İbret alma maksatlı mezarlık ziyaretleri inancımızın bir gereğidir. Bundan dolayıdır ki, kimimiz sık sık, kimimiz de dinî bayramlarımızın arifelerinde yahut ilk günlerinde buraları ziyaret etmeğe çalışırız. Böyle mezarlık ziyaretlerim esnasında, kendi yakınlarımın kabirlerine ulaşıncaya kadar, "Mezar taşı okumak unutkanlık yapar!" örfî inancımızın baskısından kurtularak, ibretli veya duygulu metinler taşıyan bazı mezar taşlarını okumaktan kendimi alamazdım. Bunların arasında mutlaka bir yerlere kaydedilmesi gerekenler mevcuttu. Öte yandan, geçtiğimiz yıllarda Konya İdadisi muallimlerinden iyi bir şair, enteresan bir kişilik olan Ayaşlı Şakir'i araştırmam esnasında, mezkûrun mezar taşı vesilesiyle Sırçalı Medrese'deki mezar taşlarını alıcı gözle taradım. Aman Allah'ım!.. Bu taşların da pek çoğu yapımlarıyla, üzerlerindeki mısralarıyla bediî bir zevkin ürünleri, tam birer sanat eseriydiler. Müze, tarihî bir ayıbımızı bağrında yaşatıyorsa da (Şems, Konevî... gibi bazı mezarlık ve türbelerimizin başına gelen talihsizlik erbabının malumudur); bu mezar abidelerinin korunması gibi bir hayra da vesile olmuştu. Farklı bir görüş açısıyla, zaman ve insan elinin hoyrat darbelerinden kaçırılan bir avuç taşın yanı sıra, mezarlıklarımızda aynı korumayı bekleyen, kaderlerine terkedilmiş daha yüzlercesi mevcuttu. Bunlar için birileri bir şeyler yapmalıydı. O birileri duradursun, ben kendi payıma düşeni, yapabileceğimi yapmayı aklıma koydum ve baharla birlikte de mezar taşlarıyla ilgili tasarılarıma çıkış (start) verdim.
İşte bu amaç doğrultusunda Tekke mezarlığındayım. Halk arasında Hocacihan Türbesi olarak ünlenen Mursaman Türbesi'ni mezarlık ziyaretinin sonuna bırakarak mezarlığın giriş kapısında beni karşılayan güleç mezarlık bekçisine kendimi tanıtıp amacımı açıklıyorum. Bunun üzerine eski yazı okuyup okuyamadığımı soruyor. "Ehh... okumaya çalışırım." demem üzerine "Gelin." diyerek önüme düşüyor. Mezarlığın giriş kapısının hemen yanından sol kolumuza yöneliyoruz. Seyrek mezarlı bu küçük alanda Sille taşından mamul üç beş eski mezar taşı görülüyor. Bekçinin merakının geçmesi için yazıları kaybolmaya başlamış mezar taşlarından birine yönelip sesli olarak okuyorum: "Hüvel Hallâku'lBâkî / Elmerhûm ve'lmağfûr Mehmed bin Hüseyin / Ruhuna fatiha / Sene 1214"... Yüzü takdir görüntüsü yansıtan bekçiye teşekkür ederek, kendi işine dönebileceğini, bundan sonrasını halledebileceğimi kibarca bildiriyorum. Artık tek başınayım.
Önüme çıkan tek tük eski mezarlar, gerek yapıları gerekse metinleriyle beni tatmin edebilecek nitelikte değil. İlginç bulduğum yeni mezar taşlarını resimliyorum. Hoşnutsuz bir şekilde mezarlığın giriş kapısına yaklaştığım bir esnada asıl aradığımı buluyorum. Bu, gelin duvağı gibi işlenmiş, zarif görünümüyle bir genç kadın mezarı... Üzerinde mutlaka duygulu birkaç mısra da taşıyordur. Hızla hedefime yaklaşıyorum. Tam düşündüğüm gibi. Yeri gelmişken yetkililere seslenmek istiyorum. Her yönüyle sanat eseri olan bu gibi mezarlar bir an evvel koruma altına alınmalı. Zira zamanın darbeleri yanında, ne yazık ki nebbaşların (mezar soyucuların) talanına uğramışlarına da tanık olduk.
Zarif mezar, demir kafes içine alınmış. Mezarın baş ucuna doğru demir kafese beyaz mermerden elips şeklinde bir kitâbe raptedilmiş. Güzel bir Ta'likle hakkedilmiş kitâbe metninde şu satırlar yer alıyor: "Konya Merkez Jandarma Takım Kumandanı Birinci Mülazım Ali Rıza Bey'in zevcesi İstanbul Beşiktaş Abbas Ağa Mahallesi Yıldız Sokağı'nda 62 numaralı hanede Mütekaid Kuşçubaşı Hacı Mustafa Efendi kerimesi Mükerrem Hanım ruhuna fatiha 1927 1346"
Mezarın baş ucu taşına ise aşağıdaki mısralar hakkedilmiş:
"Ecelin bilmek için maksadını
Güzelim gül şu kadın merkadini
Bu kadın teşne iken a'ileye
Düştü bir facialı ha'ileye
Yumuyorken o güzel gözlerini
Duymadı kimse boğuk sözlerini
İki evladı Metin ile Mübîn
Annesiz kaldı küçükten ne hazîn
Zevci bir yanda harâb oldu harâb
Çekiyor muttasıl âlâm ü azâb
Genç iken öldü Mükerrem heyhat
Yıktı bu a'ileyi âh bu vefât"
Bu mezarın ayak ucunda yine demir kafes içine alınmış başka bir mezar... Mezar taşları yok, sadece demir parmaklıklara raptedilmiş elips şeklinde mermer bir kitâbe... Onun metni de Ta'lik yazıyla... "Külli nefsin zaigatü'lmevt / Sâbık Galatasaray Sultânîsi muallimlerinden Hoca Osman Efendi kerimesi Safiye Hanım'ın ruhuna fatiha / 1926 1345"...
Bu mezarın da ayak ucu tarafında, yine demir kafes içinde baş ucu taşı tepesi sarıklı bir başka mezar... Belli ki sahibi ulemâdan... Ta'lik yazılı kitâbenin en üstündeki "Hû" yazısı, mezar sakininin Mevlevî olduğunun bir göstergesi. Nitekim kitâbe metni tahminimi doğruluyor...
"Cânişîn Hazreti Monlâyı Rûm'un kâtibi
Ehli dil Nûrî Efendi eyledi azmi bekâ
Yirmi iki sâl o hidmetle olub evkâtgüzâr
Pîşesi bir kimseyi incitmemekti da'imâ
Gûş iden târihi menkûtun olur âmînhân
Menzilin rûşen ide Nûrî Efendi'nin Hüdâ
Fi 2 Zî'lka'de sene 1327"
Noktalı harfleriyle tarih düşürülen bu kitâbenin hâllini ehline bırakarak mezkûr mezarın ayak ucu taşına geçiyorum. Ayak ucu taşı kitâbesini okuduğumda mezar daha da ilginçleşiyor. Zira, bu mezar, karıkocayı birlikte bağrında misafir ediyor. İşte kitâbesi:
"Mumâileyh Nûrî Efendi'nin zevcesi ve Avukat Mümtâz ve Doktor Münîr Beylerin vâlidesi Azîze Hanım merhûme de burada medfûndur Cenâbı Hak rahmet eyleye
3 Kânunı Sânî 1927"
Bu mezarlardan, mezarlığın giriş kapısına doğru yöneldiğim anda zamanın yok edici darbelerinden nasılsa korunmuş sille taşından bir mezar dikkatimi çekiyor. Tepesi fesli mezar, bir memura ait olmalı. Yaklaşıp mezar taşını okuyorum. Yalnız, bu küçük mütevazı Sille taşlı mezarın sakini biraz yüksekçe bir memur:
"Sâbık Konya Valisi Mustafa Kâzım Bey'in ruhuna fatiha
13 Kânûnı Sânî 926"
Bulunduğu konum itibariyle Şems Mezarlığına defnedilmesi gereken bu mevtânın Tekke Mezarlığına havale edilmesi de başka bir ilginç durum...
Sonunda Hocacihan yahut Mursaman Türbesi karşısındayım. İki farklı cepheden fotoğrafını çektikten sonra mezarlık görevlisine kilitli olan türbe kapısını açıp açamayacağını soruyorum. Hiç tereddütsüz: "Hay hay, açayım efendim." deyip anahtarı koşturuyor. Türbenin batı tarafına bakan asıl giriş kapısı, daha güney cephesinden korumaya alınmış. Güneye bakan yeşile boyanmış kafesli demir kapı, sapasağlam zincirlenip, zincirin iki ucu asma kilitle tutturulmuş. Görevli kapıyı açtıktan sonra ayakkabılarımızı çıkararak girmemizi ihtar ediyor. Etrafı ince çıtalarla kapatılmış merdiven basamakları eski fakat tertemiz halıfleks parçalarıyla kaplanmış. Bekçinin ihtarı olmasa da insan bu temizliğe kıyıp ayakkabılarıyla basamaz zaten. Üçüncü basamakta, türbenin cenazeliğinin yeşil boyalı demir kapısını aralıyorum. Türbe elektrikle aydınlatılmış. Cenazeliğin tam ortasında ve yassı tuğladan bir Selçuklu kemerinin altında yer alan sanduka, hacı işi küçük seccadelerle kapatılmış. Kemerin ortasına tutuşturulmuş karton üzerine mavi tükenmezle yazılmış "YUMURTA KIRMAK YASAKTIR" levhası dikkatimi çekiyor. Tabii bekçiye soracağım soruların sayısı da artıyor. Buranın da resmini çektikten sonra ışığı söndürüp cenazelik kapısını örterek dışarı çıkıyor, dış kapıyı sağlamca zincirleyip kilidini bastıktan sonra betçinin yanına yürüyorum. Teşekkür edip anahtarı teslim ederken türbe ve buradaki batıl uygulamalar hakkında malumat bekleyen sorularım karşısında, bekçi mahcup bir şekilde, buraya yeni atandığı mazeretine sığınıyor. Verdiği cüzi bilgi de çocukları rahatsız annelerin türbedeki uygulamaları hakkında. Bu uygulamalardan birisi çocukların elbiselerinden bir parçayı türbe kapı ve pencere kafeslerine bağlamaları, diğeri de yumurta kırmaları... Birinciyi anladık; yalnız ikincisi ilginç. Bizim bildiğimiz yumurtalı büyüler, birilerinin aralarını açmak amacıyla kullanılırdı. Neyse... En iyisi Konyalı'ya müracaat etmek...
Sözün burasında Belediyelerimizden yahut Vakıflardan bir beklentimizi vurgulamadan geçemeyeceğiz. Bu kabil ata yâdigârlarının çoğunda bilgi tabelaları yoktur. Gözden ırak olsalar da; gerek yapıları, gerek sakinleriyle ilginç olan böyle yerlerin, görenlerin merakını giderecek tabelaları mutlaka bulunmalı.
Şimdi Konya'lı merhumun bu türbe hakkında yazdıklarından bazılarını sizlerle paylaşarak yazımı noktalamak istiyorum (Daha geniş bilgi için bk. İbrahim Hakkı Konyalı, "Konya Tarihi", Burak Matbaası, Ankara 1997, s. 696699).
"Halk buraya "MURASAMAN TEKKESİ" derler. Okumuş eski KONYALI' lar bu kelimenin (Miri zaman) dan veyahut (Miri zeban) dan bozma olduğunu söylerler. Burada yatanın bir BEY veyahut hazır cevaplı, nükteci, bir ŞAİR olduğunu rivayet ederler. Bu türbenin; Sadreddini Konevî'ye şimdiki câmi ve türbenin yerinde bulunan konağını hediye eden meşhur Konyalı zengin Hoca Cihan'a ait olduğu da söyleniyor. Ben bu ağız haberlerinden en sonuncusunu tercih ediyorum (Konyalı'nın bu açıklamasından sonra biz de; "Mursaman" kelimesi için birtakım Farsça terkibler arayışına gitmek yanında "mûr (karınca" ve "saman (servet, dinçlik)" kelimeleri üzerinde de akıl yorulması yerinde olacaktır, diye düşünüyoruz). Burada yatan zât üstündeki köye ve yöreye adını veren Hoca Cihan'dır. Hoca Cihan; Sadreddini Konevî'nin ve Mevlâna'nın muasırlarındandı. Ali Han isminde sar'alı bir oğlu vardı. Çok zengindi, kölelerinin sayısını bile bilemezdi. Oğlunun hastalığına zamanın tabipleri deva bulamamışlardı. Sadreddini Konevî onu hususî bir tarzda tedavi etmişti. Hoca Cihan da ona oturduğu konağı derhal boşaltarak hediye etmişti. Hoca Cihan'ın karısının adı da (İsmihan) idi.
(...)
Mursaman Türbesi de halkça sınanmıştır. Ben tetkik ederken türbe tavanının mini mini taş hevekle rile dolu olduğunu gördüm. Sıtmadan kurtulmak isteyenler bir mini mini taşa bez parçası bağlayarak tavana asarlarmış, bu aynı zamanda (ayırt) tekkesi imiş; hasta çocuklar buraya götürülür, sandukanın yanına yatırılırmış, eğer çocuk ağlarsa kurtulur, uyursa ölürmüş, eski halk inanışlarını ve folklorunu tetkik edenlere malzeme vermek için bunları kayıd etmekte fayda umuyoruz."
Tekke Mezarlığı ve Mursaman Türbesi
Konyada Bulunan Peygamber Mezarları
Konya'yı iyi tanımak lazım. Konya deyince; Selçukluya başkentlik yapması dışında her alanda kendini ispat etmenin, bir açık hava müzesi olmanın, bağrında bu kadar çok değerli insan barındırmanın mutluluğunu yaşar.
Konya'ya: "Beldei Muhayyere" dedirten mesele bu olsa gerektir.
Konya'mız; Veliler, Peygamberler diyarıdır. Dünya kurulduğundan beri yer yüzüne 124.000 veya 224.000 peygamber gelmiştir. Bunlardan bir kısmının mezarı da Konya'mızdadır.
Konya'da yattıkları bilinen Peygamberlerin isimleri ve yattıkları mezarlıkların bir kısmı varlığını korumakta olup, bir kısmının yerleri kesin olarak bilinmemekle birlikte, sadece peygamber isimleri kayıtlara geçmiştir.
Herkesin Konya'ya can atış sebebi budur. Konya'yı bir başka anlamlandıran özelliklerden birisidir bu yönü.
Bilinen ve kayıtlara giren bir çok peygamber medfundur bu şehirde. Mevlana'nın Konya'yı tercih edişinde bunun önemi vardır sanırım.
Türkiye'mizin her köşesinde, her bucağında mutlaka bir veli, bir Peygamber mezarı bulunmaması mümkün değildir.
İklis,
Merih,
Çağdun,
Mihran Peygamberler
Bu dört tane peygamber, Musalla mezarlığı yakınında bulunmaktadır. Musalla Mezarlığı, Medrese Mahallesi, Nalçacı Caddesi üzerindedir.1
Hamun ve Salih Peygamberler:
Yeni kale kapısı mezarlığında yatmaktadır. Bu iki peygamberin mezarlarının bulunduğu Yeni Kale Kapısı Mezarlığının bulunduğu yerde; Zafer'deki Kibrit Apartmanından, İl Sağlık müdürlüğüne kadar uzanan yol ve evler vardır.
3 Peygamber
Bunlar; Sarı Yakup Mezarlığı yakınında yatmaktadır. Sarı Yakup Mezarlığı, Eski Garaj civarında bulunur.2
3 Peygamber,
Bunların da isimleri bilinmemekte olup, Alaaddin Camii civarındadır. Yerleri bugün kaybolmuştur.
1 Peygamber
Eski garaj caddesi, Büyük Otelin bulunduğu Şahitler Mevkiinde 1 Peygamber yatmaktadır. Burası, değişik zamanlarda, imar çalışmaları sebebiyle iskana açılmış olup, bu mezardan iz kalmamıştır.3
1 Peygamber,
Hisar önü; Atatürk Anıtının güney kısmı, Ticaret lisesi karşısındadır. Söylendiğine göre bu peygamberin ismi; Çerçiş'dir. Bu peygamber, Hisar Önü yakınında yatmaktadır.
Konya'da mezarı olan ve isimleri belli olan 6 peygamber, isimleri bilinmeyen 8 peygamber mevcuttur. Konya'da toplam 14 peygamber yatmaktadır. 4
Acaba Konya'da yatan peygamberlerin isimleri filozofların, düşünürlerin isimleri mi? Yoksa gerçekten dünya kurulduğundan beri gelmesi muhtemel olan peygamberler içinden birileri mi? Her ne olursa olsun, aklen ve mantıken Hz. Âdem'den itibaren ve de son peygambere kadar her 100 yılda bir peygamber gönderileceğine göre, bu kadar uzun bir zaman süresinde Konya'da adı geçen peygamberlerin bulunması gayet normaldir.
Bu, Konya için söz konusu olduğu gibi diğer illerimiz için de geçerlidir.
1 ÖZÖNDER, Hasan; " Konya Velileri", Konya, 1990, s.72 ÖZÖNDER, a.g.e., s.83 ÖZÖNDER, a.g.e. s.84 ES, Selçuk: Konya'da yatan peygamberler ve evliyalar, Yıldız Basımevi, Konya, (Tarihsiz), s.7
Etiketler: eski konya, konyamız, peygamber mezarları
Taşkent (Pirlerkondu)
Taşkent deyince birçok şey birden gelir aklıma.
Ulaşılabilecek bütün güzelliklerin kavşak noktasında olan bir beldemiz Taşkent, eski adıyla Pirlerkondu. Konargöçerlerin yaylalarına, Karacaoğlan'ın Barçın Yaylası'na, Taşeli Platosu'na Göksu Irmağı'na ulaşan derin vadilerde akan ırmaklara, Dedemli'den Akdeniz'e doğru uzanan Gevne Vadisi'ne bu güzel beldemizden geçerek ulaşabilirsiniz. Afşar Irmağı'ndan yukarı doğru baktığınızda bir kartal yuvası gibi görünür kayalıkların üzerinde. Güneyinde Kıble Kayası geçit vermez doğal bir anıt gibi dikilir. Eteğinden Sultansuyu fışkıran Erenler Tepesi ile Kıble Kayası arasında yaz kış hiç kesilmeden akan Boğaz Deresi beldenin doğusunda derin bir vadi oluşturarak Afşar Deresi'ne, oradan da Göksu Irmağı'na ulaşır. Boğaz deresinin iki yanında beldenin bahçeleri sıralıdır. Belde insanı avar eker. Bahçeler ulu ceviz ağaçları ile kaplıdır. Beldenin iki elektrik santrali da bu derenin üzerine kurulmuş. Bu derenin üzerindeki Cibi Köprüsü'nün Selçuklulardan kaldığı söyleniyor.
Konya'ya 140. km. olan Taşkent orta Toroslarda 115060 yıllarında Afşar Türkmenleri tarafından kurulmuş. Selçuklular döneminde yöredeki Ermenilere karşı Moğol akıncıları ile güç birliği yapmışlar. Moğollarla kız alıp vermişler. Büyük Camii Yavuz Sultan Selim döneminde yapılmış. Beldenin tarihi eski olunca birçok efsaneler türemiş. Hala anlatılır bu efsaneler. Örneğin; Erenler Tepesi'nin eteğindeki Sultan Suyu efsanesi gibi. Sultan Alaaeddin Keykubat beldeden geçerken pınarın başında su dolduran genç bir kızdan su istemiş. Kız suyu verirken tasın içinde birkaç çam pürü atmış. Sultan bunun nedenini merak edip sorunca "Sultanım çok terliydiniz, hızlıca içip hastalanmayasınız diye böyle yaptım." yanıtını vermiş kız. Sultanın çok hoşuna gitmiş bu. Kızın adını sormuş. "Benim adım bağışlandı" diye yanıtlamış kız. Bu "Ben sözlüyüm" anlamına gelir. Sultan "Bundan böyle çamınız kurumasın, kızlarınız farımasın, suyunuz ılımasın" diye dua eder ve yörede dokunan bezden vergi alınmasını kaldırır.
Taşkent ve çevresinde geçim hayli zorlu. Bu yüzden okuma oranı çok yüksek. İzmir, İstanbul, Ankara, Konya gibi büyük şehirlerimizde esnaflık yapan Taşkentli sayısı fazla. Taşkentlilerin en büyük özelliklerinden biri birbirlerine ve beldelerine karşı çok tutkun olmaları. Yıllarca Güzel Sanatlar Müdürlüğü yapan Mehmet Özel Çetmi'li olup her yıl yöreye gelir ve günlerce kalır. M. Özel bu yöreye onlarca anıt eser yaptırdı.
Ancak 1931 yılında yola kavuşabilen Taşkent hala bir çok sorunla boğuşuyor. Örneğin, 1992 yılında yapımına başlanılan ve sekiz trilyona yakın para harcanan hastane inşaatı hala sürüyor. Bitirilmesi için bir trilyon ödenek çıkarılması gerekiyor. Sağlık sorunları Taşkent'e bağlı beldelerde de var.
Bir çok beldede sağlık ocağı olmasına rağmen hiçbirinde sağlıkçı yok. Binalar kullanılmadığı için mezbelelik durumda.
S.Ü. Taşkent Meslek Yüksek Okulu 199495 öğretim yılında açılmış, diğer örnekleri gibi çeşitli kaygılarla açılan bir okul olduğu için şu an kapanma noktasında. Halen ikinci sınıfta 17 öğrenci okuyor. Bunlardan sadece birisi kız.
Beldede futbol takımı yok. Çünkü saha yapacak arazi yok. Kaçacak bir topu yakalamak içinde Sazak Deresi'ne inmek gerekiyor.
Uzun yıllar belediyede görev yapan ve son seçimde Belediye Başkanı seçilen Abdülbaki Acet Taşkent'i dağ ve yayla turizminin merkezi haline getirmek istiyor. Böyle bir konum için her türlü zenginliği var beldenin. Büyük turizm potansiyeline sahip yörelerin kavşak noktasında. Sarıveliler ErmenekMut yolu, Gevne Alanya yolu buradan geçiyor. Yol güzergahlarında doğa ve tarih yarış halinde. Yörede Mayıs ayından Eylül'e kadar kamp yapılabilecek vadiler, yaylalar var. Barçın Yaylası Feslikan Yaylası, Çetmi Ayboğazı Şelalesi bunlardan birkaçı. Taşkent'te modern bir otel var. Sultan Suyu'nun kenarındaki park yemek ve çay molası için ideal bir yer. Beldenin yaylalarına nisan sonundan itibaren konar göçer yörükler gelmeye başlıyor. Büyük şehirlerimizde oturan Taşkentliler de yaylalarda modern evler yapmaya başlamışlar. Göçerler Cuma günleri Taşkent'e Perşembe günleri de Sarıveliler Başyayla yol ayrımında kurulan Yörük Pazarı'na inerek ihtiyaçlarını karşılıyorlar. Bu yöreye gidecek gezginlerin, yolu biraz uzatmak pahasına Ermenek tarafına geçerek Teke Çatı Yaylası'nı ve Zeyve Pazarı'nı görmeleri gerekir.
Taşkent bir geçit noktasında olduğu için günün her saatinde ulaşmak mümkün. Çevre beldelerinin otobüsleri buradan geçiyor. Ayrıca Sarıveliler ve Başyayla otobüsleri de buradan geçiyor. Yöreyi iyi tanımak ya da kamp yapmak isteyenler için en uygun turla giderek Sazak, Çetmi, Bolay, Ilıcapınar, Gevne yörelerini adım adım gezmektir. Modern bir işletmeye sahip olan Pirlerkondu Oteli'nde konaklanabilir.
Etiketler: Başyayla, bolay, Çetmi, feslikan yaylası, Gevne, ılıcapınar, konya, Pirlerkondu, sarıveliler, sazak, taşkent
Bir Gezgin Gözüyle Konya-Hadim Yolu
Bizi doğa güzelliklerine ve tarihi anıtlara, ören yerlerine ulaştıracak güzel yollarımızdan biri de Konya-Hadim yoludur. Dinek'e kadar dümdüzdür bu yol. İki geçeli Kaşınhanı'nın, İçeri Çumra'nın, Dinek'in tarlaları uzanır. Dinek'ten itibaren ilk yükseltiler başlar. Görüntü de değişir yavaştan. Ardıç, meşe, alıç, yaban armutları ile yemyeşildir tepeler.
Bu yol üzerinde ilk durak yerlerinden biri Sarıoğlan beldesidir. Bu yolda yolcu taşıyan araçlarda mutlaka konaklarlar Sarıoğlan'da. Torosların havasını burada almaya başlar insan. Burada tavşan kanı bir yorgunluk çayı içebilir açsanız Hacı amcanın yerinde alabalık ya da saç kavurma yiyebilirsiniz.
Bir gezgin için seçenekleri çok olan bir yoldur Konya-Hadim yolu. Biz fotoğrafçılar ve doğa yürüyüşçüleri iki seçenek kullanırız. Biri Sarıoğlan-Asarlık-Dedemli-Eğrigöl yolu, diğeri Sarıoğlan-Eğiste-Kaplanlı (Aladağlar) Yerköprü yolu. Hangisini tercih ederseniz edin, gittiğiniz her yerde muhteşem görün-tülerle karşılaşacak Toros yaylalarında yaşayan güzel insanların güleryüzüyle ağırlanacaksınız.
Sarıoğlan'dan Bozkır yoluna saparsanız, yaklaşık yirmi kilometre sonra Ulupınar köyüne ulaşırsınız. Ulupınar, binlerce yıllık Zengibar kalesinin batı eteğinde kurulmuş çok eski köylerimizden biri. Zengibar, Antalya, Bozkır, Mut, Silifke arasında yaşamış olan İsaura'lılardan kalma. Çok geniş bir alana yayılan kalenin bazı burçları, giriş kapıları, temeller duruyor. Köyün hemen üst kısmından kayalıkları takip eden bir keçi yolundan ulaşılıyor kaleye. Bu kayalıklarda anıtsal kaya mezarları var.
Ulupınar'dan yaklaşık yedi kilometre uzakta, eski adıyla Asarlık, yeni adıyla Hisarlık beldesi var. Belde çok eski bir yer-leşim yeri olması nedeniyle bu adı almış. Beldenin bağlarının içinde Bizanslılardan kalma sarnıçlar o halleriyle hala duruyor. Gezdiğimiz sarnıçlardan biri yekpare kayadan oyulmuştu ve girişin tam karşısında kayanın üzerinde kabartma bir kadın figürü vardı. Köylülerden birinin deyişine göre sarnıçtan ne kadar su çekilir ise çekilsin suyun seviyesi hep aynı kalıyormuş. Beldede tarihi bir cami var ama kaderine terkedilmiş. Ahşap işlemeleri, duvarlarında ki çizimlerle muhteşem bir eser. Vakıflar restore etmiyor, belde halkının restore ettirmesine de izin vermiyormuş. Bitişikteki caminin görevlisinin anlattıklarına göre camideki çok değerli el yazması kitaplar, antika halı ve kilimler kaybolmuş. Bu cami ile ilgili ben ve İbrahim Dıvarcı gazetelerde yazılar yazdık. Vakıflar Bölge Müdürlüğünü bilgilendirdik ama her çabamız suskunlukla karşılandı. Bundan sonra vakıfların bu eser-le ilgili ne yapacaklarını bilmiyorum. Bildiğim tek şey Asarlık'a vakıflardan bir giden olursa, belde halkından iyi bir dayak yiyebilir. Son gidişimizde caminin fotoğraflarını çekerken on-onbeş Asarlık'lı etrafımızı çevirdi. Hayli öfkeli görünüyorlardı. Nerden gelip nereye gittiğimizi sormaya başladılar. Gezgin, fotoğrafçı olduğumuzu söyleyince rahatladılar. "Biz sizi vakıflardan sandık" diyerek, cami konusundaki endişelerini, duyarlıklarını anlattılar.
Asarlık'tan birkaç kilometre sonra sola dönen yol sizi Göksu vadisine ulaştırır. Çevre köylerin bağ ve bahçeleriyle çevrili olan bu vadi doğa yürüyüşü için emsalsiz bir bölge. Yalınçevre Dedemli sapağında sola dönen yol Hadim'e ulaşır. Sağa dönen yol ise Dedemli'ye çıkar.
Dedemli Toroslarda çok güzel beldelerimizden biri, Göksu Irmağının kaynağı da burada. Dedemli Belediyesi kaynağın çıkışına yakın bir bölgede derenin içine alabalık tesisleri kurmuş. Bazı aklıevveller bu tesisin ekonomik olmayacağını ileri sürmüşler ama şimdi işletmeciler talebe yetişmekte zorluk çekiyorlarmış. Bu tesis-lere kadar turlar ile gitmek mümkün. Ardıç ağaçları ile kaplı görkemli kayalıklarla çevrili vadide buz gibi sularda yetişen alabalığın tadına doyum olmuyor. Vadiden yaylalara, oradan da Eğrigöl'e gitmek için arazi aracı gerekiyor. Eğrigöl Konya-Antalya sınırında. Geyik Dağlarının eteklerinde mükemmel bir kamp alanı. Hem dağcılar hem fotoğrafçılar için eşsiz bir bölge.
Egrigöl'den Gevne vadisine inmek mümkün. Torosların zirvesi boyunca, özellikle macera tutkunları için bulunmaz bir yol.
Sarıoğlan'dan sola dönen yol, Hadim-Taşkent yoludur. Ünlü Eğiste Deresine inerken sağda Taşbaşı köyü var. Taşbaşı köyüne girmeden doğruca vadiye inen yol Bolat Deresine ulaşır. Bolat Deresinde üzerlerinde avcı kabartmaları bulunan mezarlar var.
Bolat beldesi tarih ve doğa olarak çok zengin beldelerimizden biri. Bolat'ın Temaşalık Tepesi denilen bölgede Astra antik kenti var. Çataloluk mevkiinden ulaşılabilecek bu antik kent gerçekten görmeye değer.
Hadim'e on kilometre kala sola dönen yol ülkemizin en güzel doğal anıtlarından biri olan Yerköprü şelalesine ulaşır. Bu yoldan giderken göreceğiniz manzarada ömrünüzce görebileceğiniz ender görsel şölenlerden biri olacaktır.
Göksu, Dedemli beldesinin sınırları içinde. Eğrigöl'ün hemen yakınlarında doğar. Kimi yerde durgun, kimi yerde deli-dolu, kimi yerde düdenlerin içinde yiterek yüzlerce kilometre kat eder ve Silifke yakınlarında 15.000 ha.'lık bir delta oluşturarak Akdeniz'e ulaşır. Göksu deltasında 330 çeşit kuş barınır.
Göksu, Dedemli'den Akdeniz'e kadar görkemli doğa manzaraları oluşturur. Kimi yerde bir düdenin içinde yiter, birkaç yüz metre sonra yeniden gün yüzüne çıkar. Göksu üzerindeki en görkemli doğa oluşumlarından biri olan Yerköprü Şelalesi de böyledir. Çakallar Köyünün hemen altında düdene giren Göksu ırmağı, 500 metre sonra günyüzüne çıkar. Düden yaklaşık yerin 25 metre altında büyük bir mağaradır. Alüvyon üzerine traverten çökelmesi ve daha sonra alttaki alüvyonun Göksu tarafından oyulması sonucu, traverten tabaka-sının askıda kalmasıyla oluşan Yerköprü Şelalesini, Çakallar köyünün hemen altından, dağın eteğinden kaynayan Karasu oluşturur. Suyu yoğun karbonat içeren bahçelere bereket saçtıktan sonra Şelale olarak Göksu'ya dökülür.
Taşeli platosunun batı kısımlarını içeren bu bölgede Akdeniz iklimi etkisini gösterir. Bu yüzden yörede her türlü sebze ve meyve yetiştirilir. Aladağlar bölgesi ise bağcılığı ile ünlüdür. Bütün yamaçlar bağlarla kaplıdır. O yüzden bağbozumu günleri haftalarca pekmez ocaklarının dumanı kaplar köylerin üzerini.
Yerköprü şelalesine Güneysınır-Habiller yoluyla da gidilebilir. Bu yol Aladağlar yolundan daha kısadır. Yerköprü çevresinde çok güzel kamp alanları var. Göksu Irmağı ile Yerköprü şelalesini gezip görmenin en güzel zamanı ise Nisan ayıdır. Torosların eriyen kar suları ile iyice kabarıp coşan Göksu'nun en deli dolu zamanıdır Nisan ayı.