ticaret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ticaret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Konya’da Girisimciligin Gelecegi


- GİRİŞİMCİ VE GİRİŞİMCİLİK KAVRAMLARI

Girişimci ilk kez ortaçağda kullanılmıştır ve kelime ‘iş yapan’ anlamına gelmektedir. Günümüzün rekabet ortamı ve küreselleşme sürecinde ise girişimcilik, daha çok risk alma, yenilikleri yakalama, fırsatları değerlendirme ve bu sürecin yaşama geçirilmesi olarak kullanılmaktadır. Bu bağlamda girişimcilik sadece ortaya yeni bir şeylerin koyulması değil, yapılan iş dahilinde yeni öğeler meydana getirilerek ortaya yeni bir şeylerin çıkması ile ilgilidir. Girişimci risk alarak yenilik veya geliştirme yapan kişidir.

Girişimcilik girişimcilerin risk alma, fırsatları değerlendirme, ortaya yarar sağlayacak faaliyet çıkarma gibi işlemlerin tamamına verilen isime denilmektedir. Girişimcilik ekonomik büyüme ve kalkınmanın motorudur. Yenilik ve yaratıcılığın kaynağıdır. Bir ülkede “hür teşebbüs” olarak ifade edilen rekabete dayalı özel girişimcilik ne kadar gelişirse o ülkede ekonomik refah düzeyi de o ölçüde yükselir. Özel girişimciliğin olmadığı ve/veya yetersiz olduğu ülkelerde ekonomik refah düzeyinin düşük olduğu gerçeği artık hepimiz tarafından bilinmektedir.

Özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde girişimciliğin oynadığı rol çok daha büyüktür. Girişimcilik, yeni kaynaklarla, yeni teknolojilerle toplumu tanıştırır ve bu sayede daha önce kullanılmayan veya daha az kullanılan kaynaklar ekonomiye kazandırılır ve üretimde artış meydana gelir. Yeni açılan bir şirket veya yeniden yapılandırılan bir şirket ülkenin istihdam hacmini arttırır ve tüm bunlar sonucunda da iktisadi kalkınma pozitif bir ivme kaydeder.

Girişimciliğin yarattığı ekonomik refah üzerindeki olumlu etkinin yanında, girişimciliği son dönemde böylesine popüler yapan 2 önemli gelişmeden de bahsetmek gerekir ki bunlar;
§ Girişimciliğin işsizlik için bir çözüm olarak görülmesi,
§ Ekonominin gittikçe güçlenmesiyle değişen iktisadi yapı ve girişimciliğin
ekonomi açısından oynadığı önemli rol.

Girişimci ise, toplumun gereksinim duyduğu
§ ürünleri üreterek,
§ hizmetleri sunarak,
§ ya da ticareti yaparak,
maddi-manevi kazanç sağlamayı hedefleyen, bu amaçla kendi işini kurmak için harekete geçen ve iş fikrini gerçekleştirmek için
§ araştırma,
§ planlama,
§ örgütlenme,
§ ve koordinasyon
çalışmaları yapan, sonuçta
§ gerekli bilgi-beceri,
§ işyeri, eleman, makine-ekipman v.b. işletme girdileri ile
§ finansman kaynaklarını
bir araya getirerek, kendi işini kuran kişidir.

II. GİRİŞİMCİLİĞİN TEMEL ÖZELLİKLERİ

§ Girişimci kar amacı güder, ancak zarar riskinin de sahibidir.
§ Girişimci işinin patronudur, ancak işini yaparken hem çalışan hem patron olmak zorundadır.
§ Girişimcinin hedefleyeceği gelir, işinin sermaye yapısına bağlıdır.
§ İşin kuruluş ve ayakta durma dönemlerinde girişimci önce işini devam ettirmek zorundadır. Kendi kazancı sonra gelir.
§ Her girişim, işin ölçeğinden bağımsız olarak iş hayatında önemli bir yer tutar. Hangi ölçekte olursa olsun iş kuran girişimci özel ve kamu sektöründe bir çok ilişkiye girer.
§ Girişimci kendi işini kurarken belirli düzeyde bilgi ve deneyim sahibi olmalıdır. Sahip olunan bilgi ve deneyimler kendi işini yürütürken hızla artar.
§ Girişimci için “kendine güven” büyük bir silahtır. İş hayatının içinde bu güven giderek artar.
§ Girişimci kendi işini kurma sürecine girdiğinde aynı zamanda birçok farklı alanda olup biteni izleyen etkili bir vatandaş olur.
§ Girişimcilik sürekli kullanılan bir özelliktir. İş kurmak girişimcilik özelliklerinin sürekli kullanılmasını gerektiren bir başlangıçtır.
§ Girişimci kendi işini kurarken tüm ön hazırlık ve programlardan öncelikle kendini sorumlu hissetmelidir.
§ Girişimci kimlerden hangi alanlarda yararlanacağını planlamalıdır.
§ Girişimci belirlediği iş fikrinin uygulanabilirliğine önce kendisi inanmalı, gerektiğinde diğer kişileri (aile, ortak, finansör v.b) ikna edebilmelidir.
§ Girişimci iş fikrine inanmalı, bu işi kurmak için yoğun bir zaman ve para harcamaya yetecek motivasyona sahip olmalıdır.
§ Girişimci kendi işini kurmanın getireceği avantajları isterken, zorluklarını değerlendirmeli ve hazırlıklı olmalıdır.

Girişimcinin İş Kurmak İçin 4 Temel Unsura İhtiyacı Vardır:

1. İş fikri - Girişimcinin piyasada, kendi bilgi ve deneyimine ya da kaynaklarına uygun bir konuyu “iş fırsatı” olarak tanımlaması gerekir.
2. Girişimcilik Nitelikleri - İş fikrini gerçekleştirmek için girişimcilik özelliklerine ve en önemlisi kendine güvenen ve işin gerektirdiği uğraşı vermek için motivasyona sahip olması gerekir.
3. Yönetim Bilgi ve Becerileri - İşin gerektirdiği teknik ve işlevsel yöneticilik becerilerini kazanması, geliştirmesi ya da bu özelliklere sahip kişileri örgütlemesi gerekir.
4. Kaynaklar - İşin kurulması için gerekli insan, bilgi, ürün ve hizmetin sağlanması için girdi olarak gerekli tüm kaynaklara ulaşması gerekir. (finansman, bilgi-beceri, işyeri, işgücü, makine-ekipman, malzeme, zaman)

III. TÜRKİYE’DE GİRİŞİMCİLİK

a. Türkiye’de Girişimcilik Potansiyeli

Türkiye’de girişimciliğin desteklenmesi, Avrupa Birliği’ne giriş süreciyle birlikte başlamış yeni bir olgudur. Diğer ülkelerle karşılaştırıldığında Türkiye’de girişimcilik oranı oldukça düşüktür.

Uluslararası girişimcilik endeksinde kullanılan 100 yetişkin içinde şirket kuran insanların sayısına bakıldığında Türkiye 29 ülkeden daha az sayıda girişimciye sahiptir. Türkiye'de her 100 yetişkin içinde şirket kuran sayısı 4.6 iken bu sayı Meksika'da 18.7, İrlanda'da 12 ve ABD'nde 11.7'dir. Yeni kurulan şirket sayıları açısından da Türkiye kötü bir performans göstermektedir. OECD üye ülkelerinde yeni kurulan işyerlerinin tüm işletmeler içinde oranı % 11-17, kapanan işyerlerinin oranı da % 9-14 arasında değişmekteyken, Türkiye'de bu oranlar sırasıyla %3,5 ve %0,9'dur.

Diğer bir düşük performans, Türkiye nüfusunun önemli bir girişimci potansiyeli olan kadın ve gençlerin girişimci olarak değerlendirilmemesidir. Tüm işverenler arasında kadınların oranı %3,3 gibi oldukça düşük bir orandır ve 30 yaşın altında bulunan gençlerin %64'ü işsizdir. Girişimci sayısıyla ilgili ilginç bir bulgu, girişimci erkek ve kadınların oranlarıdır. Çıkış ve inişlere rağmen, kendi hesabına çalışan kadınlar toplam kendi hesabına çalışanların %10'u civarındadır. Hem işverenleri, hem de kendi hesabına çalışanları girişimci diye düşünürsek Türkiye'de erkek girişimciler, kadın girişimcilerin 7 katıdır.

Türkiye diğer ülkelerle karşılaştırıldığında, girişimcilerin önündeki yasal düzenlemeler bakımından da kötü bir izlenim çizmektedir. Türkiye'de vergi yükü, ekonomik gerekçeler gözetilmeksizin sürekli artış göstermektedir. Buna karşılık mükellef sayısında bir gelişme yaşanmaması, yatırımcıları, vergi ortamı içinde yaşanabilir olmaktan uzaklaştırmaktadır.

b. Türkiye’de Girişimciliğe Bakış

Girişimcilik konusunda dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta ise girişimciliğin değer bazında incelenmesi gerekliliğidir. Girişimciliğe ait toplumda 'Girişimci doğulur, sonradan olunmaz', 'girişimciler kumarbazdır', 'girişimciler genç ve enerjik olmalıdır', 'başarılı girişimci iyi okul performansı gösterir' gibi yanlış inanışlar yer almakta ve bu yanlış inanışlar girişimciliği engellemektedir. Girişimcilik şartların meydana getirdiği ve kişinin hedefleri ile ilgili bir olgudur, sadece karakteristik özelliklere indirgenemeyecek kadar kapsamlıdır. Günümüz dünyasında insanlar mevcut şartların değişmesi ile birlikte alternatif düşünceler geliştirmekte ve olaylarla ilgili eylemlerini değiştirebilmektedir. Bu nedenle girişimcilik sadece doğuştan gelen bir özellik olarak ele alınmaması gerekmektedir.

Girişimcilerin “kumarbaz” olduğuna dair inanış, kumarbazın tüm riskleri hesap ederek oyuna başlaması ve oyundan kar hesap ederek ayrılmak istemesi özellikleri ile bir ölçüde bağdaştırılabilir. Fakat olayları en ince detayına kadar sonuçları ile birlikte hesap ederek kişinin ilerleyeceği hedefte yol haritası çizmesi, kumarbazlıktan ziyade adımların akıllıca atılması ve olası seçeneklerin hesap edilerek yola çıkılması, bir strateji olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Girişimcilerin iyi bir okul performansı göstermesi gerektiği ile ilgili inanış, genel geçer bir yargı değildir. Hatta girimcilerin koşullar dahilinde yeni kararları hemen alması ve uygulaması ve risk unsurunu hep bünyesinde taşıması, girişimciyi standartların ötesinde değerlendirme imkanını vermektedir.

Bu analizlerden yola çıkarak, girişimciliğin temelinde olan birçok yetenek, bilgi, tecrübe, kültür ve ilişki ağını yıllar içinde geliştirerek girişimcilik kapasitesinin oluşturulması mümkündür.

c. Türkiye’de Girişimciliğin Geliştirilmesi İçin Yapılması Gerekenler

1. Girişimcilik ile ilgili açık ve net bir vizyon oluşturulmalı, buna bağlı stratejiler geliştirildikten sonra hükümet programlarında öncelikli olarak yer almalıdır.
2. Şirket kuruluşu, işleyişi ve kapanışına ait bürokratik engeller azaltılmalıdır.
3. Vergi işlemleri kolaylaştırılmalıdır.
4. Yeni teknoloji kullanımı yatırım tutarı ne olursa olsun vergilerden yatırım indirimi yapılarak teşvik edilmelidir.
5. KOBİ’lere verilen krediler artırılmalıdır.
6. Finansman seçenekleri artırılmalı, leasing teşvik edilmeli ve risk sermaye sektörü kurulmalı ve desteklenmelidir.
7. Girişimciler ve girişimciliği destekleyen kuruluşların oluşturduğu platformlar/ girişimci ağları kurulmalı ve bu platformlar aracılığıyla koordinasyon sağlanmalıdır.
8. Girişimciliğin desteklendiği bir kültürel ortamın yaratılması için topluma olan katkısı ve ekonomik büyümedeki önemli rolünün anlatılması gerekmektedir.
9. Teknolojik girişimcilik başta olmak üzere her tür girişimcilik performansı düzenli olarak ülke çapında ölçülmeli ve uluslararası ekonomilerle karşılaştırmalıdır.
10. Eğitime yapılan yatırım artırılmalı, girişimci eğitim merkezlerine destek verilmelidir.

Ekonomik büyümeyi başaran ülkeler incelendiğinde görüldüğü gibi, endüstriyel yapının iyileştirilmesi, rekabet gücünün artırılması, ekonomik büyümenin hızlandırılması, istihdamın artması ve gelir düzeyinin iyileştirilmesi için ekonomik yapının girişimci ve yenilikçi olması gerekir. Bu yüzden, ekonomik canlanmayı sağlamak ve sık sık sürüklendiği krizlerden kurtulmak için Türkiye’nin günü kurtaran geçici çözümler değil uzun vadeli bir çıkış yolu bulması gerekir ve bu yol girişimcilikten geçmektedir.

IV. KONYA’DA GİRİŞİMCİLİK

Konya benimsediği medeniyeti, kültürel birikimi, ticari potansiyeli ve insan gücü ile büyük bir şehirdir. İlimiz ticari potansiyeli ile ülkemize örnek gösterilebilecek bir şirketleşme ve dayanışma içindedir. Konya, küçümsenmeyecek ölçüde sanayi ve ticaret alanında kendisini geliştirmeyi başarmış bir kenttir. Bu başarıda ahilik geleneğinden gelen dayanışma faktörünün öneminin göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Konya müteşebbisi dünya ticaretini yakından takip ederek, yüksek teknolojiye önem veren, Konya vizyonunu hayata geçirmiş, ilimiz ve Türkiye ekonomisine büyük katkılar sağlamayı başarmıştır.

a. Geçmişten Günümüze Konya’da Girişimcilik ve Ticari Hayat

Osmanlı Döneminde Anadolu’nun önemli bir merkezi olan Konya, günümüzde de Türkiye’nin önde gelen ticaret ve sanayi merkezlerinden biri konumuna gelmiştir. 20. yüzyılın başında bütün İç Anadolu’nun en büyük şehri olan Konya, en faal ticaret merkezi idi ve Konya’da her çeşit eşya üzerine ticaret yapılmaktaydı. Dönemin belgeleri incelendiğinde, Anadolu’nun önemli ticaret yollarının kavşak noktasında bulunan Konya’nın Türk memleketleri içinde taciri en bol olan şehirlerden birisi olduğu görülür. Özellikle 19. yüzyılın sonlarında demiryolunun Konya’ya ulaşması ile başlayan canlılık, günümüze kadar ulaşmıştır.

Osmanlı Döneminde Konya’da üretim, esnaf tarafından ve küçük işyerlerinde gerçekleştirilmektedir. 1889 yılı Salnamesi’ne göre Konya’da dükkan sayısı 2078’dir. Şehirde 18 han, 88 fırın, 4 eczane, 7 lokanta, 2 adet petrol ve 29 su ile çalışan değirmen, 1 selhane, 3 debbağhane, 1 kasaphane, 3 buzhane ve 7 kervansaray bulunmaktaydı. Konya’da hemen her tür esnaf çarşı ve pazar yerlerinde faaliyet göstermişlerdir. Her esnaf grubunun ayrı bir kısmı, sokağı, meydanı ya da pazar yeri bulunması Konya’da ticarette kümeleşmenin o dönemde başladığının bir göstergesidir. Konya ticaret hayatının temelini oluşturan bu çarşı ve pazar yerinden en önemlileri Bedesten, Uzun Çarşı, Muhacir Pazarı, Ağaç Pazarı, At Pazarı, Buğday Pazarı, Kadınlar Pazarı, Saman Pazarı, Aziziye Pazarı, Kömür Pazarı ve Odun Pazarıdır. İlimizdeki en eski sanayi ürünleri; dokuma ürünleri halı, kilim, ipek, keten, kahve değirmeni, tabanca, makas, her türlü deri ve deri mamulleri, ayakkabıcılık, bezir-susam-haşhaş yağları ve baruttur.

İlk milli banka girişimi de Konya’da gerçekleştirilmiştir. 1909 yılında Konya eşrafı Şirket-i İktisadiye-i Milliye adıyla komandit şirket yapısında milli bir banka kurmuşlardır. Bankanın adı I. Dünya Savaşı sırasında Konya Milli İktisat Bankası olmuştur. Banka bölgesel ticarete katkı amacıyla Konya Ticaret-i Umumiye Türk Anonim Şirketi ve Konya Mensucat ve Emtia Yurdu Osmanlı Anonim Şirketi adıyla iki şirket kurmuştur. Milli İktisat Bankası ve Konya Eşrafının ileri gelenleri 1916 yılının sonlarında Konya’da şeker, deri ve ayakkabı sanayi kurmak amacıyla bir anonim şirket kurmuşlardır. 1917 yılında Ticaret Umum Müdürü Münir Bey İstanbul’dan gelerek bankanın genel kurulunda bir konuşma yapmıştır. Bu konuşma Müslüman Türk İktisadi girişimlerinin merkezinin Konya olduğunu vurgulamaktadır:

“Türkiye’nin merkezi olan Konya’da Hilal-i Osmânî nasıl tecelli etmiş ise, uygarlık yolu olan özel teşebbüs ve ortak girişim fikirleri de bu mübarek iklimden doğarak Osmanlı ülkesinin dört bir yanına örnek olmuştur.”

Gerçekten bu banka Konya’da girişimcilik fikrinin yayılmasına ve küçük sermaye sahiplerinin paralarını saklamak yerine özel girişimlere yöneltmesine yardım etmiştir. Nitekim Konya’da 1908’den sonra kurulmaya başlayan anonim şirket sayısı hızla artmış ve 1920 yılına gelindiğinde Anadolu’da bulunan 76 Anonim şirketin 19’u Konya’da kurulmuştur.

17. yy. sonlarında kurulduğu sanılan barut (güherçile) fabrikası bilinen en eski fabrikadır. Baruttan sonra Konya’da “fabrika” adıyla en çok anılanlar ise un fabrikalarıdır. Konya’da ilk buharlı un fabrikası 1906’da kurulmuştur. Cumhuriyet dönemi ile birlikte Konya ve çevresinde sanayileşmede canlanma görülmektedir. 1926 yılında 23 olan fabrika sayısı 1928 yılında 36’ya ulaşmıştır.

1950'li yıllar Konya'da yenileşme hareketlerinin başladığı ve sanayileşmede temellerin atıldığı yıllar olmuştur. Özellikle 1950’lerde tarımın gelişmesiyle Konya’nın müteşebbis gurubu ithal edilen tarım makinelerini kendi şehrinde üretmeye başlamıştır. Konya’da küçük sanayiden orta ölçekli sanayiye geçiş 1960’lı yılların ortalarında başlamıştır. Bu çerçevede ilk Organize Sanayi Bölgesi 1967 yılında kurulmuştur. Ardından 1976’da 2., 1995 yılında da 3. Organize Sanayi Bölgeleri kurumuştur. Bugün I.OSB’de 150, Konya Organize Sanayi Bölgesi’nde (2. ve 3.) ise 274 adet firma faaliyet göstermektedir. I.Organize Sanayi Bölgesi'nde yaklaşık olarak 3.323 kişi, 2. ve 3. Organize Sanayi Bölgesi'nde ise yaklaşık 12.000 kişi istihdam edilmektedir. Ayrıca Konya merkezde kurulu olan 60'ın üzerindeki küçük sanayi sitesinde ve ilçelerdeki küçük sanayi sitelerinde çalışan sayısı yaklaşık olarak 40.000’dir.

Bugün gelinen noktada Konya Organize Sanayi Bölgeleri ve Özel Organize Sanayi Siteleri ile Türkiye’de en fazla KOBİ’yi bünyesinde barındıran iller arasında yer almaktadır. Türkiye genelinde faaliyet gösteren 200.000 KOBİ’nin 35.000’i Konya’da bulunmaktadır.

b. Günümüzde Konya’nın Girişimcilik Potansiyeli

Konya sanayisi, kendi öz sermayesi ile üretime endeksli bir kalkınma modeli benimseyerek, Türkiye ve bölge kalkınmasına ivme kazandıracak projeler geliştirmiştir. Konya; organize sanayi bölgeleri ve özel organize sanayi ile bünyesinde en fazla KOBİ bulunduran şehirlerin arasında ilk sıralarda gelmektedir. Konya’da şahıs merkezli girişimciliğin ve dolayısıyla daha küçük ölçekli firmalaşmanın varlığından söz edilebilir.

Ölçüm zorlukları ve verilerin bulunmasında yaşanan güçlükler nedeniyle dünyada yapılan girişimcilik çalışmalarının hemen hepsi yeni kurulan şirketlerin sayısını veya girişimci sayısını bir gösterge olarak kullanmaktadırlar. O yüzdendir ki; yenilik yapan ve yapmayan ayırımı gözetilmeksizin tüm yeni şirket kurucuları girişimci olarak kabul edilmektedir. Konya`da her geçen gün mevcut açılan firma sayısı artmakta, yeni açılan işletmelerde yeni istihdam imkanları sunmaktadır.

Türkiye’de illerin girişimcilik performansına inildiğinde Konya girişimcilik kapasitesi hızla gelişen iller kategorisinde yer almaktadır.(Sarı renkli iller)


Girişimcilik değerler alanında kültürel bir kimliğe bürünmektedir. Bu nedenle girişimcilik düzeyleri kentler arasında farklılık göstermektedir. Konya Ticaret Odası tarafından “Orta Anadolu Girişimcilerinin Sosyo-Ekonomik Özellikleri, İşletmecilik Anlayışları ve Beklentileri” isimli yapılan araştırmada, Konya`da işletmelerin %82’sinin özkaynakları dışında fon kullanmadıkları ve dini gerekçelerle banka kredilerinden faydalanmadıkları saptanmıştır. Bu nedenle bir kentin sahip olduğu değerler ve inanışlar, kültürel özelliklere yansımakta ve bu durum girişimcilik potansiyelini etkilemektedir.

Konya’daki firmalar küreselleşmenin getirdiği rekabet koşullarında ayakta kalabilmek ve kendilerinin geliştirmek için fuarlara ve dış ticaret gezilerine katılarak dünyaya açılmaktadır. Dünyaya açılan KOBİ’ler gerekli donanımı ve bilgiye sahip yeni elemanlar istihdam etmektedir. Yeni elemanların ticari bilgiye haiz, kendisini teknolojik ve gelişim yönünden tamamlaması için genç girişimcilerin eğitim ile desteklenmesi gerekmektedir.

c. Konya’da Girişimcilik İle İlgili Çalışmalar

Konya’mız şimdiden geleceğin en önemli ekonomi merkezlerinden birisi olma yoluna girmiştir. Konyalı firmalar yeniliklere açık ve girişimci bir yapıya sahiptir. Konya Ticaret Odası girişimcilik kültürünü yaygınlaştırmak, sanayi ve ticaret ortamını geliştirmek üzere faaliyetlerde bulunmaktadır.

Konya Ticaret Odası olarak Dış Ticaret Eğitimi Kursu, Kurumsallaşma Eğitimi, İnsan Kaynakları Eğitimi, Kalite Yönetim Sistemi, İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitimi ve Pazarlama ve Marka Yönetimi Eğitimi başlıkları ile birçok eğitim ve kurs verilmiştir ve mevcut eğitimler KTO`da halen devam etmektedir. Özellikle Konya’da dış ticarete yönelik büyük bir eğilim söz konusudur. Bu çerçevede KTO tarafından talep üzerine sekiz kez açılan Dış Ticaret Eğitimi Kursu dış ticaret alanında çalışmak ve yeni pazarlara açılmak isteyen girişimcilere yol gösterici olmaktadır.

Konya Ticaret Odası ile KOSGEB Konya İşletme Geliştirme Merkez Müdürlüğü İşbirliği Protokolü çerçevesinde kurulmuş olan, Ticaret Odası Bünyesinde faaliyetlerine devam eden Sinerji Odağı’ında 2007 yılında iki kez Genel Girişimcilik Eğitim Programı verilmiş ve 186 kişi bu eğitimlere katılmıştır. Program dahilinde girişimciliği bir seçenek olarak düşünen kişilere, iş planına dayalı iş kurma ve yönetme konusunda bilgi verilmiştir. Bu kişilerin yarısının bile kendi işlerini kurma yönünde adım atmaları Konya’nın sürdürülebilir sosyo-ekonomik kalkınmasına katkıda bulunacaktır.

Bu yıl itibariyle Konya Ticaret Odası’nın da desteği ile Konya Teknokent Üniversiteli Girişimci Yetiştirme Programının oluşturulması ile birlikte, üniversite son sınıf öğrencilerinin, üniversite mezunlarının, yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin özellikle yeni ve yüksek teknoloji alanlarında kendi işlerini kurmalarını ve geliştirmelerini desteklemektir.

İlimizde her yıl yaklaşık 7.500 lisans, 1.500 yüksek lisans ve doktora öğrencisi mezun olmaktadır. Bu öğrencilerin bir kısmının yeni ve yüksek teknoloji alanlarında kendi işlerini kurmak üzere yönlendirilmesi halinde bölgemizin ve ülkemizin ekonomik ve teknolojik gelişmesi açısından önemli kazançlar sağlanabilecektir.

Konya`da verilen ve halen devam eden eğitimler ile yeni işadamlarına kendi işlerini kurması için bilgiler verilmekte,yeni işadamlarının sundukları projeler desteklenerek, eğitim programlar sayesinde Konya her geçen gün yeni işadamı sayısı artırmaktadır.

Bununla birlikte, Konya’nın girişimcilik konusunda en önemli eksiği ise kadın girişimcilerin sayısının çok az olmasıdır. Örneğin, Konya Ticaret Odası üye sayısı yaklaşık 23.000 iken 644 kayıt kadınlar üzerine görülmektedir. Ancak kendi işini yapan kadın sayısına bakıldığında bu rakam 40’a kadar düşmektedir.

Türkiye genelinde kadın girişimcilerin sayısını artırmak ve kadın girişimcilere eğitim, kapasite geliştirme desteği ile girişimci fikirlerini hayata geçirmelerinde destek sağlamak üzere TOBB bünyesinde Kadın Girişimciler Kurulu (KAGİK) oluşturulmuştur. Konya Kadın Girişimciler Kurulu’nun koordinasyonu görevini Konya Ticaret Odası üstlenmiştir. Bu çerçevede Konya’daki kadın girişimci potansiyelinin nicelik ve nitelik bakımından geliştirilmesi iş konusunda danışmanlık, eğitim ve seminerler yoluyla sağlanmaya çalışılacaktır.

d. Konya’da Girişimciliğin Geleceği

Günümüzde iş kurmak isteyen girişimcilerin en büyük sıkıntısı hiç kuşkusuz finansman zorluğudur. KOBİ`ler genellikle özkaynakları dışında fon kullanmamakta, finansman yetersizliği için ilk etapta aile içi parasal destek sağlama çabasına girmekte, ikinci bir aşama olarak banka yolunu tercih etmekte veya etmemektedir. Türkiye çalışma yasaları, şirketlere yönelik mevzuatlarda yaşanan sorunlar ve bürokratik engeller yüzünden iş ve yatırım yapmaya uygunluk açısından kötü bir performansa sahip olarak gözükmektedir.

Türk şirketlerinin mali yapısına bakıldığında ise yetersiz kredi hacmi ve risk sorunları nedeniyle birçok büyük firmanın finansman kaynağı olarak kredileri değil ticari borçları kullandığı görülmektedir. Bu nedenle de risk sermayesi ve sermaye ortaklığı gibi modellerin geliştirilmesi gerekmektedir.

Yeterli mali kaynaklara sahip olmayan girişimciler bankalara başvurduklarında ise teminat göstermekte zorlanmakta ve daha işin başında vazgeçmektedirler. Diğer yandan sunulan kredilerin ticari faiz oranlarının yüksek olması nedeniyle de kredi kullanımı olması gerektiği düzeyde değildir.
Paranın maliyetini tabii ki hesaplamak lazım ama uzun vadeli fonlardan yararlanmadan kısa vadeli borçlanma ile orta vadeli krediyi çevirmek hele uzun vadeli kredi kullandırmak yüksek maliyet nedeniyle mümkün değildir. Uygulanan finansman modeli yanlıştır. Bankaların sağladığı KOBİ’lere yönelik kredi kullandırdıkları kredinin %5′i bile değildir. Ayrıca bilindiği üzere, bankaların sunduğu kredilerin vadeleri kısa, miktar genelde düşük, faiz ise yüksek olmaktadır. Oysa girişimciliğin yeşereceği iklim için uzun vadeli (minimum 60 ay) ve düşük faiz oranlı destek kredisi kullandırılmalı, yatırımlarda tercihen en az ilk iki yıl vergiden muaf tutulmalıdır. Hatta bazı illerde uygulamaya geçilen “mikro kredi” çalışmalarına Konya’da da başlanmalıdır.

Girişimcilik ile işsizlik sorununa önemli bir çözüm bulunmakta ve ülkenin ekonomik büyümesinin dinamosunu girişimciler oluşturmaktadır. Konya’da girişimciliğin geliştirilmesi için öncelikle girişimci olma fikrinin çocukluktan itibaren kişilere aşılanması gerekmektedir. Bunun temelinde de birey ve onu yetiştiren ailenin hayata bakış açısı, toplumsal değerleri, eğitim ve inanç ve özgüven açısından artıları ve eskileri yatmaktadır. Gelişmiş batı ülkelerinde ve özellikle Amerika’da ailede verilmeye başlanan eğitim ana okullarında şekillenmektedir. Bu nedenle gazete dağıtan, limonata satan, çocuk bakan- kendi masrafını çıkarmak veya para kazanmaktan öte girişimde bulunması ailesi tarafından teşvik edilen çocuklar çoğunluktadır. Bunun ülkemizde de uygulanması ve ailelerin bu yönde teşvik edilmesi gerekmektedir. Ayrıca girişimcilikle ilgili yanlış inanışların geçersiz olduğuna ilişkin KOBİ’leri bilgilendirici eğitim faaliyetleri düzenlenerek, bu eğitimlerle KOBİ’lerin girişimci bir yapıya bürünmeleri sağlanabilir.


Hüseyin ÜZÜLMEZ
KTO Yönetim Kurulu Başkanı
TOBB Başkan Yardımcısı
(Anadolu'da Girişimcilik Kültürü Sempozyumu sunumu)

Geçmişten Günümüze Konya'mızın Ticaret İklimi


Dünya Ticaretinde Konya'nın Yeri: Anadolu Yarımadası, Asya ile Avrupa arasına kurulmuş bir köp­rü gibidir. Tarihten çok daha evvelki zamanlardan beri, gerek Asya'dan Avrupa'ya ve gerek bundan Asya'ya, her hangi sebepler olursa olsun hareket etmek mecburiyetinde bulunmuş olan kavimler ve milletler, pek çok defa bu köprüden geçmekte muzlar kalmışlardır. Çünkü bu köprünün gerek güneyi ve gerek kuzeyi deniz olduğu gibi onun da kuzeyini senenin pek büyük bir kısmında karlar ile örtülü ıssız ve soğuk bir çöl halinde bulunan Rusya Cenubî ovalan kaplamış oldu­ğundan her iki kıt'anın birinden diğerine geçmek isteyenler daima işte bu güzel ve emin köprüyü, bu Anadolu yarımadasını tercih etmek mecburiyetini duymuşlardır.
Bu geniş yarımadadan bittabi bir çok yollar geçebilirdi ve geçmekte idi. Fakat bu bir çok yolların en işleği, yarımadanın kuzey ve güney doğusuna bağlıyan ve bu suretle tabiî olarak Konya'dan geçen yol olmuştur. Çünkü Avrupa kıt'ası bu yarımadanın kuzey batısındadır. Ve o vakit malûm olan dünyanın en medenî ve en mamur olan Suriye, Elcezire (Mezopotamya) ve Irak ta bu yarımadanın güney doğu ciheti­ne tesadüf etmektedir.
İşte Coğrafî vaziyetinin bu müsaadekârlığından dolayıdır ki Konya değil yalnız tarihî zamanlarda, hattâ eski devirlerde bile daima ve batıdan doğuya vukubulan muhaceretlerin, seyrüseferlerin; istilâ ve akınların güzergâhı olmuştur.
Hititler Lykya'ya ve Arzava'ya olan seferlerinde Konya'dan geçtikleri gibi, daha sonraları İranîler de Yunanistan'a olan seferlerinde ve Yunan kumandanı Xenophone onbin Yunan askerini İran'a sevk eder­ken ve gerek daha sonraları İskender, Haçlılar ve saire hep Konya'dan geçmişlerdir. Konya yolunun bu suretle tarihin her devrinde bilhassa tercih edilmiş olmasına sebep yine coğrafî vaziyetidir. Suriye'ye gelip de Kilikya'yı ve (Gülek Boğazı) vasitesiyle Torosları geçerek Konya ova-yaylasına çıkmış olan her hangi bir kavim, daha kuzeyi takip edip de Lykaonya çöllerinde hem yolunu kaybetmek, hem de susuz ve yiyeceksiz kalarak bin türlü zahmet ve meşakkatlere uğra-maktansa daima bir rehber gibi batıya ve batı kuzeye doğru uzanmakta olan Torosların ve bunların şubelerinin kuzey ve doğu eteklerini takip ederek, kaldıkları merhalelerde bol bol su ve yiyecek ve barınacak bir yer bulabilmek için işte bu güney yolunu tercih etmişlerdir ki bu yolda tabiatıyla Konya şehrinin bulunduğu noktadan geçmektedir. Çünkü bu mühim şehir, Toroslardan teferru etmiş olan dağların doğu eteklerin­den nihayet bir saatlik bir mesafede bulunmakta ve dağların bolca gönderdikleri sularla sulanmakta ve hayat bulmaktadır.
Böyle batı kuzey ve doğu kuzeye uzanan ve Avrupa'yı Asya'ya rapteden en mühim ve en işlek bir yolun üzerinde bulunmasından başka fazla olarak ta bunun tam ortasında ve doğrudan doğruya batıdan: Ege denizi sahillerinden gelen ve diğer taraftan da doğu ve kuze­ye giden diğer yolların da birbirini katettikleri bir nokta üzerinde bu­lunması bu şehrin ticaret bakımından inkişafına pek büyük hizmet etmiştir.
İstilâ ve fütuhat devirlerinden başka zamanlarda da Anadolu komşusu olan medenî ve mamur kıtalarda daimî surette ticarî ve fikrî münasebetlerde bulunmuştur. Bunun sebebi Anadolu'nun tabiî membaları itibariyle olan zenginliğidir. Anadolu'nun gerek kuzey ve gerek güney versanlarında bulunan ve oradan silsileler halinde uzanan dağlar, zengin ormanlar yetiştirmiştir. Sümerler, Akadlar, Asurîler gibi medeniyet sahasında ilerledikleri halde memleketleri ormandan mah­rum bulunan milletler her zaman Anadolu'nun, dışları ormanlarla süslü olan bu dağlarının içleri de maden cevherleriyle dopdoludur ve bu madenler pek eski zamanlardan beri işletilmişlerdir. Halbuki yukarıda zikrettiğimiz medenî kavimlerin memleketleri ormandan olduğu gibi madenî cevherlerden de mahrum oldukları cihetle bunları tedarik etmek için de yine Anadolu'nun zengin tabiî definelerine müracaat et­mekten uzak kalamamışlardır. İşte Anadolu'nun ve bu meyanda Konya'nın, tarihin en eski zamanlarında bilhassa şark kavimleriyle yaptığı ticaretin en başlıca amilleri bunlardır: Transit ticareti, kereste ticareti, maden ticareti.
Milattan 3 Bin Yıl Önce KONYA: İslâmiyetten evvel Anadolu'nun ve bilhassa Konya havalisinin ve Konya ile pek yakından komşu bulunan ve hemen pek çok bakımdan tarihleri birbirine karışan kıtaların, meselâ Kapadokya'nın İsa (a.s.)'dan evvel üçüncü bin'de iktisadî bakımdan ne vaziyette bulunduklarına atfınazar edelim.
İsa (a.s.)'dan evvel üçüncü binde Orta Anadolu'nun iktisadî vazi­yeti: Bir takım iktisadî sebepler bazı Sümer prens ve hükümdarlarını, kuvvetli zamanlarında, Akdeniz kenarındaki zengin bölgelere doğru uzak seferler yapmak teşebbüsünde bulunmağa sevk ve tahrik etmiştir. Uruk hükümdarı Gılgameş'in destanı, bu kahramanın, Gâvur Dağlan Amanus'tan başka bir şey olmayan “Ardıçlı Dağlar Memleketi” kiralı olan Huvava yahut Humbaba'ya karşı olan mübarezelerini hikâye eder. Bu destan, bize kadar gelmemiş olan bir takım tarihî malûmat üzerine istinad etmektedir. Humbaba, Suriyelilerdeki Kombabos efsanesinin mevcut olması da Fırat Nehrinin aşağı havzasındaki medeniyet ile Küçük Asya arasındaki eski münasebatı yâd ve hatırlatacak olan hikâ­yelere, İsa (a.s.)'dan evvel XIII. üncü asırda bile, Anadolu'ya ne kadar büyük bir ehemmiyet verilmekte olduğunu ispat eylemektedir.
İsa (a.s.)'dan evvel 2700'e doğru Adab kiralı Lugal-anna-undu bu kıt'ada hakimiyetini tesis ve idame ettiğini iddia ediyor. XXVI. ncı asırda, üçüncü Uruk sülâlesinden Lugalzaggizi güneşin battığı cihette yolunun “Yukarı Deniz”e (yani Akdeniz)'e kadar açıldığını görüyor. Lugalzaggizi'ye halef olan ve Saınî ırkından bulunan Akkad sülâlesi ayni kıt'ada bir takım seferler yapıyor ve Küçük Asya'ya müdahale ediyor. Bu sülâlenin müessisi olan Sargon, Fırat üzerindeki Mari (Tellülharirî), Suriye sahilinde ve Gubla (Cebail) nın güneyindeki Yarmuti ve Amanus dağlarının güney silsilelerinden ibaret olan İbla (Cebeli arsuz) ile Amanus Dağı'ndan başka bir şey olmayan “Ardıç dağı” ve Cebeli Lübnan'dan ibaret olan “Açıkdağ” idiler. Bu destanda Sargon'un “Gümüş dağlan”na kadar gittiği zikredilmektedir ki burası da Kapadokya'dan ibarettir.
Romalılar Zamanında Anadolu ve KONYA: Romalılar devrinde Küçük Asya ve bilhassa Konya'nın ticaretin­de evvelki devirlere nazaran evsafı mümeyyizeyi haiz bir tahavvül görülmez. Gerek ziraat ve hayvanat ve gerekse maâdin ve sanayi cihetinden serveti ve ihracatı Hellenistik devirde ne gibi şeyler idise Ro­malılar zamanında da yine onlardır.
Bundan evvelki devirlerde olduğu gibi Lycaonia hıttası ve şimdiki Konya Vilâyetinin diğer aksamı yine Toroslar üzerindeki kurşun, gümüş ve altını ihtiva eden maden ocaklarıyla yine Tatta gölünden çıkarılan beyaz, temiz ve leziz tuziyle, yine bol surette ürettiği buğday, arpa ve çavdarıyla, yine güzel ve uzun yünlü koyun ve keçileriyle ve yine bu yünlerden imal olunan halılarıyle…. vs. meşhurdur.
Ticaret yollarına gelince, yine ta Hititler, İranîler ve Yunanlılar zamanındaki büyük yollardır. Yani batıdan gerek Gediz = Hermos vadisini takiben kuzeyden ve gerek Menderes (Meandre) vadisini takiben güneyden gelen iki yol Yanık Ladiğe (Laodicee Conibusta) geldikten sonra ya doğuya gitmekte devam ederek Koropasos -Coropassos yoluyla Aksaray - Archelais ve Kayscriye = Mazaca'ya ve yahut ta güneye inerek Konya = Iconium, Karaman = Lâranda ve E-reğli = Cybistra yoluyla Gülek Boğazına doğrulur ve oradan da Suriye'ye ve Fırat nehrine doğru giderlerdi. Bütün bu hususlarda eski devirlerde ve bilhassa Hellenistik devirde olduğundan farklı bir şey yoktur.
Bizans İmparatorluğu zamanında KONYA: Roma İmparatoru Diokletien zamanında, 292 senei Milâdî sene­sinde yollar manzumesinde bir tahavvül görüldü. Bu imparator İzmit=Nicomedia şehrini imparatorluğa payitaht ittihaz etti. Bu devirden itibaren Nicomedia ile vilâyetleri yekdiğerine bağlayan yollar büyük bir ehemmiyet elde ettiler. Milâdın 330 senesinde İstanbul, impara­torluk için payitaht olarak seçildiğinde bu temayül artık mutat bir hale gelmiş bulunuyordu. Nicomedia'ya olduğu kadar da İstanbul'a giden bütün bu yolların birbirleriyle birleştirilmesine teşebbüs edildi. Şimdi cazibe merkezi artık Roma değil İstanbul olmuştu. Roma ticareti için kullanılan yollar azalarak sade iki bölgeye yan yan yollara inhisar etmişti. Jüstiniyen'in zamanı hükümetinde tahauvül tamamlandı. Te­şebbüs ettiği idarî ıslahat ve tensikatta bu hükümdar eski yollar man­zumesine nihayet vererek yeni sistemi kabul ve takviye etmiştir.

SELÇUKLULAR ZAMANINDA ANADOLU, KONYA YOLLARI VE HANLARI
Selçukîler zamanı tekmil Anadolu'nun ve fakat bilhassa Konya'nın bir şaşaa ve ihtişam devri olmuştur. İki buçuk asra yakın bir müddet devam eden bu devirde medeniyet, her şubesinde, her sahasında şayanı hayret bir şaşaa ve inkişaf göstermiş, her tarafa gözler kamaştıran ziyalar saçmıştır. Bu ziyanın merkez-i İntişarı Konya şehri olup bura­dan şuaat tarzında her cihete intişar ediyor, ve bütün hudutlara kadar uzanıyordu. Bu medeniyet tâ Azyanikler ve Hitit devrinde başlayıp Frigyalılar, İranîler, Yunanlılar, Romalılar ve Bizanslılar devirlerinden geçerek Selçukîler devrine kadar gelmiş ve bu zamanda şaşaa ve inki­şafının son şiddeti iktisap etmişti.
Selçukîler mahallî kadim medeniyetlere varis oldukları gibi islâmiyetin parlaklığı zamanında doğudan, Hintten, Cinden ve İrandan gelen diğer medeniyetlerden de hissedar olmuşlar, velhasıl bunların hepsini de Türkün, nuru, terakkiyi, vüs'ati seven, ruhu ile yoğurup mezcederek bundan gözler kamaştırmağa kâfi bir netice husule getir­mişlerdi.
İslâmiyet intişar ettiği yerlerdeki mimarları ve diğer her türlü san'atkârları ve san'at işçilerini faaliyete getirmişti. Nasıl ki bir takım seyyahlar, dervişler vasıtasıyla felsefî meslekler ve telâkkiler, tasavvuf? mezhepler ve düşünceler İslâm âleminin bir başından öbür başına kadar mesafe ile her sahada intişar ediyorsa işte mimarî de bu suretle san'atkârlar tarafından her tarafa yayılıyor. Kuvvetli bir koruyucunun, terakkiperver bir hükümdarın muzaheretine mazhar oldukları yerlerde bediî abideler bırakıyorlardı. Hint'ten, Çin'den, İran'dan gelen müzeyyen eşya üzerindeki tesirlerini gösteriyorlardı. Bu suretle Selçukî san'atın bir derecesi tekâmüle vâsıl oldu.
Selçukîler zamanında Anadolu'nun her tarafı camiler, medreseler, mektepler, kervansaraylar, imaretler, darüşşiffalar, su yolları, köprüler, saraylar ve daha bir çok diğer binalarla doldu.
Selçukîler, hakimiyetleri altındaki bu büyük kıt'ada muntazam ve kuvvetli bir teşkilât vücuda getirmişlerdi. Uzun bir müddet sulh ve asayişin temini, ticaret ve servetin de inkişafını mucip olmuştu.
Anadolu, zaten doğu ile batı arasındaki büyük ticaret yolları üze­rinde bulunduğundan evvelden beri ticarî noktai nazardan mühim bir mevkie haiz olduğu gibi bu ehemmiyet Selçukî Türk medeniyetinin inşaı zamanında daha ziyade artmıştır. O zamanlar henüz Süveyş ka­nalı açılmamış ve hattâ Ümit Burnu yolu bile keşfedilmemiş bulundu­ğundan Şark ile Garp yani Asya ile Avrupa arasındaki yegâne büyük ticaret yolu Anadolu'dan geçiyordu. Bu şiddeti faaliyet ise bir çok kervansarayların inşasını istilzam etmişti.
Selçukîlerin ticarete verdikleri ehemmiyeti anlamak için hâlâ ba­kiyeleri ortada duran bu muazzam kervansarayların intizam ve azame­tini görmek kâfidir. Ticarete verilen ehemmiyetin sonucu olarak da yollara ve köprülere ehemmiyet verilmiş ve gayet metîn ve asırlarca müddet payidar olan kârgir köprüler vücûda getirilmişti.
Selçukî hanlarının Konya'dan itibaren her tarafa doğru adeta şuaat tarzında açılıp uzandığı görülür:
Şuam birisi Konya'dan çıkarak batı kuzeye gider ve Afyonkarahisar'da nihayet bulur. Bu hat üzerindeki başlıca abideler: (Dokuzun hanı), (Kadın hanı), (İshaklı hanı)'dır.
Diğer bir şua Konya'dan çıkarak doğu kuzey istikametini takiben Sivas'a doğru gider: Bu hat üzerindeki hanlar pek çoktur: Zazadın (Sadettin) hanı, Akhan (Greko-Romen devirdeki Coropassos şehrinin bulunduğu noktada). Sultan hanı, Aksaray, diğer Sultan hanı…. vs. dir.
Diğer bir şu'a Ulukışla'dan başlayarak Niğde'den geçer ve Kayseri'de diğer şu'a ile birleşir.
Diğer bir şua Konya'dan başlayarak Beyşehir'den geçer ve Alâiye (Alanya)'de nihayet bulur.
Velhasıl bütün bu hanlar, hem hâlâ arkeologların ve sanayii nefi­se erbabının vecd ve hayretlerle nazarı temaşalarını üzerinde tevfik edecek kadar bedi, birer eseri san'at, hem de asırlarca müddet şark ile garp. şimal ile cenup arasındaki iktisadî ve ticarî faaliyetin temami inkişafına hadim ve her türlü istirahati, huzur ve sükûnu cami birer melce (sıığınak), birer penah olmuşlardır.
Osmanlılar Zamanında Anadolu Ticaret Yolları ve Hanları: Osmanlıların Bizans ve Selçuklulardan devraldıkları İpek Yolu üzerindeki yolların bir kısmı tekerlekli araçların geçmesine elverişli düz yollardır. Büyük bir kısmı ise kervan ulaşımına imkan tanımakta­dır. Yine Osmanlılar kervansaray, köprü gibi bayındırlık tesisleri kurulup geliştirilmiştir. Bu durum daha çok Selçuklulardan miras kalan Anadolu için geçerlidir.
Konya ve Civarında Osmanlı Hanları
- Bezirciler Hanı
- Mumbiç Hatun Hanı
- Nizamiye Hanı
- Selçuk Hanı
- Hoca Mezit Hanı
- Bayram Paşa Hanı
- Han (Alaca Han'da)
- Lala Mustafa Paşa Kervansarayı
- Pamukçu Hanı
- Rüstem Paşa Hanı
- Buzlukbaşı Hanı
Osmanlılarda Ticari Yollar Şebekesi: Osmanlılar İstanbul merkez olmak üzere ülkeyi önce Rumeli ve Anadolu ciheti olarak iki bölgeye ayırmış, sonra her bölgeyi de Sağ Orta ve Sol Kol olarak bütün yol şebekesini bu 6 anayola bağlamışlar dır. İstanbul'dan başlayan bu yolların istikametleri şöyledir:
Rumeli cihetinde Sağ Kol (Vize-Aydos-İsmail-Akkirman-Özi Kırım), Orta Kol (İzmît-Sofya-Niş-Belgrad- ….) ve Sol Kol (Tekirdağ Malkara-Dimetoka-Selânik-….).
Anadolu cihetinde Sağ Kol (Eskişehir-Konya-Adana-Antakya… Orta Kol (İzmit- Bolu-Merzifon- Tokat- Sivas-Malatya- Diyarbakır-Musul-Kerkük-Bağdad -Basra ….), Sol Kol (Merzifon'da Orta Kol'dan ayrılarak Erzurum-Kars-Tebriz).
Bu yollar üzerinde arazinin topografyasına göre 3 ilâ 18 saat aralıklarla değişen menzilhâneler kurulmuştur.
Ayrıca bazıları yüzyıllardır kullanılan “kuzey kervan yolu İstan­bul - Bolu - Amasya - Tokat - Şebinkarahisar - Erzurum - İran, Kayseri yolu Sapanca - Geyve - Beypazarı - Ankara - Kayseri, Hac yolu (Şam üzerinden Mekke ve Medine'ye ulaşır), Bursa - İzmir yolu, Bursa -Çanakkale yolu gibi ticaret yollan da vardır. Bunların üzerinde menzilhanelerden ayrı her biri bir kale niteliğinde sivil konaklama tesisleri olan kervansaraylar ve hanlar bulunur. Ayrıca dağ başlan, tehlikeli geçitler gibi ulaşılması zor, ıssız noktalarda yol emniyetini sağlayan bir de derbent teşkilatı vardır.
Karayollarını kesen nehirlerin köprü yapımına imkân vermeyen bölümlerinde karşılıklı geçişler için çoğu kez bedava yararlanılan vakıf gemiler işletilmiştir.
Osmanlılarda Ticari Ulaşım Muhafazası: Koruyucu Dervişler: Ulaşım güvenliğinin sağlanması için zavi­yeler yaptırılmış ve buralarda dervişler görevlendirilmiştir.
Koruyucu Derbendler: Sonraları bu amaçla derbent teşkilatı oluşturulmuş, Anadolu'da 2.288 ve Rumeli'de 2.906 aile, avarız vergi­lerinden muaf tutularak bu işle görevlendirilmiştir.
Derbentler, bir bölgenin ve yolun emniyetinin sağlanması bakı­mından önemli bir tesis olmaları yanında, ıssız yerlerin şenlendirilmesi için iskan vasıtası olarak ta kullanılmışlardır.
Derbentler iki çeşitti: Birincileri yurtluk ve ocaklık şeklinde tı­mar sistemi içerisinde kullanılan derbentler, ikincileri vergi muafiyet­leri usulü ile kurulan derbentlerdir. Bu ikinciler vakıf, has veya boş topraklar üzerinde kurulmaktadır.
Bir başka açıdan derbentler kale mahiyetinde olanlar, vakıf şek­linde bulunanlar, han ve kervansaray olarak kullanılanlar, köprü ci­varlarında bulunanlar olarak kısımlara ayrılabilirler.
Derbentler, XVII. yüzyıldan itibaren kırsal kesimde güvenliğin azalmasına paralel olarak, bozulmaya başlamışlar, görevlerini yapa­maz duruma düşmüşler ve askeri mahiyette olanları hariç, yerlerini bırakmışlardır. Bu durum da güvenliğin ortadan kalkmasına ve çevre köy hatta kasaba ahalilerinin eşkıya baskınlarından korunmak için yerlerini terk etmelerine yol açmıştır. Devlet XVIII. yüzyıl başlarından itibaren bu bozuk duruma müdahale ederek derbent ahalisini eski yerlerine yerleştirmeye veya yeni ahali sevk etmeye başladı.
Osmanlılarda Ticari Posta ve Yol Murakabesi: Resmî haberleşme, “ulak teşkilâtıyla sağlanırdı. Başlangıçta iyi ata binen tatarlar arasından seçildikleri için kendilerine “tatar” denilen bu ulaklara sonraları “sâî, haberci, postacı” da denilmiştir. Kendilerine mahsus elbise ve kalpak giyerlerdi. Bu elbiselerin başkaları tarafından giyilmesi yasaktı. Bir ulak güzergâhın topografyası, yol üzerinde su kuyuları, meskûn yerler bulunup bulunmaması, menzillerin ve atların durumuna göre ve namaz vakitleri hesaba katılırsa günde 12 ilâ 48 mil gidebilirdi. Bunlar askerî yollar üzerindeki menzilhanelerden beygir değiştirmek, ihtiyaç gidermek için yararlanırlardı. Her menzilde yor­gun hayvan ve ulak değiştirilirdi. Ama haberler gizli ve önemli ise ulaklar değiştirilmezdi.
Menzil teşkilâtı özel haberleşme için kullanılmazdı. 50-60 ulağı olan vezir daireleri vardı. Ulaklar yolları üzerindeki şehir ve kasaba­larda ahaliyi Şer'î mahkemelere toplayarak taşıdıkları ferman ve hü­kümleri okuturlardı. Taşradan merkeze gönderilen evrakı da yine ulaklar getirirdi. Özel haberleşme sâî'lerle yapılırdı. Bunlara da yaptık­ları hizmet karşılığı ücret ödenirdi.
1839 yılında menzil teşkilâtı terk edilerek posta teşkilâtı kurul­muştur. Osmanlı İmparatorluğu'nda deniz taşımacılığının iskeleleri Karadeniz kıyılarında, Akdeniz cihetinde ise Mora'ya ulaşan sahiller­de ve Cebel-i Tarık'a kadar uzanan Ege, Kuzey Afrika kıyılarında sıralanmışlardır. Bu iskeleler menzilhânelerin ilga olmasından sonra kurulan posta teşkilatı için kullanılmışlardır. Posta teşkilatıyla beraber menzil teşkilatı ortadan kaldırıldığından, Osmanlı ülkesi içinde büyük devletlerin postaları da Osmanlı postalarının kullandığı yollar ve im­kânlardan yararlanabiliyorlardı. Üstelik Batılı posta teşkilatları daha deneyimliydi. Ayrıca Avrupa'dan ülkemize mektup, gazete ve dergi gönderen gayrimüslimler ve Jöntürklerce de tercih edildiklerinden rekabette üstünlük sağlamışlardı.

OSMANLILAR DEVRİNDE DÜNYA VE TİCARET
Resmi adı “Ed - Devle El- Aliyye El-Usmaniye” olan Osmanlı Devleti devrinde Konya için bir şey değişmedi, çünkü bunlar Türk kavimlerinden olup sünni müslüman kimselerdi. Bu memleketlerin Osmanlı hâkimiyetine girmek sanki bu yöre halkının isteğiydi. Bu sebepten Osmanlılar ticaretten, medeni, dini hayattan bir inkilâb yap­mamışlardı.
Karamanoğulları başka bir cihetten işaret alarak Osmanlının bü­yümesine engel olmak istediler ise de başaramadılar. Ve böylece Konya mahalli bir vilayete başkent olmaktan çıkıp cihan şümul bir devlete bir eyalet oldu.
Bu cihan şümul devlet ile yek parça haline gelen Anadolu ve Konya eski hayatına devam etmişti.Karayolu ticaretin devamına gere­ken kervan sarayları,yol köprü inşaları devam ede gelmişti.
Bu devletin himmeti ile yeni çarşılar ve pazarlar kurulmuştu. Hatta devletin sahası büyümesinden dolayı da ticaret daha geniş yerlere uzanmıştı.
Malumdur ki, ticari malların nakli, insanların ve hayvanların sırtlarında taşınmakla başlamıştı. Sonraları ırmaklarda, göllerde ve denizlerde yelkenli gemiler kullanılırdı. Binlerce yıldan beri eşyanın ulaşımı, değişmez bir şekilde daima aynı hızla, yani karadan at,katır ve deve gibi hayvan sırtında kervanlarla nakledilir ve karadan denize gelinince gemilere aktarılırdı.
Bir kaç on yıl içinde, sürat devri gelip yerleşti.
Önce Buhar, ticaret âleminde belirdi. Ve 19. yüz yıl başlarında yaygınlaştı.
1824 den itibaren demir yolu mesafeleri kısalttı ve Lokomotifler ağır katarları çeker hale geldi.Demiryolu şebekesi genişletildi ve dün­yayı sardı…Buharlı gemi eşyanın naklini daha çabuklaştırdı.
Geçen yüzyılın sonunda yeni icadlar ve petrolün kullanılması,yollara daha bir canlılık getirdi. Şiddetli bir rekabet kamyonla lokomotifi birbirine düşürdü.
1919 dan sonda Havacılık gelişti, 1950'lerde Uzak Doğuya uçar oldu.
Haberleşme araçlarındaki gelişme, aynı tempoyu izledi. 1832 yılında Mors telgraf alfabesi icad edildi.
1878 yılında Okyanus dibine ilk kablo çekildi. Yeryüzü git gide daha yoğun çeşitli Kara, Deniz ve Hava ulaşım araçlarıyla çevrelendi. Okyanusların arasında kanalların, Alplerde tünellerin açılması büyük karayollarının inşası mesafeleri iyice kısalttı.Bununla paralel olarak mübadelelerde de bir hacim çoğalması görüldü… Ağırlıkları yüzünden 19. yüzyıl başından önce taşınması mümkün olmayan mallar, millet­ler arası yollarda görülmeye başladı.
Osmanlıların döneminin büyük bir kısmı bu icadların devri sayılır.
Osmanlı da büyük inkişafa soyundu. Kendisi de bir taraftan icadetti.
Diğer taraftan Avrupa'nın icadlarından faydalandı.
Denizlerinde Buharlı, petrollü gemiler çalıştırdı.
Tiren yollarınım döşetti. Berlin - Medine-i Münevvere'ye kadar ulaşan hatlar kurdu. Osmanlı Uçakları İstanbul - Kahire arası uçuş düzenledi.
Fakat koca çınarın milleti kendi kendini gereği kadar yenileyemedi. Ve bu çınarın budanmasına ve gövdesinin kesilmesine sebep oldu…
Ama kökü sökülmedi. Cumhuriyet kuruldu ve büyük bir hamleyle aşırı ilerleme ile bugünkü muasır devletler seviyesini geçti.
KAYNAKÇA
1- Midhat Altan; Konya'nın İktisadî Bünyesine Bir Bakış, 1940
2- Mehmet Eminoğlu, Konya Ticaret Teşkilâtı, KTO Yayınları, No: 16
3- Sakaoğlu Necdet, Akbayar Nuri; Osmanlıda Zana'atten Sanata, Körfezbank, İstanbul 1998