Konya'da ilk otomobil Birinci Cihan Harbi'nin ilk günlerinde gelmiş, zamanın valisi merhum Azmi Bey'in emrine verilmişti. Bu tarihlerden evvel Enver Paşa'nın Konya'dan otomobili ile geçtiğini görenler olmuş ise de bu bir istisna idi.
Konya'ya gelen bu makam otomobili ile vali Azmi Bey bir gün Karaman'a teftişe gider. Yol üzerinde Çumra köylerinden birine uğrar. Harman vakti herkes dışarıdadır. İşi ile meşgul, gök gürültüsüne benzer sesler çıkarak tozu dumana katıp gelen bir karaltıyı gören yedisinden yetmişine kadar bütün köylü işlerini bırakıp evlerine kaçarak kapılarını kilitleyerek mazgal delikleri gibi pencerelerinden olayı merakla takip ederler. Otomobil köy meydanlığında durur. Valinin yaveri ile maiyet memuru inerek ilk kapıyı çalıp muhtarı sormak isterler. Ses seda yok! Bu sefer iki taraflı önlerine gelen kapıları vurarak muhtarı sormak isterler. Fakat hiçbirinden cevap gelmez. Çaresiz otomobilin yanına gelerek vaziyeti valiye izah ederken karşıda elinde asası ile beli iki kat olmuş bir ihtiyarın kendilerine doğru şüpheli adımlarla yaklaşmakta olduğunu görürler ve adamın kendilerine gelmesini beklerler.
İhtiyar çekingen bir vaziyette 3 metre mesafeye kadar yaklaşıp selam verir. Selamın karşılığına doğru dürüst alınca bu sefer, "sizler in misiniz? cin misiniz?" diye sorar. Maiyet memuru, "ne iniz, ne ciniz senin gibi bizde bir insanız. Muhtarı çağır görüşeceğiz. Bak şu oturan beyefendi Konya valisidir" cevabını verir. İhtiyar hala duruma emin olmadığından şakın, şaşkın etrafa ve valiye baktıktan sonra "Muhtarı çağırırım amma üstüne binip geldiğiniz hayvanı, haşatı olmayan şu tekerlekleri bez sarılı nedir yahu? bir diyiverin" diye sorar. Valinin yaveri işin çok uzayacağını, bir türlü ihtiyara meram anlatmak imkanı olmayacağını anlayarak, işi kurnazlığa döker. "Bu sandık ne olacaktı ki? "Hazreti Ali efendimizin düldülü". Şimdi artık anladın değil mi? Git artık muhtarı çağır gel der". İhtiyar düldülü görmenin verdiği sevinç ve heyecan ile titreyen bacaklarına bütün kuvvetini vererek soluk soluğa muhtarın evinin kapısına koşup, yıkarcasına kapıyı hem çalar, hem de avaz avaz bağırır. "Ulan Mehmet tiz bir yol geliver. Ulan Konya valisi, Hazreti Ali efendimizin düldülüne binmiş de köyümüze gelmiş. Seni görecekmiş. Ulan dışarı çık, çabuk gel. Vali beyi fazla bekletme, sonu iyi olmaz" sözleri ile muhtarı evinden çıkartır. Birlikte yaka paça valinin yanına getirir. Muhtar vali ile konuşurken görerek bundan cesaret alan köylüler; kadın, erkek, genç, ihtiyar, çoluk, çocuk birer ikişer evlerinden çıkarak otomobilin etrafına toplanır ve korku ile bakmaya başlarlar. Bu sırada muhtarı getiren yaşlı köylü bağırır. "Ne duruyorsunuz? Ulan eşek gibi ne gamırdırsınız? İşte önünüzde Hz Ali efendimizin düldülü bu imiş. Durman! Herkes tozundan birer kez alarak dertli yerlerine sürecek olsa alimallah bütün dertlerinde kurtulur deva bulur" öğüdünü verince, otomobilin yanında bulunanlar üzerinde toz topaklanmış ne kadar yerler var ise avuç avuç yüzlerine gözlerine sürerken bir kısmı da çemberlerin uçuna çevrelerin içine toplayıp ileride lazım olur fikri ile çırpınırlar. Az sonra otomobil yıkamadan çıkmış gibi tertemiz olarak ortada durur vaziyettedir. Daha sonra Karaman istikametine harekete geçen otomobilin gürültüsünden bir kısım köylü evlerine kaçarken, bir kısmı da "kuş gibi uçtu, ciğerim kaçtı ciğerim!" diyerek yas tutarlar.
Konya'daki ilk otomobil ve anıları
Etiketler: geçmiş zaman, hz. ali, ihtiyar, konya, konya valisi, muhtar, otomobil, tarih
Bir Gezgin Gözüyle İlçelerimiz Tuvana'dan Ereğli'ye
Konya-Karapınar yolunu bozkır görüntüleriyle aşıp yüzüncü kilometreden sonra solunuzda, zirvesinde kaleleri, eteklerinde yer altı şehirleri ile Karacadağ kalır. Tam karşınızda doğudan batıya doğru uzanan Toros dağları görünür. Dağların etekleri yemyeşildir. Bozkır görüntüsünden sonra bu yeşillik nerdeyse büyüler insanı. Bu yeşillikler üç bin yıl öncesi Tuvana'nın günümüz Ereğli'sinin elma, kiraz, vişne, zerdali bahçeleridir. Torosların kar ve yağmur suları bereket saçar bu bahçelere ve Ereğli ovasına.
İvriz'deki ilk yazılı tarım anıtı da Torosların eteklerindeki ova topraklarının bereketini gösterir. Günümüzde 109 bin hektarlık ekilebilir tarım arazisinin yarıya yakınında sulu tarım yapılmaktadır.
Şam'lı Eb-Ül-Fida'nın Taksim-Ül-Buldan isimli eserinde önemli Rum şehirlerinden biri olarak bahsettiği Ereğli, stratejik konumu ve bereketli toprakları nedeniyle M.O. üç binli yıllardan bu yana önemli bir yerleşim yeri olmuş. Geç Hititler döneminde burada Tuvana krallığı kurulmuş, İvriz'deki ilk tarım anıtı da bu krallık döneminde yapılmıştır. M.O. 1200-742 yılları arasında hü-küm süren bu krallığın yıkılmasından sonra M.O 64 yılında Romalıların egemenliğine geçmiş, Bizans İmparatorluğunun hakimiyet alanına girdik-ten sonra ismi imparatorun ismi olan Herakliyus olmuştur. Taksim-Ül-Buldan'da da Heraklia olarak geçer. (İ.Hakkı Konyalı. Konya Tarihi.) Ereğli 1077 yılında Kutalmışoğlu Süleyman şah zamanında Anadolu Selçuklularının eline geçmiş, Karamanoğulları ile Osmanlılar arasındaki savaşlarda zaman zaman el değiştirmiş 1468 yılında Fatihin Konya'yı kesin olarak almasından sonra Osmanlı idaresine geçmiştir.
Tuvana krallığından kalan İvriz anıtı, Osmanlılardan kalan Ulu Cami, Rüstem Paşa Kervansarayı, Şifa hamamı, görenleri büyülemeyi sürdürüyorlar.
İç Anadolu ile Çukurova arasında stratejik bir konumda olan Ereğli'nin güneyi doğudan batıya Toroslar, kuzeyinde Hasandağı, Kuzeybatısında Karacadağ var. Deli Mahmutlu ve İvriz çayları Ereğli ovasının bereket kaynakları. İvriz çayı hem tarımda hem ilçenin içme suyu olarak kullanılıyor. Son yıllarda elli bin hektarlık bir alan ağaçlandırılmış. Konya'nın ekonomik düzeyi en yüksek ilçelerinden biri Ereğli. Bu yüzden, özellikle doğudan göç alıyor. Göçmenler genellikle inşaat sektöründe çalışıyorlar. Köy ve beldelere giden yolların büyük bölümü asfalt.
Selçuk Üniversitesi Ereğli Meslek Yüksek Okulu 1987 yılında öğretime geçmiş. Günümüzde 940 öğrenci, 22 öğretim üyesi ve yedi programla öğretim devam ediyor. Ereğli halkı şimdide ilçede bir fakülte açılması için çaba gösteriyor. Ereğli Polis Meslek Yüksekokulu ise yüz öğrenci ve elli personelle ikinci dönemden itibaren öğretime başlayacak.
İlçenin nüfusu 120 bin. 38 ilimizden daha büyük. Belediye Başkanı İnşaat Mühendisi Ahmet Özdoğan ile Kaymakam Cevdet Can iki genç yönetici. İlçenin sorunlarını çözmek için vargüçleriyle uğraşıyorlar.
Belediye Başkanı Ahmet Özdoğan bir yandan ilçeye hizmet etmeye çalışırken bir yandan geçmiş dönemden kalan borçları ödeme telaşında.
Her iki yöneticinin ortak tespiti olarak en önemli sorunlardan biri Ereğli Sazlığı (Akgöl) 1960 lı yıllarda 37 bin ha. Alanı kaplayan ve yüzlerce kuş türüne barınaklık eden Ereğli Sazlığı günümüzde 3. bin ha. kadar gerilemiş Ereğli-Karapınar-Ayrancı arasında, Torosların kuzeyinde yeralan Ereğli Sazlığı küçük karabatak, ak pelikan, tepeli pelikan, alaca balıkçıl, filamingo gibi yüzlerce kuş türüne barınaklık ediyor. Göçmen kuşları burada konaklıyor,. Önemli kuş alanlarından biri olarak (OKA) doğal sit alanı. Akgöl'ün su kaynakları olan İvriz Çayına İvriz, Karaman deresine Gödet Barajı yapılınca sazlığın su kaynakları kesilip çevresindeki sazlıklar fazla miktarda kesilmeye başlayınca Akgöl'de kurumaya başlıyor. Ereğli sazlığını tehdit eden bir başka tehlike ise ilçenin bütün atık sularının bu doğal sit alanına akması.
Belediye Başkanı Ahmet Özdoğan tehlikenin farkında. Bu yüzden arıtma tesisi kurmak ve Ereğli sazlığını Ramsay projesine sokmak için girişimlere başlamış. Arıtma tesisi gerçekleşirse yılda on milyon metreküp temiz su verilebilecek sazlığa. Ayrıca başka su kaynaklarının da sazlığa verilebilmesi için araştırma yaptıklarını belirten Ahmet Özdoğan, bunları gerçekleştirebilirsek on yıl sonra Ereğli sazlığı 1960 lardaki durumuna döner, diyor. Ereğli sazlığının kuruması iklimde de değişiklikler yapmış. Bu iklim değişikliği nedeniyle yaşanan don olayında Ereğli çiftçisi 30 trilyonluk zarara uğramış.
Ereğli bölgesine gelecek insanların konaklaması için dört yıldızlı bir otel projesi hayata geçirilmiş. Başkan A.Özdoğan İvriz'deki tarım anıtı da koruma altına alacaklarını belirtti.
Ereğli ovasında su kaynaklarının boşa harcanmasını önlemek için salma sulama yerine damlama sulama sistemine geçiliyor.
Kaymakam Cevdet Can'ın üzerinde önemle durduğu projeler var. Bunlardan biri (SARP) Sosyal riski azaltma projesi. Gelir düzeyi düşük vatandaşların gelir düzeyini yükseltmeye dönük bir proje bu. Ereğli'de 9 adet at pansiyonu (çiftlik) varmış. Bunun için atlı spor kulubü kurma girişimleri var.
Ereğli adını bütün dünyaya duyuran önemli kurumlardan biri İvriz Köy Enstitüsü olmuştu. 1941 yılında İvriz'in 9 km. batısında kurulan enstitü 1954 yılında İvriz İlk Öğretim Okulu'na dönüştürüldü. İlk müdürü Recep Gürel olan İvriz Köy Enstitüsü'nde 1954 yılına kadar 792 öğretmen yetişmişti. Bunların içinde Musa Eroğlu gibi çok ünlü isimler de vardı. Prof. Dr. Hüsamettin Akçay, Memiş Akdoğan, Celal Akın, Akkanat Holdingin sahibi Ali Akkanat, Hacı Angı, Dündar Aydoğdu, Prof. Dr. Ayşe Baysal, Galip Candoğan, Fevzi Çimen, Kemal Bayram Çukurkavaklı, Vehbi Durmuş, Süleyman Ege, İbrahim Gündüz, Mustafa Ertaş, Mevlüt Kaplan, Mehmet Koç, Mahmut Makal, uzun yıllar Güzel Sanatlar Müdürlüğü yapan Mehmet Özel, Hamit Özmenek, Mehmet Şahin, İsmihan Şirin, Mustafa Özer, İvriz Köy Enstitüsü'nün yetiştirdiği aydınlarımızdır. (M.Özer. İvriz Köy Enstitüsü. Anılar. 2001)
Dünyadaki ilk yazılı tarım anıtlarından biri İvriz'dedir. M.Ö.1200 - 742 yılları arasında hüküm süren Truva krallığından kalan anıt 8.yy. yapılmış. Hitit dönemine ait anıtta bereket tanrısı Tarhundas ile kral Warpalvas'ın figürleri vardır. Anıttaki yazıtta "Ben hakim ve kahraman Tuvana kral Warpalavas, sarayda bir prens iken bu asmaları diktim. Tarhundas onlara bereket ve bolluk versin." demektedir.
1426 yılında Karamanoğlu Mehmet Bey tarafından yaptırılan Ulu Cami Selçuklu mimarisinin en özgün örneklerinden birisidir. 1116 yılında Selçuklu Sultanı 1.Mesut tarafından yapılan gözetleme kulesi yanına cami yapılınca minareye dönüştürülmüş. Yüksekliği 40 metre olan minare sekiz köşeli bir kaide üzerine oturtulmuş.
Rüstem Paşa Kervansarayı Kanuni döneminde Damat Rüstem Paşa tarafından yaptırılmış.
Ereğli'ye ulaşım kolay. Bir kavşak noktasında olduğu için her saat araç bulmak mümkün. Karaman'a 80, Niğde'ye 96, Aksaray'a 120, Adana'ya 200, Konya'ya 150 km. uzaklıkta.
Günümüzde Ereğli'de konaklama için uygun tesis yok. Dört yıldızlı bir otelin yapımı için faaliyete geçilmiş. Kamp yapmak için İvriz'de uygun yerler var. İvriz'deki alabalık tesislerinde yemek yenilebilir. Deli Mahmutlu Çayı vadisi doğa yürüyüşü için uygun.
Ereğli'nin çevresinde de görmeye değer tarihi ve doğal anıtlar var. Meke Gölü, Acı Göl, Karacadağ'daki yer altı şehirleri bunlardan bazıları.
Meraklısına Not: Ramsar sözleşmesi, 1971 yılında İran'ın Ramsar şehrinde imzalandı. Uluslararası olan bu sözleşme ile sulak alanların korunması ve geliştirilmesi hedefleniyor. Konya çevresinde 7 adet Ramsar alanı var. Meke Gölü, Kozanlı Gökgöl, Kulu Gölü, Ereğli Sazlığı, Akşehir ve Eber Gölleri, Kızören. (Merhaba gazetesi 20.11.2004)
Bölgemizde Doğa Yürüyüşü ve Kamp Alanları
Geçtiğimiz yıllarda Bursa'dan bir grup fotoğrafçı arkadaş gelmiş, onlara Beyşehir Gölü ve çevresindeki doğa ve tarihi özellikleri gezdirmiştim. Ayrılırken gurup başkanı arkadaş, gördükleri karşısında hissettiklerini şöyle dile getirmişti: " Bir fotoğrafçı için gerçek bir hazine buralar, siz Konyalı fotoğrafçılar gerçekten çok şanslısınız". "Şansımızın farkındayız" diye, yanıtlamıştım arkadaşı. Bir keresinde de Ankaralı bir gurup fotoğrafçıyı Meke Gölü'ne götürmüştüm. Bir güz günüydü, gün doğmamıştı daha. Sabah hafif bir sisin altında parıldıyordu Meke. Meke üzerinde gün doğumunu çekerlerken gurubun coşkusu görülmeye değerdi.
Konyalı fotoğrafçılar her zaman şanslı olduğumuzu düşünürüm. Şehrimiz merkezi bir konumda olduğu için, başka bölgelere her zaman rahatça ulaşma imkanı bulabiliyoruz. Zaten çevremiz fotoğraf için bulunmaz zenginliklere sahip. Bunun dışında şehrimiz çevresi, son yıllarda hayli rağbet gören doğa yürüyüşleri ve kamp yapmak isteyenler için çok güzel alanlara sahip.
Ulaşımı en kolay yürüyüş alanlarından biri Sille'den Gevele Dağı'na giden rotadır. Sillenin batısındaki vadiden Himmet Ölçmen barajına, oradan da Geveleye çıkılabilir. Gevelenin eteğindeki bağların arasındaki Paşa Çeşmesi'nde yemek yedikten sonra zirveye çıkılabilir. Gevele'nin güneyindeki Takkeli Dağ'da kamp yapmak ve gece ışıl ışıl Konya'yı seyretmeye doyum olmaz. Hele bir de dolunay varsa keyfiniz bir kat daha artar. Takkeli de kamp yapacaklar için dağda su olmaması. Bu yüzden tedarikli gitmek gerekiyor.
Şehrin kuzeyinde Doğu Dağı'nın zirvesindeki çeşmede bölgenin en güzel suyu akıyor. Şehrin gece görünümünü seyretmek isteyenler için bu kamp alanı da mükemmel. Sabah bir koyun sürüsünün sesleriyle uyanabilirsiniz burada.
KOP projesinin ana damarlarından biri olan Mavi Boğaz hem kamp için hem doğa yürüyüşü için mükemmel bir güzergah. Özellikle ilkbahar ve sonbaharda çok güzel oluyor Mavi Boğaz. Benim tercihim sonbaharda yürümek oralarda. Bahçeler bozulmuş oluyor ve yüksek dallarda kurumuş erikler, elmalar, asmalarda üzüm cingilleri biz gezginlere kalıyor. Mavi Boğazda güzün son günlerine kadar papatya görmemiz mümkündür. Mavi Boğaza Akören Avdan yoluyla ulaşabilirsiniz.
GüneysınırHabiller üzerinden yapacağınız bir yolculuk sizi ülkemizin en görkemli anıtlarından biri olan Yerköprü Şelalesi'ne ulaştırır. Yolu biraz uzatarak Hadim Aladağlardan inersiniz, Toroslar hayatınızda pek az görebileceğiniz manzaralar sunar. Bu bölgenin her tarafında kamp yapabilir ayrıcı Göksu Irmağı’nı takip ederek Aladağlara doğru yürüyebilirsiniz. Bazı kamp alanları var ki, her yıl birkaç kere gitmek isterim. Bunlardan biri Eğrigöl ve çevresindeki yaylalardır. Eğrigöl Torosların zirvesinde Geyik Dağlarının kuzeyinde bir göl. Güney yakasında Antalya Gündoğmuşlular, kuzeyinde Dedemli'nin yaylacıları yayla alırlar. Günbatımında ve gün doğumunda bir fotoğrafçı için mükemmel görüntüler sunar Eğrigöl. Hele muhteşem Geyik Dağları’nın görüntüsü gölün üzerine vurunca seyrine doyum olmaz. Eğrigöl' de kamp yapacaklar için odun sorunu vardır. Bu yüzden Dedemli'de kahvenin önünde kısa bir mola verip çay içtikten sonra, beldeden odun tedariki yaptıktan sonra yola düşmek en iyisidir. Damak zevkine önem verenler Göksu Irmağı’nın kaynağındaki alabalık tesislerinde nefis bir alabalık ziyafeti çekebilirler.
Bu yürüyüş ve kamp alanlarının her biri ayrı güzellikte. Tek tek yazmaya kalksam sayfalar yetmeyecek. Ancak on beş yıldan bu yana keşfettiğimiz Kilistra'yı bilmeyen yoktur sanırım. Bolat Deresi, Gevne Vadisi, Zengibar Kalesi, Yaban atları ile ünlü Karadağ, Meke, Çıralı, İvriz, Altınapa Yükselen, Yükselen Derbent güzergahları, Ballıkayalar, Yatağan Erenkilit Dağı, Yeşildağ, Deliktaş Yaylası, Kurucuova ve Anamas Yaylaları, Derebucak, Sultan Dağları, Beykonak hemen aklıma geliveren yerler.
Bazı şeyler var ki yazmak yetmiyor. Yaşamak gerekiyor. Yürümek gece doğanın koynunda, doğanın türküsünü dinleyerek uyumak, sabah kuş cıvıltıları ile uyanmak gerekiyor.
Konya Kitâbeleri ve Hat Sanatı
Hat Sanatı; (el Hattü hendesetün ruhaniyetin, yani: Cismani vasıtalarla yapılan ruhani hendese olup, sonsuz Allah'ımın Kalem Suresinde "Kalem üzerine andolsun" ayetiyle, "Kalem Vardır altın, kalem vardır kamış kalem de vardır hak aşkına susamış") dizeleriyle kalemin gücü ve siyah Nur'un hikmetine mazhar olmaktadır.
"Konya Kitabeleri ve Hat Sanatı" yazıma Konya Karatay (Çini Eserler) Müzesinden başlıyorum:
Karatay Medresesi, Sultan İzzettin Keykavus II. Devrinde, Emir Celaleddin Karatay tarafından, 649 H. (1251 M.) yılında yaptırılmıştır. Mimari bilinmemektedir. Osmanlılar devrinde de kullanılan medrese XIX. Yüzyılın sonlarında terk edilmiştir.
Anadolu Selçuklu devri çini işçiliğinde önemli yeri bulunan Karatay Medresesi, 1955 yılında "Çini Eserler Müzesi" olarak ziyarete açılmıştır.
Medrese Selçuklular devrinde Hadis ve Tefsir ilimleri okutulmak üzere "Kapalı Medrese" tipinde inşa edilmiştir. Tek katlıdır. Giriş doğudan gök ve beyaz renkli mermerden yapılmış kapı ile sağlanmaktadır. Kapı Selçuklu devri taş işçiliğinin şaheser bir örneğidir. Yazı ve desenlerle süslenmiştir. Kapının üzerinde Sülüs hatla yazılmış medresenin yapımı ile ilgili kitabesi yer almaktadır. Kapının diğer yüzeylerinde ise seçme Sülüs hat ayet ve Hadislere kabartma olarak yer verilmiştir.
Kapıdan, önce kubbe ile örtülü (şimdi üzeri açık) bir avluya buradan da bir kapı ile medreseye girilir. Medrese salonunun üzeri, merkezinde fener bulunan ve mozaik çinilerle kaplı kubbe ile örtülüdür. Kubbe kasnağında duvarların üst kısımlarındaki bordürlerde ve hücre kapıları üzerideki panolarda ayetler yazılıdır. Binanın batı yönündeki beşik tonozlu eyvanının kenarında Celî Sülüs Besmele ve Ayetel Kürsi yer almaktadır. Kubbeye geçiş elemanı olan üçgenler de ise Muhammed (S.A.V.), Musa (A.S.), İsa (A.S.), Davut (A.S.), peygamberlerin isimleri ile dört halifenin, Ebubekir (R.A.), Ömer (R.A.), Osman (R.A.) ve Ali (R.A.)'nın Kûfî hat sanatıyla yazılmış isimlerine yer verilmiştir. Eyvanın solundaki kubbeli hücre Celâleddin Karatay'ın türbesidir.
Medrese duvarlarındaki mozaik çinilerin geçmişte büyük bir kısmı dökülmüştür. Çinilerde kullanılan renkler, turkuaz (firuze, lacivert ve siyahtır).
Burada şunu da belirtmeden geçemeyceğim, Karatay Müzesi vitrinlerinde, Beyşehir Gölü kenarındaki Kubadabad Sarayı buluntuları arasında olan duvar çinileri, çini ve cam tabaklar ile Konya ve yöresinde bulunan Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait çini ve serâmik tabaklar, kandiller ve alçı buluntular da sergilenmektedir.
Sırçalı Medrese Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında 640 H. 1242 M. Yılında Fıkıh ilmi okutulmak üzere, Beddin Müslih tarafından yaptırıldığı, portali (giriş kapısı) üzerinde taş kabartma cel'î sülüs hüsni hat'dan anlaşılmaktadır. Medrese'nin içi turkuaz, kahverengi, mor ve siyah renkli çinilerle süslü olduğu için, Sırçalı ismini almıştır.
Eyvan kemerine ait nişin solunda ve yan kısmında bir madalyon içinde Medresenin mimarına ve çini ustasına ait şu kitabeler yer almaktadır: "Tuslu Mimar Osman Oğlu Mehmed bunu yaptı". Bu kitabenin karşıtı olan yüzeyde, Farsça olarak şu kitabe yazıl iken, zamanla çoğu dökülmüştür. Kitabenin Türkçesi (sülüs Hüsni Hat) "Hatıra olsun diye bu süslemeyi yaptım; Ben ölürüm, bu yâdigar kalır."
Selçuklu Sultanı İzzeddin Keykavus II. Devrinde, vezir Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından, Hadis ilim okutturulmak üzere 125879 yılları arasında İnceminare (Taş ve Ahşap Eserler) Müzesi mimar Abdullah bin Keluk'un nezaretinde inşa edilmiştir. Doğusunda yer alan taçkapı Selçuklu devri taş işçiliğinin en güzel örnekleri arasındadır. Taçkapı Celi Sülüs Hüsnü Hat'la "Fetih" ve "Yasin" sürelerinden ayetler ile bitkisel ve geometrik motiflerle süslüdür. Kubbe kasnağında Kûfî yazı ile "ElMülkülillah"ile avlunun da kapıları ve pencere alınlıkların da geometrik ve bitkisel motiflerle bezenmiş "Ayetel Kürsi" yazılıdır.
Müzede Selçuklu, Karamanoğlu ve Osmanlı devirlerine ait, taş ve mermer üzerine oyma tekniğiyle yapılmış geometrik ve bitkisel motiflerle yapı ve tamir kitabeleri, Konya Kalesine ait yüksek kabartma rölyefler, mermer üzerine işlenmiş mezar şahidesi ve sandukalar vardır.
Başkenti Konya olan Selçukluların çift başlı kartal ve kanatlı melek figürlerinin en güzel mermer kabartma mimari örnekleri de vardır.
ALÂEDDİN CAMİ'İ: Alâeddin Mamuresi, adını verdiği tepenin kuzey doğu köşesine, köşkünün güneyine kurulmuştur. Çeşitli devirlerin mimari örneklerini, (Mahvüispat) yoluyla meydana getirilen bir çok ilavelerini bu camide barındıran mamurenin mecrası Osmanoğullarının İstanbul'daki Topkapı Sarayı'ninkine benzer. Mamurede tek, muntazam bir plan aranmamalıdır.
Kapının üstünde güzel bir sülüs ile şu üç satırlık kitabe okunur: kitabenin tarih mısrasının noktalı harfleri Ebced hasasına vurulunca 1037 rakamını buluruz. Alâeddin Cami'nin tamir kitabesidir. Mâbeddde yer yer gedikler açıldığı ve münderis olduğu için 1037 H., 1889 M. Yılında II. Abdülhamid'in zamanında Konya Valisi Surirî Paşa'nın teşebbüsü ile tecdit edilmiştir.
Kitabedeki (münderis) ve (tecdid) kelimelerine dikkat etmek lazımdır. 95 sene önce cami çok harapmış. Kitabenin üstünde bir madalyon içinde II. Abdülhamidin (Elgazi)'li bir tuğrası vardır.
Kuzey cephede 3 kapı ile altı kitabe vardır:
Birinci kapı: Zarif bir mermer sövesi bulunan bu kapının eni 1,67 m. dir. Şimdi kapının eşiği yerden 3,50 m yüksekte kalmıştır. Kapının zıvanalı kemerlerinin üstünde sekiz şualı bir yıldızın ortasında güzel bir Selçuk Celi sülüsü ile dört satır halinde şu Arapça kitabe okunur: ("Bu mübarek caminin tamamlanmasını; emirelmüminin'in burhanı büyük sultan fetih babası KılıçArslan zade şehit Sultan Keyhüsrev'in oğlu Alâeddin Keykubad emretti.")
İkinci Kitabe
Birinci kapı kitabesinin sağına yerleştirilen beyaz mermere iki satır halinde şu şekilde oyulmak suretiyle yazılmıştır.: (Cel'i Sülüs) tercümesi şudur: (Mamurenin mütevellisi Atabeyî Ayaz'dır. Şam'lı Havlan oğlu Mehmed yaptı) yani Alâeddin Caminin mütevelli ve mimar kitabesidir.
İkinci kapı: Bundan sonra mabedin 4,70 m. genişliğinde asıl tak kapısı gelir. 2,15 m eninde olan kapı şimdi zeminden 2,40 mt yukarıda kalmış ve sonradan örülerek kapatılmıştır. Kapının iki tarafında birer payanda vardır. İki payandanın arasındaki açıklık 9 mt dir. Kapının iç çerçevesi morca mermerdendir.
Somak mermerden ikinci bir çerçeve birincisi sarar. Bu çerçeve Karatay kapısına benzemektedir. Kapıyı üç tarafından 42 yapraklı bir süs sarar. Her yaprağının içine Celi Süslü Hat'la Fetih Suresinin bir kelimesi yazılmıştır. Besmele'de kapının sağındaki üçüncü çerçevenin alt tarafına oyma olarak yazılmıştır. Kapının iki tarafında helezoni süslü iki gömme sütuncuk görülür. Başlıklarında yapraklar vardır.
Tak kapının mor ve beyaz mermerlerin birbirlerine yarım daire şeklinde geçirilmesiyle meydana gelen büyük kemerinde Türk taşçılık sanatının en yüksek örneğini görüyoruz. Dantelleşen bu kemerin iki tarafına mor ve beyaz mermerden kitabe şeklinde geniş süsler yapılmıştır. Karatay Medresesi kapısının kemeri ve yazıları ihtiva eden çerçevesi aynen bu kapıdan kopya edilmiştir. Yalnız buraya üç de göbek yerleştirilmiştir. Denilebilir ki bu kapı müsveddedir. Karatay'ınki bunun temize çekilmişidir.
Üçüncü Kitabe: Bu muhteşem kemerin altında devrinin nefis bir celi sülüsü ile kabartma halinde üç satırlık Arapça kitabeye göre
Bu cami mütevelli Atabeyi Ayaz'ın elinde I. Alâeddin Keykubad zamanında 617 H. 1220 M. Yılında tamamlanmıştır.
Tak kapının solunda bir kitabe yuvası vardır. Bu yuva iki mini mini sütunun ortasında ve dantel gibi zarif bir kemerin altındadır. Kitabenin üstünde altı köşeli taştan bir mozaik süs vardır. Tam ortasındaki altı şualı bir yıldıza müsenna hatla (Muhammed) kazılmıştır. Bunun etrafındaki altı beyaz mozağide kabartma olarak Sülüs Hat'la (Lâilahe İllallah Muhammedürrasulullah) yazılmış olup, bu mozayik Selçuk taşçılık sanatının çok muvaffak olmuş bir eseridir.
Dördüncü Kitabe: Bu süsün altındaki 1,90 enindeki taşta beş satır halinde şu kabartma okunur. Bu kitabeye göre bu caminin inşasını 616 yılı aylarında I. Keykavus emretmiştir. Mabedin inşasınada Mütevelli Atabeki Ayas nezaret etmiştir.
Beşinci Kitabe: Bu kitabe tek kapının sağındadır. Güzel bir kemerle süslenen bir çerçevenin içindedir. Kitabenin üstündeki mor bir taş hendesi şeklinde oyulmuş ve aralarına beyaz mermerden işlenmiş süslü parçalar geçirilmiştir. Bunların ortasında açılmış gül şeklinde bir göbek vardır. Altında da şu dört satırlık eski Türkçe Cel'i Sülüs hat kitabe görülür.
Kitabeyi şöyle tercüme edebiliriz: (Bu mescidin ve türbeyi mutahherenin yapılmasını; Emirelmüminin yardımcısı Fetih babası, Kılıçarslan zade Şehit Sultan Keyhüsrev'in oğlu Alâeddin Keykubad; Ayaz Atabeki'nin tevelliyeti ile 616 senesinde emretti.)
Üçüncü Kapı: Bu kapı muhteşem duvarın sonundan kuzeye açılmaktadır. Bu kapının üstünde burç dişleri yoktu. Bu kapı köşkün ayakta kalan eyvanının karşısına rastlanmaktadır.
Altıncı Kitabe:Kapının kemeri üstündeki mermere yerleştirilmiş bir tabak halinde yuvarlak bir çini kitabe vardır. Kitabe iki daire şeklinde o kadar güzel olmayan bir Selçuk Cel'i Sülüsü ile yazılmıştır. Dış dairede irice yazı ile yukarıdan başlamak suretiyle yazılan şu parça vardır. İç dairede okuduğumuz daha küçük yazılı kitabe dış dairedekini tamamlamaktadır. Kitabede vaktin hükümdarı Sultan Alâeddin anıldıktan sonra (Bu, peygamberin hicretinin 617. yılı aylarında Kerimüddin Erdişah tarafından yapıldı) denilmektedir.
Dördüncü Kapı: Bu kapı kuzey duvarının bittiği noktadan 16,30 m mesafede ve topraktan 1,16 m yüksekliktedir. Sövelerinde başka bir eseri mimariden alındığı anlaşılan iki taş kullanılmıştır. Sağına da üstünde yedi satırlık Yunanca kitabe bulunan bir taş yerleştirilmiştir.
Altıncı Kitabe: Kapının kemeri altındaki mermerde Selçuk Hüsnü hat Sülüsü ile bu tarihsiz kitabede yalnız [Alâeddin'in adı anılmıştır.]
Yedinci Kitabe: Mabedin dışarıdan yedinci Selçuklu kitabesi yerden 1,40 metre yükseklikte 1,60 m eninde kemerli ve içerlek bir yere konmuştur. Burası sıvandığı için bir kapı veya pencere yerimidir, yoksa bir kitabelik mi bilinemiyor. Kemerin altındaki mermerle güzel bir sülüs ile şu üç satırlık kitabe vardır:
Mihrabın üç tarafını nefis bir Selçuk, Hüsnüi Hat Sülüsü besmele ve Kürsi Ayeti sarmıştır.
Mermer mihrabın üstünde Hüsn'ü Hat Osmanlı Sülüsü ile (KÜLLEMÂ DEHALE ALEYHA ZEKERİYYAELMİHRÂB sene 1307) yazılıdır.
Çini mihrabın üstünde kûfi bir yazının çiçeklendiği, sağır kubbede şaheser Selçuk çinileriyle yıldızlı gökler aksettirilmiştir.
Bu çinilerde semânın rengi olan mavi hakimdir. Muhtelif üçgenlere ayrılan satıhlardaki mavi, ak, siyah renklerle işlenmiş zeminlere hendesenin en zor şekillerinden süsler yapılmıştır. Bu şekillerin içinde dokuzar şualı yıldızlar görülür. Kubbenin askı köşelerindeki ikişer köşede üçgen de Dübbi Eker, Dübbi Asgari tanzim ediyormuş gibi beşer şualı, yedişer ve sekizer yıldızdan müteşekkil burçlar vardır. Bediî zevki yüksek insanlar bu manzaranın karşısında heyecanın en tatlısını tadarlar.
Kapının kemerinde sanatkârın eli sert ağacı bir dantel gibi işlediği görülür. Kemerin üstündeki levhaya nefis bir kûfi ile bir satırlık kitabe yazılmıştır.
Kapının söve boşluklarındaki ve üstündeki meyillere Selçuk Neshi ve noktasız harflerle sonradan bir kitabenin işlendiği görülür.
Minberin sağ ve sol korkuluklara yukarıdaki kollardan başlayarak nefis bi Kûfî Besmele ile Kürsî ayeti ve Âli İmran Suresi ayetleri işlenmiştir.
İslâm yazısının, Batı'da plastik sanatlar içinde değerlendirilmesi oldukça yenidir. Clement Huard' ın 1908'de Paris'te yayımlanan "Müslüman Doğunun Minyatür ve Hat Sanatçıları" Leş Calligraphes etle Miniaturistes de (Orient Musulman) adlı kitabından buyana, zaman zaman İslâm Sanatı üzerine küçük incelemeler yayımlanmıştır. Ancak 1950' lerden sonra, hat sanatına lâyık olduğu önem verilmeye bağlanmış ve hat sanatı "şarkiyatçıların" (Oriontalistes) ilgi alanının dışında, sanatın evrensel nitelikleri göz önünde tutularak değerlendirilmiştir.
Yazının sanata dönüştüğü iki uygarlık vardır yer yüzünde. Uzakdoğu (Çin ve Japon) ve İslâm Ülkeleri.
Bu ülkelerden yazı, Batı'daki resim gibi, gerçek bir sanat durumuna gelmiştir: sözcüklerin anlamından çok yazının kendisi estetik bir anlam kazanmıştır. Ancak söz konusu yazı sanatlarını Batı resmiyle karıştırmamak ve karşılaştırmamak gerekir. Söz konusu resim, hat sanatına çok yakın soyut resimler olduğunda bile.
Resim ana öğesi renktir. Ne renk ne de resmin diğer öğeleri ışık "açıkkoyu" lekeler, tonlar hat sanatında vardır. Renk söz konusu olduğunda ancak süsleyici bir nitelikte olur. Dolayısıyla, hat sanatına resim gözüyle bakmak yanlıştır. Doğuşu, gelişmesi, amacı ve kuralları, resim sanatının dışında olmuştur. Yazı, resme dönüşüp bir sureti (bitki, hayvan, insan) yansıttığında bile resim değildir. Bir "yazı resimdir."
İslâm hat sanatı içinde, Türk Hat sanatının ayrı bir yeri vardır. Arap alfabesiyle, İslâmlığı kabul etmeleriyle karşılaşan ve bu dini kabul ettiklerinde de alfabesini de (büyük ölçüde) kabul eder. Türklerde hattın bir sanat durumuna gelmesi ve özellikle "Türk Hattı" diye nitelenebilecek bir yazı üslubunun ortaya çıkışı Fatih Sultan Mehmet döneminde gerçekleşmiştir.
Uzmanlar bu anlamda, Türk Hat sanatını Şeyh Hamdullah ile başlatırlar. Yakut Mustasnî'nin yazı kurallarını gözden geçiren ve onlara yeni biçimler, yeni ölçüler getiren, dolayısıyla yep yeni bir yazı üslubu ortaya koyan ilk Türk hattatı kuşkusuz Şeyh Hamdullah'tır (14361520). Hat sanatında yol açan büyük ustalardan biri de Ahmet Karahisarî'dir (14621556). Bu hattatların hat sanatına getirdikleri yeniliklere, kişisel üsluplarına baktığımızda onları yalnızca Türk Hat sanatının kurucuları olarak görmüyoruz. İslâm Hat sanatında yepyeni bîr "el" yepyeni bir üslup olarak görüyoruz. Yazılarının bir "Besmele" (Allah'ın adıyla başlarım) ya da Kuran'dan bir âyet olması, ya da Kuran'ın bir cüzü ya da tümü olması hiçbir şeyi değiştirmiyor. Çünkü bizi (hiç değilse bugün) ilgilendiren, sözcükleri değil, yazıdır,
İslâm Hat sanatında çeşitli yazı türleri vardır. Talik, Nesih, Sülüs, Kufi, Müsenna hat, Muhakkak, Rikka, Reykanî, Divani, Tuğra hat, Küfi...
Bu türlerin de bazıları birleşerek yeni bir yazı türü oluştururlar: CelîTalik, Celî Divanî, Celî Sülüs gibi. Bu arada Yunus Emre'nin şiirlerinden tarafımdan HAT SANATI'na alıntıları yazmadan geçemeyeceğim.
(Türk hattatları şu dizelerdeki duyguyu) Çizginin Gücü: Doğrusuyla, eğrisiyle
"Menzili ırak bu yolun
Bu yola kim varası
Müşkülü çok bu yolun
Bunu kim başarası"
( Yunus. Dergâh 413. s. 126 )
Çoğun Birliği Birin Çokluğu:
"Adım adım ileri
Bu âlemden içeri
On sekîz bin 'alemi
Gördüm bir dağ içinde"
(Yunus, 12.s. 110 Değişimin Dengesi)
"Gönül yüksekte gezer
Daima yoldan azar
Dışyüzüne o sızar
İçinde ne varsa ise"
(Yunus 17. s. l 17 )
"Onun nuru karanlığı
Sürer gönül hücresinde
Beş karanlık nur ile
Bir hücreye nice sığar"
(Yunus, Divan 286.S )
"Sakıngil yarin gönlün
Sırçadır sınmayasın
Sırça sındıktan gerü
Bütün olası değil"
(Yunus 45. s. 152 )
Arayış:
"Çeşmelerden bardağın
Doldurmadan kor isen
Bin yıl orada dursa
Kendi dolası değil"
(Yunus 45.s. 152)
Bazı kitabelerde: İçinde bir araya getirmişlerdir. Örneğin birinci satır Sülüs, ikinci satır Muhakkak üçüncü satır Nesih üslüpta yazılmıştır.
Tuğra ve Divanî yazı ise Türklere özgü hat türleridir.
Gerek Tuğraların, gerek Kuran'ın, gerek l8. yüzyıldan sonra gelişen levhaların tezhipleri de Türk hat ve kitap sanatı İçinde bir özellik taşır.
İslâm sanatında, özellikle "Hat'ta Rönesans (yeniden doğuş) Osmanlı Türk toplumunda ortaya çıkmış ve gelişmiştir. Saraydan Tekkelere uzanan, camî levhalarında, kitabelerde, saray, çeşme süsleme seramiklerinde, mezar taşlarında, sanduka ahşaplarında, dokuma kumaşta, işlemede ve yazmada kendini gösteren hat sanatı, Osmanlı Türkü'nün en önemli sanatlarından biri (belki de birincisi) durumuna gelmiştir.
Türk hat sanatında on binlerce yaptığım inceleme ve araştırmalarımda hattın şu eski tarifi olan Cismanî vasıtalarla yapılan ruhanî hemdese ve Yunus Emre'nin şu dizelerini çağrıştırdı:
"Alimler ulemalar
Medresede bulduysa
Ben harabat içinde
Buldum ise ne oldu."
Yunus, Divan 103s.242
"Girdim gönül şehrine
Daldım derinlere
Aşk ile seyrederken
İz buldum can içinde."
(Yunus 13. s.110)
Hattat yazıya başlarken, Rabbiyessir velâtüassir rabbitemmin bilhayr'la başlar. (Allah'ım zorlaştırma kolaylaştır. Hayırlısıyla sona erdir.) Bundan sonra gerek kağıda ve gerekse taş kitabelere hat' tın bir tarifi olan ruhani hendese başlar.
"Konya Kitabeleri ve Hat Sanatı" yazıma ileriki bir tarihte Abdülaziz Mescidi, Abdülmümin Mescidi, Akıncı (Aslantaşı) Mescidi, Aksinne Mescidi, Alevi Sultan Mescidi, ve Türbesi, Amberreis Camii ve Türbesi, Aziziye Camii, BaşarebeyFerhuniye Mescidi, Beyhekim mescidi, Bulgurdede Mescidi, Sadreddin Konevi Camii ve Türbesi, Sahibata Larende Camii, Sahibata Mescidi(Dön Baba Tahirle Zühre Mescidi vs. ile TÜRBELER (Akıncı Türbesi, Kalender BabaŞeyh Ebu Bekir Türbesi, Mevlana Müzesi, Siyavuş Türbesi vs. gibi ), MEDRESELER ve DARÜLHADİSLER (İplikçi (Altunba) Medresesi, Türbei Mevlana Medresesi, Medresei Celaliye vs.) TEKKE ZAVİYEHANKAHLAR (HızırilyasAyabakan Tekke ve Türbesi, Şemsi Tebrizi Zaviyesi ve Mezarlığı vs.) DARÜLHUFFAZLAR (Akif Paşa Mektebi, Hacı Ali SeyrafiMuallimhane, Hasbeyoğlu dar'ül huffası vs.) İMARETHANELER (İbrahimbey imareti, Sultan Selim İmareti vs.) KONYA ÇEŞME Kitabeleri, HANLAR ve KERVANSARAYLAR, Konya HAMAM SARNIÇ, KÖPRÜ, DEĞİRMEN ve KÜTÜPHANE ve MÜZELERİNDEKİ Konya kitabelerini ilerideki sayılarda yayınlanabilmesi için araştırmama vesile olan Ali cenap insan, nazik ve nazenin gönül adamı, aziz dost, sanatsever Yrd. Doç. Dr. Caner Arabacı Beyefendiye teşekkürü bir borç bilirim.
KAYNAKÇA
KONYALI İbrahim Hakkı (Yeni Kitap Basımevi) Konya Tarihi
Kitabelerin Yerinde Tarafımdan incelenmesi Konya; 1964
ALPARSLAN, Ali, Osmanlı Hat Sanatı Tarihi, İstanbul 1999.
ALPARSLAN, Ali, Ünlü Türk Hattatları, Ankara, 1992.
ARSEVEN,Celal Esad, Türk Saat Tarihi, Menşeinden Bugüne Kadar, Mimari, heykel, Resim, Süsleme ve Tezyini Sanatlar, İstanbul, tarihsiz.
AYVERDİ, Ekrem Hakkı, Fatih Devri Hattatları ve Hat Sanatı, İstanbul, 1953.
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Md.lüğü Tanıtım Broşürleri
BALTACIOĞLU, İsmail Hakkı, Türklerde Yazı Sanatı, Ankara 1958.
DERMAN, F. Çiçek, "Osmanlı Asırlarında Üslup ve Sanatkarlarıyla Tezhip Sanatı", Osmanlı, II. Cilt, Ankara, 1999. Derman M. Uğur, "Osmanlı Türklerinde Hat Sanatı", Osmanlı, II. Cilt, Ankara, 1999.
DERMAN M. Uğur, Türk Hat Sanatının Şaheserleri, İstanbul 1982.
EDGÜ Ferit, Türk Hat Sanatı (Karlamalar Meşkler), İstanbul tarihsiz.
HABİB Bey, Hat ve Hattattan, İstanbul, 1305 (1888)
RADO, Şevket, Türk Hattatları, İstanbul, (1984)
SERİN, Muhiddin, Hat Sanatımız, stanbul, 1982.
SERİN, Muhiddin, "Osmnlı Hat Sanatı", Osmanlı, II. Cilt Ankara, 1993 (Soru)
ÜLKER, Muammer, Başlanıcından Günümüze Türk Hat Sanatı, Ankara, 1987.
ÜNVER, A. Süheyl, Türk Yazı Çeşitleri ve Faideli Bazı bilgiler, İstanbul 1953.
YAZIR, Mahmud Bedreddin, Medeniyet Aleminde Yazı ve İslam Medeniyetinde Kalem Güzeli1,I, Ankara, 1972, 1972; II, Anakra 1974; III, Ankara, 1989.
Etiketler: eski konya, hat sanatı, kitabe, konya, konya tarihi, konyamız, tarihi eserler