Yalnızca İç Anadolu'nun değil, ülkemizin en güzel yörelerinden biri Beyşehir Gölü, dağları, mağaraları, ormanları, binlerce yıllık tarihi ile gezginlerin "görmeden ölme" diyebilecekleri eşsiz bir yurt köşesi. Konya Antalya, Konya Isparta yolları üzerinde önemli bir kavşak noktasında olan Beyşehir doğada, tarihe, dağcılıktan mağaracılığa bir turistin, gezginin talebine yanıt verebilir. Fasıllar'da, Eflatunpınar'da tarihin derinliklerinde yitip gidebilir, İslibucak'ta ulu çamların altında yorgun bedenini dinlendirebilir. Dağların eteklerinde yurt tutmuş göçer yörüklerin yol hikayeleri ile kendinden geçebilir.
Eskiçağda adı Pisidia olarak geçiyor. Beyşehir'in 10 km. kuzeybatısındaki Erbaba höyüğünde yapılan kazılarda M.Ö. 5000'li yıllara dayanan buluntular ele geçirilmiş. Hititler'ler iki büyük anıt bırakmışlar Eflatun pınar ve Fasıllar'da. Roma ve Bizanslıların da izleri var.
11.Mesud döneminde Eymür Türkmenleri bu çevreye yerleşmiş. Selçuklu Sultanı Alaaeddin Keykubad Alanya yolculuğu sırasında bölgeyi gezmiş, güzelliğine vurulmuş ve mimar ve av amiri Saadettin Köpek'e Kubadabad sarayını yaptırmış.
1258 den sonra Eşrefoğulları'nın etkisi artmaya başlamış. Moğol istilacılarına karşı direnen iki büyük Türk soyu Karamanoğulları ve Eşrefoğulları olmuş. Eşrefoğulları'nın ilk merkezi Gurgurum (Gökçimen) iken Seyfettin Süleyman Halil Bey merkezi şimdiki Beyşehir'e taşımış. 11.Süleyman Bey'in 1326 da öldürülmesi ile beylik yıkılmış. Karamanoğulları ile Osmanlılar arasında sık sık el değiştiren Beyşehir Karamanoğullarının yenilgisiyle tamamen Osmanlı hakimiyetine geçmiş, 1872 yılında da belediyelik olmuş.
Beyşehir'deki en önemli tarihi anıtlardan biri M.Ö.13.yy.da Hititler tarafından yapılan Eflatun pınar anıtı.7 m eninde, 4 m yüksekliğinde yapılan anıtın doğusundan kaynayan su anıtın önünde küçük bir göl oluşturuyor. İlçeye 22 km. uzakta Sadıkhacı beldesinde olan anıt İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından restore ediliyor.
Yine Hititlerden kalma Fasıllar Anıtı ise ilçeye 18 km. uzakta olan Fasıllar köyünün batısından. Yöre halkının Beşikkayası dediği dev tanrı anıtı yere yatar durumda ve 70 ton ağırlığında. 1960'lı yıllarda Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ne götürülmek istenmiş ama halkın tepkisi sonucu vazgeçilmiş. Bu anıtın doğusunda yerden 10 metre yükseğe oyulmuş, Romalılardan kalma Lukyanus Anıtı ve kitabesi var.
Konya Arkeoloji Müzesi'nin en güzel parçalarından biri olan Heraklis lahdi Yunuslar (Tiberipolis) da bulunmuş.
Beyşehir'in en görkemli tarihi eserlerinden biri olan Kubadabad sarayını Selçuklu Sultanı I.Alaaddin Keykubat mimar ve av amiri olan Saadettin Köpek'e yaptırmış. 1228 yılında bitirilen saray Büyük Saray, küçük saray, av hayvanları ahırı, tersane ve çeşitli yapılardan oluşmuş. Burada yapılan kazılarda ortaya çıkarılan zengin çini süslemelerin bir bölümü Konya Karatay Müzesi'nde sergileniyor. KonyaAksaray yolu üzerindeki Zazadın Hanı'nı yapan ve zalimliği ile ünlü Saadettin Köpek Sultan 11.Mesud'un emriyle Kubadabad sarayında öldürülmüş.
Anamas Dağlarının eteklerindeki yaylalarda gezerken bir yaylada küçük bir yapıdan Kubadabad sarayına doğru iki sıra su künkünün uzandığını görmüştüm. Yaylacıların rivayetine göre yayladan saraya uzanan künklerin bir sırasından su, bir sırasından süt akıyormuş saraya.
Eşrefoğlu Camii ve Anadolu'daki en eski bedestenlerden biri olan Bezzarlar Hanı 12961299 yıllarında Eşrefoğlu Seyfeddin Süleyman tarafından yaptırılmış. Bu iki eser Türk taş ve ahşap işçiliğinin en güzel örnekleri.
Taşköprü (regülatör) Anadolu Bağdat Demiryolunun yapımı sırasında AnadoluOsmanlı Demiryolu Ortaklığına 19081914 yılları arasında yaptırılmış. Regülatörden Çarşamba Irmağı'na akan sular 216 km.lik bir yol katederek Çumra Ovası'na ulaşır. Çarşamba Irmağı üzerinde yeralan Mavi Boğaz İç Anadolu'nun en güzel doğa yürüyüşü alanlarından biri .
Güney ve batıda Toroslar, doğuda Erenler, kuzeyde Sultandağları ile çevrili Beyşehir havzasının incisi Beyşehir Gölü hem doğal güzelliği hem Beyşehir'e olan ekonomik katkısı ile bölgenin can damarıdır. 1993 yılında Milli Park ilan edilen Beyşehir Gölü Toroslardan ve çevreden akan küçük suların yanısıra yeraltı kaynak sularından beslenir. Yıllık yağış miktarına göre değişen su seviyesine göre 615 ile 745 km2'lik bir alanı kaplayan Beyşehir Gölü ülkemizin üçüncü büyük gölü.
Beyşehir Gölü aynı zamanda ülkemizin en güzel günbatımının görüntülendiği bir bölge.
Beyşehir'in ekonomik kaynaklarından biri balıkçılık. Özellikle sazan, kadife ve levrek bulunan gölde ikibine yakın balıkçı 1600 tekne ile balıkçılık yapıyor. Son yıllarda balık üretimi ve pazarlamasında yaşanan sorunlar nedeniyle bir birlik oluşturmuşlar.
Gölün en büyük sorunlarından biri göl dibine çöken balıkçı ağları. Bu ağlar nedeniyle birçok balıkçı ölüme sürüklenmiş. Ağlar balıkların üremesinde de sorun yaratıyormuş. Bu yüzden göl dibinin biran önce temizlenmesi gerekiyor.
Beyşehir Gölü'nde irili ufaklı otuza yakın ada var. Hacı Akif Adası'nda Roma döneminden kalma kalıntılar ve yüz metre uzunluğunda bir mağara var. Kubadabad Sarayı'nın kuzeydoğusundaki Kız Kulesi olarak bilinen ada aynı zamanda bir kuş cenneti. Sarayın harem dairesi olarak da kullanılan adada çok eski yerleşimlerin de izleri var.
Gölün temel sorunlarından biri Çarşamba ırmağına fazla miktarda su verilmesi ve göl tabanındaki düdenlerde oluşan su kaçağı. Gölden Isparta bölgesine de su verildiği için bazı yıllar su seviyesi ciddi boyutlarda düşmekte bu yüzden göldeki balık çeşidi azalmakta, göl çevresinde yerleşik ya da konaklayıcı kuş sayısı azalmaktadır.
Beyşehir'in ekonomisi tarım, hayvancılık ve balıkçılığa dayanıyor. Huğlu, Üzümlü ve Gencek beldelerinde ise tüfek yapımı büyük bir ekonomik girdi sağlıyor. Ülkemizde ilk av tüfekleri kooperatifi Huğlu'da kurulmuş, ikiyüzü aşkın atölyede yılda yaklaşık yirmibeşbin av tüfeği üretiliyor. Büyük bir turizm potansiyeline sahip olan ilçenin en büyük dezavantajı yöreye gelecek grupların kalabileceği bir konaklama yeri olmaması. Bunun dışında kamp yapmak isteyenler için, dağcılar, mağaracılar için çok seçenekler var. Anamaslar karlı zirveleri, zirvedeki krater gölü Karagöl ile dağcıların vazgeçemedikleri bir çıkış noktası. Dedegöl dağlarının kuzeyinde 1550 metrede bulunan Pınargözü mağarası, Derebucak ve Çamlık yörelerindeki Balatini, Körükini, Suluin gibi mağaralar eşsiz güzellikte doğal anıtlar.
Beyşehir Gölü ve çevresini gezebilmek için en güzel güzergah Isparta yolundaki Fele'den başlayarak göl kıyısından Beyşehir'e ulaşan yoldur. Bakımsızlık nedeniyle hayli bozuk olan bu yoldan Kurucuova'ya, oradan da Yeşildağ'a ulaşılır. Anamasların eteklerindeki yaylalar, İslibucak, Pınargözü kamp için bulunmaz alanlar. Yeşildağ'da, Leylekler Vadisi görmeye değer. Av sezonu boyunca Yeşildağ İskele civarında balık yenebilir. Deliktaş yaylası Yeşildağ'ın en güzel kamp alanlarından biri.
Merkezi bir konumda olması nedeniyle Beyşehir'e ulaşım imkanı yok. Çevreyi gezebilmek, tanıyabilmek için grup gezileri en ideali. Beyşehir çevresi bir günde gezilebilecek durumda değil. Bölge için en az iki gün gerekli ama konaklama sorunu var. Kamp için gideceklere seçenek çok, en iyisi de bu. Kubadabad Sarayı, Eflatunpınar, Fasıllar Anıtı, Leylekler Vadisi mutlaka görülmeli. En güzel günbatımı ise Taşköprü'den yada Eşrefoğlu Camisinin batısındaki sazlıklardan çekilebilir. Çekim sonrası İskele Balık Lokantasında içilecek bir balık çorbası ya da sazan ve levrek tava yiyerek günün yorgunluğu atılabilir.
Sultanların Beylerin Şehri; Beyşehir
Etiketler: beyşehir, beyşehir gölü, deliktaş yaylası, derebucak, doğa harikası, huğlu, leylekler vadisi, pınargözü mağarası, turizm, yeşildağ
Konya'daki ilk otomobil ve anıları
Konya'da ilk otomobil Birinci Cihan Harbi'nin ilk günlerinde gelmiş, zamanın valisi merhum Azmi Bey'in emrine verilmişti. Bu tarihlerden evvel Enver Paşa'nın Konya'dan otomobili ile geçtiğini görenler olmuş ise de bu bir istisna idi.
Konya'ya gelen bu makam otomobili ile vali Azmi Bey bir gün Karaman'a teftişe gider. Yol üzerinde Çumra köylerinden birine uğrar. Harman vakti herkes dışarıdadır. İşi ile meşgul, gök gürültüsüne benzer sesler çıkarak tozu dumana katıp gelen bir karaltıyı gören yedisinden yetmişine kadar bütün köylü işlerini bırakıp evlerine kaçarak kapılarını kilitleyerek mazgal delikleri gibi pencerelerinden olayı merakla takip ederler. Otomobil köy meydanlığında durur. Valinin yaveri ile maiyet memuru inerek ilk kapıyı çalıp muhtarı sormak isterler. Ses seda yok! Bu sefer iki taraflı önlerine gelen kapıları vurarak muhtarı sormak isterler. Fakat hiçbirinden cevap gelmez. Çaresiz otomobilin yanına gelerek vaziyeti valiye izah ederken karşıda elinde asası ile beli iki kat olmuş bir ihtiyarın kendilerine doğru şüpheli adımlarla yaklaşmakta olduğunu görürler ve adamın kendilerine gelmesini beklerler.
İhtiyar çekingen bir vaziyette 3 metre mesafeye kadar yaklaşıp selam verir. Selamın karşılığına doğru dürüst alınca bu sefer, "sizler in misiniz? cin misiniz?" diye sorar. Maiyet memuru, "ne iniz, ne ciniz senin gibi bizde bir insanız. Muhtarı çağır görüşeceğiz. Bak şu oturan beyefendi Konya valisidir" cevabını verir. İhtiyar hala duruma emin olmadığından şakın, şaşkın etrafa ve valiye baktıktan sonra "Muhtarı çağırırım amma üstüne binip geldiğiniz hayvanı, haşatı olmayan şu tekerlekleri bez sarılı nedir yahu? bir diyiverin" diye sorar. Valinin yaveri işin çok uzayacağını, bir türlü ihtiyara meram anlatmak imkanı olmayacağını anlayarak, işi kurnazlığa döker. "Bu sandık ne olacaktı ki? "Hazreti Ali efendimizin düldülü". Şimdi artık anladın değil mi? Git artık muhtarı çağır gel der". İhtiyar düldülü görmenin verdiği sevinç ve heyecan ile titreyen bacaklarına bütün kuvvetini vererek soluk soluğa muhtarın evinin kapısına koşup, yıkarcasına kapıyı hem çalar, hem de avaz avaz bağırır. "Ulan Mehmet tiz bir yol geliver. Ulan Konya valisi, Hazreti Ali efendimizin düldülüne binmiş de köyümüze gelmiş. Seni görecekmiş. Ulan dışarı çık, çabuk gel. Vali beyi fazla bekletme, sonu iyi olmaz" sözleri ile muhtarı evinden çıkartır. Birlikte yaka paça valinin yanına getirir. Muhtar vali ile konuşurken görerek bundan cesaret alan köylüler; kadın, erkek, genç, ihtiyar, çoluk, çocuk birer ikişer evlerinden çıkarak otomobilin etrafına toplanır ve korku ile bakmaya başlarlar. Bu sırada muhtarı getiren yaşlı köylü bağırır. "Ne duruyorsunuz? Ulan eşek gibi ne gamırdırsınız? İşte önünüzde Hz Ali efendimizin düldülü bu imiş. Durman! Herkes tozundan birer kez alarak dertli yerlerine sürecek olsa alimallah bütün dertlerinde kurtulur deva bulur" öğüdünü verince, otomobilin yanında bulunanlar üzerinde toz topaklanmış ne kadar yerler var ise avuç avuç yüzlerine gözlerine sürerken bir kısmı da çemberlerin uçuna çevrelerin içine toplayıp ileride lazım olur fikri ile çırpınırlar. Az sonra otomobil yıkamadan çıkmış gibi tertemiz olarak ortada durur vaziyettedir. Daha sonra Karaman istikametine harekete geçen otomobilin gürültüsünden bir kısım köylü evlerine kaçarken, bir kısmı da "kuş gibi uçtu, ciğerim kaçtı ciğerim!" diyerek yas tutarlar.
Etiketler: geçmiş zaman, hz. ali, ihtiyar, konya, konya valisi, muhtar, otomobil, tarih
Bir Gezgin Gözüyle İlçelerimiz Tuvana'dan Ereğli'ye
Konya-Karapınar yolunu bozkır görüntüleriyle aşıp yüzüncü kilometreden sonra solunuzda, zirvesinde kaleleri, eteklerinde yer altı şehirleri ile Karacadağ kalır. Tam karşınızda doğudan batıya doğru uzanan Toros dağları görünür. Dağların etekleri yemyeşildir. Bozkır görüntüsünden sonra bu yeşillik nerdeyse büyüler insanı. Bu yeşillikler üç bin yıl öncesi Tuvana'nın günümüz Ereğli'sinin elma, kiraz, vişne, zerdali bahçeleridir. Torosların kar ve yağmur suları bereket saçar bu bahçelere ve Ereğli ovasına.
İvriz'deki ilk yazılı tarım anıtı da Torosların eteklerindeki ova topraklarının bereketini gösterir. Günümüzde 109 bin hektarlık ekilebilir tarım arazisinin yarıya yakınında sulu tarım yapılmaktadır.
Şam'lı Eb-Ül-Fida'nın Taksim-Ül-Buldan isimli eserinde önemli Rum şehirlerinden biri olarak bahsettiği Ereğli, stratejik konumu ve bereketli toprakları nedeniyle M.O. üç binli yıllardan bu yana önemli bir yerleşim yeri olmuş. Geç Hititler döneminde burada Tuvana krallığı kurulmuş, İvriz'deki ilk tarım anıtı da bu krallık döneminde yapılmıştır. M.O. 1200-742 yılları arasında hü-küm süren bu krallığın yıkılmasından sonra M.O 64 yılında Romalıların egemenliğine geçmiş, Bizans İmparatorluğunun hakimiyet alanına girdik-ten sonra ismi imparatorun ismi olan Herakliyus olmuştur. Taksim-Ül-Buldan'da da Heraklia olarak geçer. (İ.Hakkı Konyalı. Konya Tarihi.) Ereğli 1077 yılında Kutalmışoğlu Süleyman şah zamanında Anadolu Selçuklularının eline geçmiş, Karamanoğulları ile Osmanlılar arasındaki savaşlarda zaman zaman el değiştirmiş 1468 yılında Fatihin Konya'yı kesin olarak almasından sonra Osmanlı idaresine geçmiştir.
Tuvana krallığından kalan İvriz anıtı, Osmanlılardan kalan Ulu Cami, Rüstem Paşa Kervansarayı, Şifa hamamı, görenleri büyülemeyi sürdürüyorlar.
İç Anadolu ile Çukurova arasında stratejik bir konumda olan Ereğli'nin güneyi doğudan batıya Toroslar, kuzeyinde Hasandağı, Kuzeybatısında Karacadağ var. Deli Mahmutlu ve İvriz çayları Ereğli ovasının bereket kaynakları. İvriz çayı hem tarımda hem ilçenin içme suyu olarak kullanılıyor. Son yıllarda elli bin hektarlık bir alan ağaçlandırılmış. Konya'nın ekonomik düzeyi en yüksek ilçelerinden biri Ereğli. Bu yüzden, özellikle doğudan göç alıyor. Göçmenler genellikle inşaat sektöründe çalışıyorlar. Köy ve beldelere giden yolların büyük bölümü asfalt.
Selçuk Üniversitesi Ereğli Meslek Yüksek Okulu 1987 yılında öğretime geçmiş. Günümüzde 940 öğrenci, 22 öğretim üyesi ve yedi programla öğretim devam ediyor. Ereğli halkı şimdide ilçede bir fakülte açılması için çaba gösteriyor. Ereğli Polis Meslek Yüksekokulu ise yüz öğrenci ve elli personelle ikinci dönemden itibaren öğretime başlayacak.
İlçenin nüfusu 120 bin. 38 ilimizden daha büyük. Belediye Başkanı İnşaat Mühendisi Ahmet Özdoğan ile Kaymakam Cevdet Can iki genç yönetici. İlçenin sorunlarını çözmek için vargüçleriyle uğraşıyorlar.
Belediye Başkanı Ahmet Özdoğan bir yandan ilçeye hizmet etmeye çalışırken bir yandan geçmiş dönemden kalan borçları ödeme telaşında.
Her iki yöneticinin ortak tespiti olarak en önemli sorunlardan biri Ereğli Sazlığı (Akgöl) 1960 lı yıllarda 37 bin ha. Alanı kaplayan ve yüzlerce kuş türüne barınaklık eden Ereğli Sazlığı günümüzde 3. bin ha. kadar gerilemiş Ereğli-Karapınar-Ayrancı arasında, Torosların kuzeyinde yeralan Ereğli Sazlığı küçük karabatak, ak pelikan, tepeli pelikan, alaca balıkçıl, filamingo gibi yüzlerce kuş türüne barınaklık ediyor. Göçmen kuşları burada konaklıyor,. Önemli kuş alanlarından biri olarak (OKA) doğal sit alanı. Akgöl'ün su kaynakları olan İvriz Çayına İvriz, Karaman deresine Gödet Barajı yapılınca sazlığın su kaynakları kesilip çevresindeki sazlıklar fazla miktarda kesilmeye başlayınca Akgöl'de kurumaya başlıyor. Ereğli sazlığını tehdit eden bir başka tehlike ise ilçenin bütün atık sularının bu doğal sit alanına akması.
Belediye Başkanı Ahmet Özdoğan tehlikenin farkında. Bu yüzden arıtma tesisi kurmak ve Ereğli sazlığını Ramsay projesine sokmak için girişimlere başlamış. Arıtma tesisi gerçekleşirse yılda on milyon metreküp temiz su verilebilecek sazlığa. Ayrıca başka su kaynaklarının da sazlığa verilebilmesi için araştırma yaptıklarını belirten Ahmet Özdoğan, bunları gerçekleştirebilirsek on yıl sonra Ereğli sazlığı 1960 lardaki durumuna döner, diyor. Ereğli sazlığının kuruması iklimde de değişiklikler yapmış. Bu iklim değişikliği nedeniyle yaşanan don olayında Ereğli çiftçisi 30 trilyonluk zarara uğramış.
Ereğli bölgesine gelecek insanların konaklaması için dört yıldızlı bir otel projesi hayata geçirilmiş. Başkan A.Özdoğan İvriz'deki tarım anıtı da koruma altına alacaklarını belirtti.
Ereğli ovasında su kaynaklarının boşa harcanmasını önlemek için salma sulama yerine damlama sulama sistemine geçiliyor.
Kaymakam Cevdet Can'ın üzerinde önemle durduğu projeler var. Bunlardan biri (SARP) Sosyal riski azaltma projesi. Gelir düzeyi düşük vatandaşların gelir düzeyini yükseltmeye dönük bir proje bu. Ereğli'de 9 adet at pansiyonu (çiftlik) varmış. Bunun için atlı spor kulubü kurma girişimleri var.
Ereğli adını bütün dünyaya duyuran önemli kurumlardan biri İvriz Köy Enstitüsü olmuştu. 1941 yılında İvriz'in 9 km. batısında kurulan enstitü 1954 yılında İvriz İlk Öğretim Okulu'na dönüştürüldü. İlk müdürü Recep Gürel olan İvriz Köy Enstitüsü'nde 1954 yılına kadar 792 öğretmen yetişmişti. Bunların içinde Musa Eroğlu gibi çok ünlü isimler de vardı. Prof. Dr. Hüsamettin Akçay, Memiş Akdoğan, Celal Akın, Akkanat Holdingin sahibi Ali Akkanat, Hacı Angı, Dündar Aydoğdu, Prof. Dr. Ayşe Baysal, Galip Candoğan, Fevzi Çimen, Kemal Bayram Çukurkavaklı, Vehbi Durmuş, Süleyman Ege, İbrahim Gündüz, Mustafa Ertaş, Mevlüt Kaplan, Mehmet Koç, Mahmut Makal, uzun yıllar Güzel Sanatlar Müdürlüğü yapan Mehmet Özel, Hamit Özmenek, Mehmet Şahin, İsmihan Şirin, Mustafa Özer, İvriz Köy Enstitüsü'nün yetiştirdiği aydınlarımızdır. (M.Özer. İvriz Köy Enstitüsü. Anılar. 2001)
Dünyadaki ilk yazılı tarım anıtlarından biri İvriz'dedir. M.Ö.1200 - 742 yılları arasında hüküm süren Truva krallığından kalan anıt 8.yy. yapılmış. Hitit dönemine ait anıtta bereket tanrısı Tarhundas ile kral Warpalvas'ın figürleri vardır. Anıttaki yazıtta "Ben hakim ve kahraman Tuvana kral Warpalavas, sarayda bir prens iken bu asmaları diktim. Tarhundas onlara bereket ve bolluk versin." demektedir.
1426 yılında Karamanoğlu Mehmet Bey tarafından yaptırılan Ulu Cami Selçuklu mimarisinin en özgün örneklerinden birisidir. 1116 yılında Selçuklu Sultanı 1.Mesut tarafından yapılan gözetleme kulesi yanına cami yapılınca minareye dönüştürülmüş. Yüksekliği 40 metre olan minare sekiz köşeli bir kaide üzerine oturtulmuş.
Rüstem Paşa Kervansarayı Kanuni döneminde Damat Rüstem Paşa tarafından yaptırılmış.
Ereğli'ye ulaşım kolay. Bir kavşak noktasında olduğu için her saat araç bulmak mümkün. Karaman'a 80, Niğde'ye 96, Aksaray'a 120, Adana'ya 200, Konya'ya 150 km. uzaklıkta.
Günümüzde Ereğli'de konaklama için uygun tesis yok. Dört yıldızlı bir otelin yapımı için faaliyete geçilmiş. Kamp yapmak için İvriz'de uygun yerler var. İvriz'deki alabalık tesislerinde yemek yenilebilir. Deli Mahmutlu Çayı vadisi doğa yürüyüşü için uygun.
Ereğli'nin çevresinde de görmeye değer tarihi ve doğal anıtlar var. Meke Gölü, Acı Göl, Karacadağ'daki yer altı şehirleri bunlardan bazıları.
Meraklısına Not: Ramsar sözleşmesi, 1971 yılında İran'ın Ramsar şehrinde imzalandı. Uluslararası olan bu sözleşme ile sulak alanların korunması ve geliştirilmesi hedefleniyor. Konya çevresinde 7 adet Ramsar alanı var. Meke Gölü, Kozanlı Gökgöl, Kulu Gölü, Ereğli Sazlığı, Akşehir ve Eber Gölleri, Kızören. (Merhaba gazetesi 20.11.2004)
Bölgemizde Doğa Yürüyüşü ve Kamp Alanları
Geçtiğimiz yıllarda Bursa'dan bir grup fotoğrafçı arkadaş gelmiş, onlara Beyşehir Gölü ve çevresindeki doğa ve tarihi özellikleri gezdirmiştim. Ayrılırken gurup başkanı arkadaş, gördükleri karşısında hissettiklerini şöyle dile getirmişti: " Bir fotoğrafçı için gerçek bir hazine buralar, siz Konyalı fotoğrafçılar gerçekten çok şanslısınız". "Şansımızın farkındayız" diye, yanıtlamıştım arkadaşı. Bir keresinde de Ankaralı bir gurup fotoğrafçıyı Meke Gölü'ne götürmüştüm. Bir güz günüydü, gün doğmamıştı daha. Sabah hafif bir sisin altında parıldıyordu Meke. Meke üzerinde gün doğumunu çekerlerken gurubun coşkusu görülmeye değerdi.
Konyalı fotoğrafçılar her zaman şanslı olduğumuzu düşünürüm. Şehrimiz merkezi bir konumda olduğu için, başka bölgelere her zaman rahatça ulaşma imkanı bulabiliyoruz. Zaten çevremiz fotoğraf için bulunmaz zenginliklere sahip. Bunun dışında şehrimiz çevresi, son yıllarda hayli rağbet gören doğa yürüyüşleri ve kamp yapmak isteyenler için çok güzel alanlara sahip.
Ulaşımı en kolay yürüyüş alanlarından biri Sille'den Gevele Dağı'na giden rotadır. Sillenin batısındaki vadiden Himmet Ölçmen barajına, oradan da Geveleye çıkılabilir. Gevelenin eteğindeki bağların arasındaki Paşa Çeşmesi'nde yemek yedikten sonra zirveye çıkılabilir. Gevele'nin güneyindeki Takkeli Dağ'da kamp yapmak ve gece ışıl ışıl Konya'yı seyretmeye doyum olmaz. Hele bir de dolunay varsa keyfiniz bir kat daha artar. Takkeli de kamp yapacaklar için dağda su olmaması. Bu yüzden tedarikli gitmek gerekiyor.
Şehrin kuzeyinde Doğu Dağı'nın zirvesindeki çeşmede bölgenin en güzel suyu akıyor. Şehrin gece görünümünü seyretmek isteyenler için bu kamp alanı da mükemmel. Sabah bir koyun sürüsünün sesleriyle uyanabilirsiniz burada.
KOP projesinin ana damarlarından biri olan Mavi Boğaz hem kamp için hem doğa yürüyüşü için mükemmel bir güzergah. Özellikle ilkbahar ve sonbaharda çok güzel oluyor Mavi Boğaz. Benim tercihim sonbaharda yürümek oralarda. Bahçeler bozulmuş oluyor ve yüksek dallarda kurumuş erikler, elmalar, asmalarda üzüm cingilleri biz gezginlere kalıyor. Mavi Boğazda güzün son günlerine kadar papatya görmemiz mümkündür. Mavi Boğaza Akören Avdan yoluyla ulaşabilirsiniz.
GüneysınırHabiller üzerinden yapacağınız bir yolculuk sizi ülkemizin en görkemli anıtlarından biri olan Yerköprü Şelalesi'ne ulaştırır. Yolu biraz uzatarak Hadim Aladağlardan inersiniz, Toroslar hayatınızda pek az görebileceğiniz manzaralar sunar. Bu bölgenin her tarafında kamp yapabilir ayrıcı Göksu Irmağı’nı takip ederek Aladağlara doğru yürüyebilirsiniz. Bazı kamp alanları var ki, her yıl birkaç kere gitmek isterim. Bunlardan biri Eğrigöl ve çevresindeki yaylalardır. Eğrigöl Torosların zirvesinde Geyik Dağlarının kuzeyinde bir göl. Güney yakasında Antalya Gündoğmuşlular, kuzeyinde Dedemli'nin yaylacıları yayla alırlar. Günbatımında ve gün doğumunda bir fotoğrafçı için mükemmel görüntüler sunar Eğrigöl. Hele muhteşem Geyik Dağları’nın görüntüsü gölün üzerine vurunca seyrine doyum olmaz. Eğrigöl' de kamp yapacaklar için odun sorunu vardır. Bu yüzden Dedemli'de kahvenin önünde kısa bir mola verip çay içtikten sonra, beldeden odun tedariki yaptıktan sonra yola düşmek en iyisidir. Damak zevkine önem verenler Göksu Irmağı’nın kaynağındaki alabalık tesislerinde nefis bir alabalık ziyafeti çekebilirler.
Bu yürüyüş ve kamp alanlarının her biri ayrı güzellikte. Tek tek yazmaya kalksam sayfalar yetmeyecek. Ancak on beş yıldan bu yana keşfettiğimiz Kilistra'yı bilmeyen yoktur sanırım. Bolat Deresi, Gevne Vadisi, Zengibar Kalesi, Yaban atları ile ünlü Karadağ, Meke, Çıralı, İvriz, Altınapa Yükselen, Yükselen Derbent güzergahları, Ballıkayalar, Yatağan Erenkilit Dağı, Yeşildağ, Deliktaş Yaylası, Kurucuova ve Anamas Yaylaları, Derebucak, Sultan Dağları, Beykonak hemen aklıma geliveren yerler.
Bazı şeyler var ki yazmak yetmiyor. Yaşamak gerekiyor. Yürümek gece doğanın koynunda, doğanın türküsünü dinleyerek uyumak, sabah kuş cıvıltıları ile uyanmak gerekiyor.