeli yaygı ve örtüler serilirdi. Geniş odaların ortasına kilim yayılırdı. Bu işler yapılmadan önce duvarlar kireç ise badana toprak sıva ise "ak toprak" cilası yapılır. Oda taban tahtaları, dolap kapakları, pencere çerçeveleri fırça ile sürtülerek yıkanıp temizlenir, camlar silinirdi. Ev eşyasından sonra, kışlık giyecekler yıkanır, kurutulur, naftalinlenerek temiz bohçalar içerisine konup, göçün üzerine bohça istifi yapılırdı. Bahar temizliği bittikten sonra sıra sebzelerin kurutulmasına gelir. Taze nane ve maydonoz alınır, bol suda temizce yıkanıp, sapları ayıklandıktan sonar gölgede kurutulurdu. Kurutma işleminden sonra, temiz keselere konarak izbe duvarlarındaki çivilere takılırdı. Meram ve çevresinden bağ evlerine göçülür ve yaz boyunca oralarda oturulurdu. Eskiden Konya'nın yerlileri, yağ, peynir, yoğurt ve süt ihtiyaçlarını çarşıdan karşılamazlar evlerinde besledikleri inek veya mandıralardan temin ederlerdi. Ayrıca güz ayında etlik yapmak için ve yine kışın kesmek maksadıyla 8-10 kadar koyun ve keçi alınır, ahırın bir tarafına bağlanıp, gündüzleri bahçede veya civar meralarda otlatılırdı. Güz aylarında bahar aylarına kadar ahır kapısı yanında toplanmış olan hayvanların gübreleri, ev halkının veya bu iş için tutulan işçi kadınların yardımıyla yapma veya mayız (tezek) denilen bir eşit kış yakacağı hazırlanır. Bunlar kışın tandıra ekmek yapmak için yakıldığı gibi odun yerine sobada da yakılır. Kuruyan yapmalar tandır civarında yakacak örtmesi veya yakacak damı denilen yerlerde intizamlı olarak kayılırdı. Yaz Hazırlığı : Meyveler bu mevsimde olur, kışın ev ihtiyacını karşılayacak miktarda vişne, kayısı, erik bahçede varsa ağaçlardan toplanır, yoksa çarşıdan satın alınırdı. Vişne reçelinden başka vişne şurubuda kış için kaynatılırdı. Diğer taraftan kayısı, erik, üzeri karanfille süslenmiş armut ve elma reçelleri hazırlanırdı. İçleri yeşilsırlı çömleklere reçeller doldurulur, ağızları okunup üflenerek ve ağız tadı ile yenmesi temennisiyle ağızları temiz bez örtülerle örtülür ve bağlanır, izbenin serin olan duvar diblerine konulur. Reçellerdensonra sıra kurutmalara gelirdi. Sabah serinliğinde bahçedeki ağaçladan toplanan kayısı, küfelere toplanarak ikindi serinliğinde damın temiz bir yerine örtü vey hasır serilerek kayısılar üzerine ayrılıp kurutulmaya bırakılırdı. Erik ve diğer meyvalarda aynı tarzda kurutulurdu. Kayısı ve erik meyvası fazla olgunlaşmış durumda olursa süzgeçten geçirilerek, içleri yağlanmış bakır tepsilere pestil yapılmak üzere dökülürdü. Kışın hoşaflık için vişne, elma kurutulur, bazıları kabukları soyulur dilimlere ayrılarak kurutulmaya hazırlanırdı. Ayrıca yaz mevsiminde evin ihtiyacını karşılayacak nisbette domates salçası çıkarılır, kabak,patlıcan ve biberleri içleri oyularak kurutulurdu. Bazı sebzelerde ince dilimler halinde dam üzerinde kurutulmaya bırakılırdı. Yaz aylarının sonlarına doğru sıra bulgur yapmaya ve nişasta çıkarmaya gelirdi. Bir kış mevsimi tarladan ve buğday pazarından yumuşak buğday alınır. Komşularla yardımlaşılarak bulgur kaynatılırdı. Dama serilmiş olan örtülerin üzerine yayılarak kurutulur, iki günde kuruyan buğday çuvala konarak değirmende öğütülürdü. Bundan sonra sıra kışlık ekmek buğdayına gelirdi. Bir kış yetecekmiktarda bir kaç ton buğday alınır, temizlenip yıkanır, kurutulduktan sonra değirmene götürülerek öğütülür ve izbedeki un ambarına dökülür ve çuvallara konurak muhafaza edilirdi. Sonbahar mevsimin de kış hazırlıkları başlardı. Bu hazırlıklarınbaşında hiç şüphesiz üzüm bağı olanlar için pekmez, kaynatma gelirdi. Bağdan araba veya merkep üzerine yüklenmiş küfelerle üzüm eve getirilir, yakacakdamı yakınında bulunan çaraşhaneye dökülür, salkımlardan iri ve sert olarak seçilerek sicimlerle birbirine bağlanır. İşte bu hazırlanmış Hevenk'ler tavan arası veya izbenin direklerine çakılmış çivilere asılırdı. Çaraşa doldurulun üzümler ayakla ezilmek suretiyle suyu çıkarılır, ak topraktan geçirilen bu şıra üzerinde kaynatılır, leğenden kazana alınarak soğutulmaya bırakılırdı. Pekmez kaynarken bir kısmının içerisine kuru kayısı dilimlenmiş yahut ufak bütün kabak, patlıcan atılarak pekmezli reçel elde edilirdi. Pekmez hazırlığı bittikten sonra sıra turşu kurmaya gelirdi. Sırçalı küpçüklerle sebzesine göre ve evde en çok sevilen sebzelerin turşusu kurulurdu. Turşu sirkeleri çarşıdan ziyade evlerde hazırlanırdı. Bu sirke ekseriye pekmez için sıkılan üzümün posasından yapılırdı. Buna çıbra denirdi. Turşu hazırlığı bittiktensonra da sıra pastırma ve sucuk yapılmasına gelirdi. Çarşıdan alınan veya evde beslenen kısır inek veya düve kesilerek bir kısmından pastırma, bir kısmından sucuk yapılırdı. Sığır eti sucuğunun sert olmaması için bir veya iki keçi- koyun kesilerek, etleri karıştırılırdı. Pastırmalar denge konulduktan sonra sucuklar doldurulup kurutulur. Ayrıca kışın hazır olması ve çarşıdan et alınmaması için (etlik yapma) denilen kavurma hazırlanırdı. Pazardan alınan 5-6 koyun veya keçi, yada ufak bir sığır, eve getirilen kasap tarafından kesilerek etleri komşuların yardımıyla doğranır, bir kısmı de kemikli olmak üzere kıyma denilen kavurma hazırlanırdı. Kavurma piştikten sonra yardımda bulunmuş olan komşuların evlerine birer sahanın içerisi ekmekli kavurma gönderilirdi ki buna (ekmek salması) denir. Sıra en son kışlık yakacağı gelir. Ekseriye kışlık yakacak bahardan alınıp kırılarak yapılır, halılar ve kilimler göçlerden çıkartılarak serilir, sobalar kurulur, kışlık giyecek eşyaları bohçalardan çıkarılarak giyime hazırlanır, bundan sonra günlük ev işleri başlardı.

KONYA NİNNİ VE MANİLERİ

NİNNİ VE MANİLER

Annelerimizin beşiklerimizin yanında, salıncaklarımızın başında uyutmak için söyledikleri ve yavrularına iyi dilekleri konu alan şarkılara ninni denir.

Ninniler

Al babası al babası
Yağlığımı sar babası
Oğlun mektebe hazırla
Kitap al da sal babası

Dandin dandin danadan
Doğmuş bebek anadan
Böyle güzel doğar mı
Öyle çirkin anadan

Derin gölde biter kamış
Uzar gider vermez yemiş
Benim oğlum safi gümüş
Kuzum nenni yavrum nenni

Hey develer develer
Peynirlidir pideler
Yedi yedi dedeler
Hani bize dediler
Oğluma uyku verdiler.

Destan, Koşma, Türkü gibi milli nazım şekillerinden biridir. Lirik şiirlerin en güzeli manilerdir. Dörder mısradan meydana geldiği için maniye dörtleme de denir. Konya'da kadınlar, kızlar bir yere toplandıklarında, evvelce yazılmış manilerin içinde bulunduğu bir torbayı ortaya getirirler ve çocuklardan birine herkesin talihine kura çektirirler. Çıkan kağıtları hanımlardan biri okur. Manisi iyi çıkan sevinir, iyi çıkmayan kederlenir ve böylece hoş vakit geçirilmiş olurdu.

Mâniler

Açıldı hep çiçekler
Uçuşur kelebekler
Ne çiçek ne kelebek
Gönlüm hep onu özler
Asmada kuru dal var
Güzelde pembe şal var
Beni sana vermezler
Var git Allah'a yalvar
Ah buğdayım buğdayım
Sereyim kurudayım
Geçme kapım önünden
Ben seni unudayım
Elek üstünde elek
Aman vermiyor felek
Benim de bir yarim var
Dünya da huri melek
Bu gün günlerde Salı
Belinde acem şalı
Gören çeksin maşallah
Kimin var böyle yari
Şu dağlar kirec olsa
Davarı erkec olsa
Güzel çirkin istemem
Sevdiğim güleç olsa
Hey çiftçiler çifçiler
Öğendire dürttüler
Sen gibi mâniciyi
Beş paraya ettiler
Yandım yandım kül oldum
Bir esmere kul oldum
Kuş dili bilmez iken
Öğrendim bülbül oldum.
Davras yörük evleri
Şehirdedir beyleri
Hacı Çetme'ye gelmiş
Oynar, güler dilleri.