Zeki Oğuz
Akören adı ta ilkokul yıllarımda kazınmıştı beynime. Efsane bir malim (öğretmen)den söz ediyorlardı yaşlılar. Akören'liymiş. Yüzlerce çocuk eğitmiş köyde. O zamanlar araba olmadığı için eşekle gelip gidermiş şehre. O dönem yetişen insanların bilgileri öylesine derin, el yazıları öylesine güzel olurdu ki imrenirdim. Onlar gibi yazmaya özenirdi.
1968 de gazeteciliğe bulaşınca Arif Bilge'yi tanıdım. Sonra oğlu rahmetli Turan Bilge'yi ve torunu Turgay Bilge'yi. Üçüde Akören'in yetiştirdiği aydınlardı. Kooperatifler Müdürlüğüne memur olarak girdiğimde bir başka Akören'li aydınla tanıştım. Ahmet R.Günay. çok değerli, geçmişin idealistlerinden biriydi. Yüzlerce halı ustası ve öğreticisi yetiştirdi.
Bozkır taraflarına gitmek için defalarca içinden geçtiğim Akören'i ilk defa Konya Akören Dergisi'ni yayınlayan Muzaffer Tulukçu sayesinde gezebildim. Geziyi bir kış günü yaptığımız için sisli bir hava vardı, gönlüme göre fotoğraf çekemedim ama Akören'in o güzel insanlarıyla sohbet etmek bile başlı başına güzeldi.
Geziye, Muzaffer Tulukçu'nun dışında şair dost İsmail Desteli ile Ali Bekir Gültekin'de katılmışlardı. Ali Osman Çaldağ'da Akören'den katılmıştı guruba.
Konya Akören Dergisi'nin bürosunda biraz sohbet ve çay faslından sonra öğle yemeklerimizi bir fast foodda yedik. Meslke yüksek okulu olunca bir özentiyle böyle bir isim koymuşlar herhalde.
Bozkırın ortasında ekonomik sorunlarla boğuşan bir ilçemiz Akören. Bu yüzden çocukların okumasına çok önem veriyorlar. Böyle olunca da çok değerli aydınlar yetiştiriyor Akören. Sayacağımız birkaç isim bile yeterli bu durumu göstermeye. Ahmet Coşar (hukukçu), Abdullah Tenekeci (Devlet Bakanı), Atlan Tufan (Gelirler gn.md.), Arif Bilge (Eğitimci), Turan Bilge (Milletvekili), Seyit M.Alp (Eğitimci), Abdurrahman Kutlu (S.Üniversiteis Rektörü), Ali Rıza Ercan, Veyis Ersöz (Yazar), İbrahim A.Kendi (Eğitimci-Yazar), A.Hilmi Nalçacı (Bel. Baş.)
Geçmiş yıllarda Akören içme suyunu sarnıçlardan karşılıyorlarmış. Ali Rıza Ercan'ın gayretleri ile Tekke suyunu getirdikten sonra su sorunlarını çözülmüş ama sulanabilir arazileri pek yok. Arazisinin ancak %51 ini tarımda kullanabiliyorlar. Sık sık yağmur duasına çıkmak zorunda kalıyorlar. Tarımdaki nisbi ilerleme 1970 li yıllardan sonra olmuş. Ondan öncesini Muzaffer Tulukçu şöyle anlatıyor. "1950 li yılların başına kadar dağ armudu, dağ eriği, dağ bayamı dışında ilçemiz Akören'de başkaca meyvenin tadını ancak kervanlarla Antalya yöresinden getirilen ve çeyiz sandıklarında saklanan yalnızca ilaç niyetine hastalara ikram edilen portakal, keçi boynuzu, kuru incir dışında meyvenin tadını bırakın ismi bile hayaldi.
İki beldesi, sekiz köyü olan Akören'de Selçuk Üniversitesi Ali Rıza Ercan Meslek Yüksek Okulu 1997 de açılmış. Günümüzde 800 civarında öğrencisi var. Bozkırda, hiçbir sosyal etkinliğin olmadığı bir ortamda okuyan öğrencilerin pekde mutlu olduğu söylenemez.
1973 yılında 1363 ortaklı bir iplik fabrikası kurulmuş. Fabrika 1987 de faaliyete geçmiş ama iki sene dumanı tüttükten sonra dumanı tütmez olmuş.
Şehre 55 km.onbin nüfuslu bir ilçe olan Akören'de bütün Anadolu köylerinde olduğu gibi lakapla anılmak yaygın. Çoğu zaman bir sülaleyi lakapla tanımak mümkün. Tiritli'nin, Durmuş, Burunsuz'un Selahattin, Garnıyarığın Memet, vb. gibi.
Akören 1912 yılına kadar Çumra'ya bağlı bir köymüş. 1914 de bucak 1987 de ilçe olmuş ama Konya Turizm Müdürlüğünün bundan haberi olmamış olacak ki Konya Turizm Envanteri'nde Akören' i yok saymışlar.
1960 ihtilalinden sonra köylerin, beldelerin adını değiştirmek gibi bürokrat zihniyetli bir moda türemişti. Bu modadan nasibi alan beldelerimizden biri de şimdiki adı Kayasu olan May barajının yapımı da Sille Barajı ile aynı tarihlerde. May'a giderken yol üzerinde bulunan Körpe Seyit'in mezarında mola verdik. Seyit Harun Veli bu yoldan Seydişehir'e giderken küçük kardeşi burada vefat etmiş, oraya gömmüşler Körpe Seyit'i. Kayasulu'lar her yıl haziranın ilk haftasında burada buluşarak hasret gideriyorlar.
Kayasu (May) bazı köylerimizde harman elması da denilen söğüt elması ile meşhur.
Kayasu'dan sonra ilk uğrağımız olan Karahüyük'te sıcak yufka ile karakovan balı yedik.
Birkaç yıl önce fotoğrafçı arkadaşlarla Mavi Boğaz'ı gezdikten sonra Kuşça'ya çıkmıştık. Bir çeşmenin başında su sırası bekliyorlardı. Çeşmeden akan su serçe parmağı kadardı. Kadınlar bizi gazeteci sanmış, dertlerini yazmamızı yalvarıyorlardı. Birgün önce de biri ölmüş, cenazeyi yıkayacak suyu tankerle Bozkır'dan getirmişlerdi. İçler acısıydı halleri.
Tekkesi ile ünlü Avdan ile Dutlu Köyü'nün halleri su derdi Kuşça' dan bin betermiş meğer. Konya'ya 72 km.uzakta olan ve 1999 da belediye olan Avdan'da su sorunu had safhada. Yaz aylarında gurbetteki Avdan'lılar da beldeye gelince durum dayanılmaz hale geliyormuş. Belediye dört yere sonda vurdurmuş, su bir süre aktıktan sonra kesilmiş. Şimdi 15 km.kadar uzakta olan bir suyu beldeye getirmek için kolları sıvamışlar.
Dutlu köyünün hali içler acısı.
2002 yılında kaymakam vekili İsmail Kaya Dutlu'da bir araştırma yaptırmış. O tarihte 27 hane olan köyün 22 hanesinde ne televizyon ne radyo var. Hanenin birinde üç kız kardeş yedi keçi ile bir odada yatıyorlarmış.
Köyün ortasında bir çeşme var. Serçe parmağı kalınlığında bir su akıyor.ç köylü buradan karşılıyor su ihtiyacını. Çeşmenin önünde bin metrekare kadar bir bahçelik alan var. Köylü küçük küçük bölmüş bu alanı ve bahçe olarak kullanıyorlar. Elbette bu yüzden su sırası kavgaları hiç eksik olmuyor. Aynı manzarayı Hadim' in bir dağ köyünde de görmüştüm. Köylü oda içi kadar bir yere arpa, domates, fasulye, salatalık ekmişti.
Ülkemizde birçok yerleşim yeri bulunduğu yerin tarihi ya da coğrafi yapısına göre isim alıyor. Akören'de bunlardan biri, ülkemizde tam 31 yerde Akören var.
Bölgeyi rahat gezebilmek için kendi aracınızla gitmekte yarar var. Buradan Avdan yolu ile Mavi Boğaz'a inebilir, Bozkır'a geçebilirsiniz. Çarşamba Çayı'nın üzerinde bulunan Mavi Boğaz özellikle Beyşehir Gölü'nden su verildiği dönemlerde çok güzel oluyor ve kamp için ideal bir yer. Kasım ayında bile papatyalarla karşılaşabilirsiniz Mavi Boğaz'da.
Akören
Doğal sit alanları yok oluyor
Aslında yandaki başlık, doğal sit alanlarımızı kendimiz yok ediyoruz olmalıydı. Bu doğal güzelliklerimize öyle darbeler vuruyoruz ki doğa kendini bir daha yenileyemiyor, ölüyor.
1998 yılında yaşadığım bir olayı unutamıyorum. Çevre Müdürlüğü'nden, DSİ'den, Yaban Hayatı Koruma Kurulu'ndan katılan görevlilerle birlikte kalabalık bir gurupla Bozdağ, Eşmekaya ve Ereğli sazlıklarına gitmiştik. Bu gezide en iç açıcı yer Orman Müdürlüğü'nün gözetimindeki Bozdağ'dı. Buradaki yaban koyunları koruma altında özgürce otluyor, ürüyorlardı. Koyunlar sayesinde Bozdağ'da koruma altında olduğu için bitkilerden kuşlara müthiş bir yaban hayatı gelişmişti.
Eşmekaya ile Eskil arasında bulunan ve 1992 yılında "Doğal Sit Alanı" ilan edilen Eşmekaya Sazlığı can çekişiyordu. DSİ 1995 yılında burada bir gölet yapmaya karar vermiş, hemen çalışmaları başlatmıştı. Gezi gurubu gölet şantiyesine varınca Eşmekayalılar da hemen yanımıza gelmiş, DSİ yetkilileriyle tartışmaya başlamışlardı. Bu göletin su tutmasının mümkün olmadığını, göçer kuşların bölgeye gelmez olduğunu, sazlığın kuruyup çölleşeceğini anlatmaya çalışıyorlardı. DSİ bildiğini okudu, göleti yaptı ama sonuçta köylülerin dediği çıktı. Gölet su tutmadı. Bir kuş cenneti, bir doğal sit alanı bir inat uğruna çölleşti. O gezide Tema bölge temsilcisi Nemık Ceyhan'da vardı. Sanırım o tartşmayı hatırlar.
Gezinin son durağı Ereğli Sazlığı (Akgöl) da felaketin eşiğindeydi. Yine DSİ sazlığın geleceğini düşünmeden, sazlığın su kaynaklarını göletlerle kesmişti. Dahası Ereğli'nin bütün atık suları sazlığa akıyor ve müthiş bir kirlenmeye neden oluyordu. Sular dağların eteklerine kadar çekilmiş, bembeyaz yarık yarık olmuş bir çöl kalmıştı geriye. Karapınar'ı erezyon belasından kurtarmaya çalışırken yeni bir çöl yaratıyorduk kendi elimizle.
İl Çevre ve Orman Müdürlüğü'nün verilerine göre Konya çevresinde 45 yapay göl, 23 doğal göl, 10 sazlık olmak üzere 78 sulak alan var. Kimilerini kuruttuğumuz doğal sulak alanlar şunlar.
Karagöl, (Kurucuova) Beyşehir Gölü, Sevindik Gölü, Absıngır Sazlığı, (Adaköy) Boyatan ve Gür Sazlığı (Yeşildağ), Karadiken Sazlığı, Sarıot Gölü, Dipsiz Göl, Karagöl, Alakır Sazlığı (Yapalı), Tuz Gölü, Tersakan Gölü, Bolluk Gölü, Acıgöl (Gölyazı) Kuşca Gölü, Köpek Gölü, Torunlar Sazlığı, Akgöl (Küçükhasan), Obruk Gölü, Ereğli Sazlıkları, Çavuşçu Gölü, Hotamış Sazlığı (Kurutuldu), Meke Gölü, Acı Göl, Meyil Gölü, Çıralı Göl, Gök Göl (Kozanlı), Düden Gölü, Beşgöz Gölü, Suğla Gölü (Kurutuldu).
Obruk Hanı ve Obruk Gölü Aksaray yolu üzerinde tarihi ve doğa güzelliğinin bir arada olduğu bir bozkır cenneti. Göl yer yüzeyinden hayli aşağıda. Obruklular Derneği Başkanı gölün çevresinde yol açmak için dozerleri kullanmış, dozerlerin başedemediği bir kayalığı dinamitle uçurmaktan sözediyordu. Nasıl bir doğa katliamı yaptığından haberi bile yoktu.
Konya kapalı havzası ülkemizin en çok, doğal sit alanlarına sahip bir bölgesi. Bunların başında içme suyu kalitesindeki tatlı suyuyla Beyşehir Gölü geliyor.
414.000 ha. bir alanı kaplayan Beyşehir Gölü çeşitli sorunlarla boğuşuyor. Bunların başında Konya ve Isparta'ya, tarımsal amaçlı su aktarımı geliyor. Beyşehir Gölü'nün güney batı tarafındaki düdenler yüzünden büyük su kaybı var. Büyük bölümü Konya sınırları içinde, küçük bir bölümü Isparta sınırları içinde olan Beyşehir Gölünde irili ufaklı 32 ada var. Göl ve çevresinde Hititlerden Beylikler dönemine kadar yüzlerce eser var. Eflatunpınar, Fasıllar, Eşrefoğlu cami gibi. Yeşildağ göçmen kuşların önemli bir uğrak yeri. Leylekler Vadisine gelen yüzlerce leylek güze kadar burada konaklıyorlar. Batı Toroslar, Erenler Dağı ve Anamaslar arasında yeralan Beyşehir Gölünü tehdit eden tehlikelerden biri yer altı kirlenmesi. Göl dibine çöken plastik ağlar büyük tehlike oluşturuyor.
Beyşehir Gölü Konya Ovası Sulama projesinin önemli bir kaynağı, Milli Park alanı, aynı zamanda günbatımının en güzel görüntülendiği bir gölümüz. Bunun için, bir akşamüzeri Eşrefoğlu Cami’ nin hemen altına inivermek yeterli. Akşehir Gölü'nün bütün su ihtiyacı yağışlı yıllara da Sultandağlarından gelen sulara bağlı 35.300 ha. alana sahip Akşehir Gölü kurak yıllarda iyice küçülmektedir. Bir kanal ile Eber Gölü'ne bağlı olan Akşehir Gölü de kirlilik tehdidi altında Akşehir Gölü'nden Tuzlukçu tarafına tarımsal amaçlı su verilmesi de eleştiri konusu oluyor. Verilen suyun amacına ulaşmadığı, suyun ovada buharlaşarak boşa gittiği söyleniyor.
50 bin km_lik geniş bir alanı kaplayan Konya Kapalı Havzasında 16 önemli kuş alanı var. Bolluk Gölü, Tersakan Gölü, Tuz Gölü, Obruk Yaylası, Ereğli Ovası, Kulu Gölü, Kozanlı Gök Göl, Akyay Ovası, Karapınar, Beyşehir Gölü, Hodulbaba Dağı, Samsam Gölü, Hotamış Sazlığı, Eşmekaya Sazlığı, Sarayönü, Suğla, Meke Gölü. Avrupa ülkelerinde soyu tükenen 13 kuş türünden 8'inin üreme alanı olan bu bölgelerin birçoğunun sadece adı kaldı sazlık olarak.
Bolluk Gölü, Tersakan Gölü, Ereğli Akgöl, Meke Gölü, Acı Göl, Düden Gölü, Kozanlı Gök Göl, Hotamış Sazlığı (maalesef kurutuldu) Kulu Gölü, Samsam Gölü ve Yine DSİ marifetiyle kurutulan Eşmekaya Sazlığı Doğal Sİt alanı ilan edilmiş sulak alanlar.
8 km2 lik bir alanı kaplayan ve flamingo, dikkuyruk, batağan, kılıçgaga, mart vb. yüzlerce kuş türüne ev sahipliği yapan Kulu Gölü de Kulu'nun atık suları yüzünden kirlilik tehdidi altında. Bütün sazlık alanlarda ortak bir tehdide kaçak avcılık yapılması. Yasak dönemlerde bile avlanıyorlar.
Karapınar-Çumra-Ereğli sınırları içinde yeralan Ereğli Sazlığı (Akgöl) DSİ'nin tarım amaçlı yaptığı İvriz Barajı, Ayrancı ve Gödet Barajı nedeniyle su kaynakları kesilince iyice küçülmüş suyun çekildiği alanlarda bir çöl ortamı ortaya çıkmıştır. Göçmen ve yerleşik yüzlerce kuşa ev sahipliği yapan, I.derecede doğal sit alanı olan Ereğli Sazlığına Ereğli'nin bütün kirli suları akıtıldığı için yoğun bir kirlenme yaşanıyor. Kirlenmenin yoğunlaşmasının bir başka nedeni de sazlıkların aşırı kesilmesi. Bir başka olumsuz durum tarımda kontrolsüz sulama ve çok sık açılan su kuyuları.
Geçen yıl bir şenlik için Gölyazı'ya gitmiştim. Konya'nın atık su kanalı beldenin dibinden geçiyor. Kanalın kokusu bütün beldeyi kaplamış. "Eskiden bu kanalda balık avlardık, kanalın çevresi kuş cenneti gibiydi" diyor Gölyazılı'lar. Bu kanalın taşıdığı pis su doğruca Tuz Gölü'ne dökülüyor.
İlkbahar aylarında 164 bin ha. ulaşan Tuz Gölü ülkemizin 2.büyük gölü. Ülkemizde üretilen tuzun yüzde 70 i Tuz Gölü'nden çıkarılıyor. Bir zamanlar göçer ve yerleşik 200 e yakın kuş türüne ev sahipliği yapan Tuz Gölü'de atık sular yüzünden arık SOS veriyor çünkü Konya'nın,
Eskil'in, Cihanbeyli ve Şereflikoçhisar'ın bütün atık suları göle dökülüyor.
Bu topraklar, bu cennet gibi doğal güzellikler bizim diyorsak artık can çekişme noktasına gelen, önemli kuş alanlarına, sazlıklara sahip çıkmalı, korumalıyız. En yetkili kişiden en sıradan vatandaşa kadar hepimiz sorumluyuz.
Etiketler: akgöl, akşehir, cihanbeyli, çumra, doğa, ereğli sazlığı, eskil, eşmekaya, gölyazı, hotamış, şereflikoçhisar, tuz gölü
KONYA'DA YAZ YEMEKLERİ
Bahar yağmurlarının ardından bütün güzelliğiyle yaz mevsimine giriyoruz. Konya mutfağında, "yerli" sıra ,sıra sebze ve meyvelerin çıkmasıyla,bir şölen havası yaşanır. Bakla, kabak, fasulye,salatalık,domates,kıl biber,et kabağı özellikle patlıcanın pazarlarda boy göstermesi ile mutfaklarda lezzet doruğa ulaşır. Bir de bahçeniz varsa ve bu sebzeleri bahçenizden kopararak kullanırsanız elde edeceğiniz lezzet ikiye katlanır. Kim bahçeden kopardığı domates, salatalık, soğan, biber, birkaç dal maydanozla misler gibi rayihaya sahip bir salatanın tadını inkar edebilir? Ya da anında koparılarak hazırlanmış bir karışık kızartmanın veya patlıcanlı bütümetin , et kabağının lezzetine karşı durabilir?Arkasından yine bahçeden toplanmış Konya'nın dimnit üzümü veya Çumra'nın sel basan kavunu gelirse...
Kimse farkında olmasa da sadece yaz mevsiminde değil her mevsimde Konya bir mutfak cennetidir. Bu cennette yaşadığımız için şüküredelim ve bol bol Meram'a ve diğer mesire yerlerine giderek yazın tadını çıkaralım.
NEREDE NE YİYELİM
Madem ki yazdan ve Meramdan söz ettik gideceğimiz yer de yazı doya doya hissedebileceğimiz bir mekanı olsun. Aydın Çavuş tesislerinde buluşalım.
Aydın Çavuş tesisleri, Adil ve Hidayet onur kardeşler tarafından 1992 yılında açıldı. Konya'nın en güzel manzarasını veren tesis lokanta ve kafeterya bölümlerinden oluşmakta...Kafeterya bölümü ,Konya'yı yüksekten seyredebileceğiniz en güzel manzaraya sahip konumda...Restoranın arka bölümü ise yeşillikler içinde en dinlendirici atmosfere sahip.
Müessese Müdürü Hikmet İyierdem et lokantacılığında iddialıyız,diye söze başlıyor ve sadece besi olmayan erkek kuzu eti kullandıklarını ve etlerin sinirlerini aldıktan ve belirli bir süre dinlendirdikten sonra kullandıklarını belirtiyor. Her türlü ızgara, yazın fırın kebabının yanı sıra saç böreği, sacarası ,höşmerim revani ve diğer tatlılar da bulunuyor. Bu hanımlara özgü yiyecekler burada erkek ustalar tarafından hazırlanıyor... Izgaraların yanında verilen pilavın bulgur pilavı olması artı puan...Çünkü Konya bir buğday, bulgur şehridir.
En güzel şeylerden biri de kahve ikramının cezvelerle ve Koca ustaya özel hazırlattırılan mini lokumlarla yapılması...Ayrıca semaverle çay servisi de güzel bir hizmet..
Bu güzel tesise yakışmayan tek nokta lavaboların durumu...Biraz itina ve kağıt bulundurulması iyi olur. Bir de sac böreği, sacarası, höşmerim vb hanımların eline yakışan yiyecekler için hanım personel çalıştırılırsa daha iyi olur.
ADRES :
Aydın Çavuş Tavusbaba Orman İçi Aile Dinlenme Tesisleri Meram Bağları KONYA
Tel: 0-332-3252343-3250958
AYIN TARİFİ
Çoban Salatası
Bu salataya patlıcan söğürülüp kıyılarak ilave edilirse patlıcanlı domates salatası adını alır.
4 kişiden fazla
1 soğan
5 domates
1 salatalık
45 kıl biber
2 yk maydanoz ( yıkanmış,kıyılmış )
2 yk nane (yıkanmış, kıyılmış)
Üstüne:
1/4 sb zeytinyağı
1/4 sb sirke veya limon suyu
Yeterince tuz
Yapılışı:Soğanları ayıkla ,yıka,ince halka doğra. Tuz serp,35 dakika beklet, elle ovuştur, yıka, sık.
Domateslerin kabuk ve çekirdeklerini al, küçük doğra. Salatalığı soy,domateslerin büyüklüğünde doğra. Biberleri yıka ince kıy.
Salata tabağına önce soğanları,üzerine domatesleri,salatalıkları,biberleri ,nane ve maydanozu düzenle .Zeytinyağını sirke veya limon suyu ve tuzla çırp,salatanın üzerine gezdir, sofraya çıkar.
Etiketler: aydın çavuş, çumra, eski konya, konya yemekleri, meram, mutfak kültürü
TARİHTEN BUGÜNE KONYA
KONYA' NIN TARİHİ
Cennet Yurdumuzun, adı eski devirlerden beri değişmeyen şehirlerinden biri de Konya'dır. Konya adının "Kutsal Tasvir" anlamındaki "İkon" sözcüğüne bağlı olduğu iddia edilir. Bu konuda değişik rivayetler bulunmaktadır. Bunlardan biri; kente dadanan ejderhayı öldüren kişiye şükran ifadesi olarak bir anıt yapılır ve üzerine de olayı anlatan bir resim çizilir. Bu anıta verilen isim, "İkonion" dur. İkonion adı, İcconium'a dönüşürken, Roma döneminde İmparator adlarıyla değişen yeni söyleniş biçimlerine rastlanır. Bunlar; "Claudiconium, Colonia Selie, Augusta İconium" dur. Bizans kaynaklarında "Tokonion" olarak geçen şehrimize yakıştırılan diğer isimler şöyledir: "Ycconium, Conium, Stancona, Conia, Cogne, Cogna, Konien, Konia..." Arapların Kuniya dedikleri güzel kentimiz, selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde bir daha değişmeyerek günümüze kadar gelen ismine kavuşmuştur: Konya... Konya İli, M.Ö. 7. bin yılından beri yerleşim yeri olmuş, pek çok medeniyete beşiklik etmiştir. Yazının M.Ö. 3500'de kullanılmaya başladığı hatırlanacak olursa, Konya'nın, ülkemizin en eski yerleşim merkezleri arasında yer aldığı söylenebilir. Çumra Çatalhöyük, sadece ülkemizin değil, Dünya ölçüsünde yemek kültürünün ilk defa başladığı, tarımın yapıldığı, ateşin kullanıldığı, yerleşik hayata geçildiği, vahşi hayvan saldırılarına karşı ortak savunmanın yapıldığı merkez olarak tanınır. Çatalhöyük, Neolitik, Erbaba ve Karahöyük Kalkolitik, Alaeddin Tepesi, Eski Tunç Devri merkezleridir. Tarih devirlerinde Hititler ve Lidyalılar, M.Ö. 6. yüzyılda Persler, M.Ö. 4. yüzyılda Büyük İskender, Selevkoslar, Bergama krallığı, M.Ö. 2. yüzyılda Roma, M.S. 395'te Konya ve çevresine hakim oldular. 7. yüzyıl başlarında Sasaniler, bu yüzyılın ortalarında Muaviye komutasındaki Emeviler, şehri geçici olarak işgal ettiler. 10. yüzyıla kadar bir Bizans eyaleti olan Konya; Müslüman Araplar'ın akınlarına maruz kaldı. Malazgirt Zaferi'nden önce Konya'ya ilk gelen, Türk akıncıları Selçuklular oldu. (1069) Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan, 1071'de Bizans İmparatoru Romen Diyojen'i Malazgirt' te kesin bir yenilgiye uğratarak, Türkler'e Anadolu'nun Kapılarını açtı. Sultan Alparslan, zaferden sonra komutanlarına Anadolu'nun tamamen fethedilmesi görevini verdi. Konya; Anadolu Fatihi, Selçuklu Kutalmışoğlu Sultan Süleymanşah, tarafından fethedildi. Fetih tarihi hakkında değişik eserlerde farklı görüşlere yer verilmektedir. (1072, 1074, v.b.) Ama şu bir gerçektir ki, Kutalmışoğlu Süleyman Şah I, Konya'yı fethettikten sonra batıya yönelmiş, merkez olarak İznik'i seçerek, Anadolu Selçuklu Devleti'ni 1074 yılında kurmuştur. Buna göre Konya'nın fetih tarihi kesinlikle 1074'ten daha öncedir. Fetihle Şehrimizde Türk-İslam egemenliği dönemi başlamıştır. 1074' te Anadolu Selçuklu devleti, Başkenti İznik olmak üzere kuruldu. 1097'de 1. Haçlı Seferi sırasında İznik kaybedilince Başkent, Konya'ya taşındı. Böylece tarihinde yeni bir sayfa daha açılan Konya, günden güne gelişti, pek çok mimari eserle süslendi ve kısa zamanda Anadolu'nun en mamur şehirlerinden biri oldu. Bu, bizim özelliğimizdir: Atalarımız, fethi, bir yeri "Yaşamaya Açmak" için yapardı. Çünkü kendinden emindir. En adaletli yönetim, Türk ülkesindedir. Öyleyse bu yönetim, neden başka yerlere, başka insan gruplarına taşınmasın! Keyfilikten uzak, herkese eşit muamele uygulayan Türk Devletleri, fethettikleri ülkelere kültürel, ekonomik, sosyal, dini kurumlarıyla gitmişler, yerli kültürler içinde erimemişler, Türk Kültürü'nü hakim kültür yapmışlardır. Kalıcılığın sırrı da işte buradadır. Anadolu'nun Türkleşmesi ve İslamlaşması da bu siyaset takip edilerek sağlanmıştır. İnanç özgürlüğü verilerek, yerli halkın devlete sadakatle bağlanması temin edilmiş, Anadolu mozayiği daha o yıllarda mükemmel görüntü zenginliğine kavuşturulmuştur. 3. Haçlı Seferi'nde Almanya İmparatoru Friedrik Barbarossa, Konya'yı kuşattıysa da (18 Mayıs 1190), 2. Kılınç Arslan'ın savunduğu kaleyi alamadı, beş gün sonra çekilmek zorunda kaldı. Selçuklular'ın düşmesine kadar (1308) Konya, Başkent olarak kaldı. Sonra Karaman- oğulları Beyliği'nin en büyük şehri olarak, Karamanoğulları'nca yönetildi. 1387' de Osmanlı Padişahı 1. Sultan Murad, şehrin önlerine geldi. 1398'de oğlu Yıldırım Beyazıd, şehre girip Karaman Devleti'ne son verdi. Ancak, 1402 Ankara Savaşı felaketinden sonra Karamanoğulları Beyliği yeniden kuruldu. Konya, Fatih Sultan Mehmet'in Karamanoğulları Beyliği'ni ortadan kaldırdığı 1465 yılına kadar Osmalı-Karaman mücadelelerine sahne oldu. Fatih, 1470'te İmparatorluğun Rûmeli (Sofya), Anadolu (Kütahya), Rûm (Tokat) Eyaletlerinden sonra 4. Eyalet olarak Karaman eyaletini, merkezi Konya şehri olmak üzere kurdu. Eyalete ilk zamanlarda, Osmanlı şehzâdeleri vali olarak atandı. Sırasıyla, Fatih'in ortanca oğlu Şehzâde Mustafa, küçük oğlu Şehzâde Cem, 2. Beyazîd'ın büyük oğlu Veliahd Şehzâde Dâmât Abdullah, bunun kardeşi (annesi Karamanoğlu olan) Şehzâde Şehenşah, onun oğlu Şehzâde Mehmet Şâh, 1470'ten 1513'e kadar eyaleti yönettiler. Hanedan dışından ilk beylerbeyi ancak 1513'te atandı. Kanunî devrinde Veliahd Şehzâde 2. Selim de bu görevde bulundu. 17.yüzyılda eyalet 11 sancaklı ve 80.000 km2'ye yakın büyüklükteydi. Tanzimat döneminde eyalet için Karaman adı yerine "Konya" dendi. 1910'da 102.000 km2 büyüklüğündeki Konya eyaletinin nüfûsu 1.380.000'di. 11 ilçeli Konya Merkez, 7 ilçeli Niğde, 2 ilçeli Burdur, 5 ilçeli Teke (Antalya), 5 ilçeli Hamîd (Isparta) sancaklarına (İl) ayrılıyordu. Şehrin nüfusu 1825. Türkiye'nin 11. ve dünyanın 69. şehriydi. Sonra nüfus geriledi; 1875'te 50.000 oldu. 1927'de 47.000 olarak sayılan nüfus, 1960'ta 123.000, 1975'te 247.000, 1980'de ise 329.000'i buldu. 22 Ekim 2000 tarihinde yapılan genel nüfus sayımında Konya'nın nüfusu merkez 1.387.507 ilçe ve köyler 993.214 toplam nufus 2.380.721 olmuştur. 22 Ekim 2000 tarihinde yapılan genel nüfus sayımında Konya'nın nüfusu Merkez 1.387.507, İlçe ve Köyler 993.214, Toplam nüfus 2.380.721. olmuştur. Tarihi eserleri bakımından Türklük'ün sayılı şehirleri arasında yer alan Konya, Selçuklulara iki asırdan fazla başkentlik yapması sebebiyle, Türk mimarisinin gözde eserleri sayılan âbidelerle süslenmiştir. Bu yönden Selçuklu devrinde Konya, Bursa, Edirne ve İstanbul'dan önce "En Muhteşem Türk Şehri" mertebesine yükselmiştir. Konya'da Türk-İslâm döneminden önce yapılan eserlerin günümüze ulaşamadığı söylenir. Yapılan kazılar neticesinde Hitit, Roma ve Bizans kalıntıları bulunmakla beraber, Konya'da ayakta kalan âbidelerin hepsi "Türk Çağı"nda yapılmıştır. Bu eserlerin başında Konya'nın sembolü sayılan Mevlânâ Müzesi gelir. Mimar Bedrettin Tebrizî tarafından yapılan ve Kubbe-î Hadra (En Yeşil Kubbe) denilen 16 dilimli bu muhteşem âbide firuze çinilerle kaplıdır ve bugünkü görüntüsüne Cumhuriyet döneminde kavuşturulmuştur. Alaeddin Camisi, Sahip Ata Külliyesi, Karatay Medresesi, İnce Minareli Medrese, Sırçalı Medrese Selçuklu dönemi eserlerindendir. Selçuklu ve Beylikler dönemine ait pek çok cami, hamam, çeşme, köprü, tekke, kervansaray, hastane, su yolu ve diğer altyapı kuruluşlarına sahip bulunan Konya'da Osmanlı dönemine ait eserlerin en tanınmışı ise Sultan Selim ve Aziziye Camii'leridir. Konya 12. Yüzyılın ilk yarısında Sultan Alaeddin Keykûbat (1219,1236) devri ve sonrasında, Dünyanın ilim ve san'at merkezi özelliğini kazanmıştır. Türk-İslam Dünyası'nın her tarafından gelen bilim ve san'at adamları Konya'da toplanmışlardır. Bahaeddin Veled, Muhyiddin Arabî, ve Mevlânâ Celaleddin Rûmî, Sadreddin Konevî, Şemsî Tebrizî, Kadı Burhaneddin, Kadı Siraceddin, Urmemi gibi bilgin, mutasavvıf ve filozoflar kıymetli eserlerini Konya'da hazırlayarak, dünyaya ışık tutmuşlardır. "Konya'nın Altın Çağı" denilebilcek bu özelliği, 12. yüzyıl ortalarına kadar devam etmiştir. Bu şahsiyetlerin ve Anadolu'nun yeni sahiplerinin engin hoşgörüleri, bilim, san'at ve teknik alanlardaki üstünlükleri, köklü kültürel ve sosyal yapıları, Anadolu'nun "Ana Yurdumuz" olmasında büyük etken olmuştur. Böylece ne Bizans saldırıları, ne Moğol istilâsı, ne Haçlı orduları, ne İtalyan, ne Yunan işgalleri, Türk'ün Anadolu'daki egemenliğini yok edememiştir. Konya ve millî kültürümüzün manevi mimarları, Mevlânâ Celâleddin Rûmî; yaşama sevinci, dünya görüşü ve hayat felsefesi ile dünyaya ışık tutarken; Nasreddin Hocamız, Türk Mileti'nin hazır cevaplılığını nükteleriyle dile getirmiş; Yunus Emre ise insan ve insanlık sevgisiyle adeta Ortaçağ karanlığındaki Avrupa'ya "medeniyet dersleri" vermiştir. Modros Ateşkes Anlaşması'ndan sonra İtalyanlar, Antalya ve çevresinden başka Konya'yı da işgal ettiler. Ekonomik çıkar sağlamak ve sömürge olarak kullanmak amacında olan İtalyan askerleriyle silahlı mücadele yapılmamıştır. Akşehir'e kadar gelerek devriye görevi üstlenen İtalyan askerleri Konya kent merkezinde kayda değer bir faaliyette bulunmamışlardır. Batı Cephesi'nde Yunanlılar'a karşı İnönü Savaşlarını kazandığımız günlerde İtilaf Devletleriyle anlaşmazlığa düşen İtalya, işgalden vazgeçerek 12 Mart 1920'de Türkiye'den ayrılmaya başlamıştır. 20 Mart 1920'de Konya, işgalden tamamıyla kurtulmuştur.
Anadolu Selçukluları Devrinde Konya
Konya'nın 1071 Malazgirt savaşından sonra Selçuklu Türklerinin eline geçmesiyle (1076-1080) kurulan Anadolu Selçukluları Devletinin Başkentliği (1096-1277) döneminde Kültür ve Sanatta altın çağını yaşar. Devrin ünlü Bilginleri, Filozofları, Şairleri, Mutasavvıfları, Hoca, Musikişinas ve diğer sanatkarlarını bağrında toplamıştır. Bahaeddin Veled, Mevlâna Celaleddin başta olmak üzere Kadı Burhaneddin, Kadı Sıraceddin, Sadreddin Konevi, Şahabeddin Sühreverdi gibi bilginler, Muhyiddin Arabî gibi mutasavvıflar Konya'da yerleşmişler, verdikleri eserlerle şehri bir kültür merkezi haline getirmişlerdir.Bilhassa Hz. Mevlâna fikir ve felsefesi ile insanlığı aydınlatmış Mesnevi, Divan-ı Kebir gibi eserleri ile de bu etki halen devam etmektedir. Yine Nasreddin Hoca da güldüren ve düşündüren fıkraları ile Konya'nın kültür ve sosyal hayatının gelişmesinde asırlardır devam eden bir bilge kişidir. Selçuklular dönemi Konyası'nda Kütüphaneler açılmış, bu dönemde Tarih, Edebiyat, Felsefe, Sanat, Tıp, Kozmoğrafya, Hukuk ve Din alanında büyük tarihi ve kültürel atılımlar yapılmış, buna bağlı olarak Medreseler, Camiiler, Kütüphaneler, türbeler, çeşmeler, kaleler, hanlar, hamamlar, çarşı ve bedestenler, köprüler, saraylar yapılmıştır.
Karamanoğulları Devrinde Konya
Konya da Karamanoğulları (1277) devrinde de bilim ve kültür alanındaki gelişmeler devam etmiş, Ulu Arif Çelebi ve oğulları Adil ve Alim Çelebiler ile Ahmet Eflâkî ve Sarı Yakup gibi bilgin ve Mutasavvıflar yetişmiştir. Karamanoğulları Devri Tarihî ve Kültürel Eserler; Ali Gav Zaviye ve Türbesi, Kadı Mürsel Zaviye ve Türbesi, Ebu İshak Kazeruni Zaviyesi, Hasbey Dar-ül Huffazı, Meram Hasbey Mescidi, Şeyh Osman Rûmi Türbesi, Ali Efendi Muallimhanesi, Nasuh Bey Dar-ül Huffaz, Turgutoğulları Türbesi, Kalenderhane Türbesi, Tursunoğlu Camii ve Türbesi, Burhaneddin Fakih Türbesi, Siyavuş Veli Türbesi,
Osmanlılar Devrinde Konya
Konya, 1467 yılında Osmanlı sınırlarındadır. Doğu seferlerine çıkan Osmanlı Sultanlarından Yavuz Sultan Selim, Kanunî Sultan Süleyman ve II.Murat'ın uğrak yeridir. İlim, kültür ve sanat hareketleri kesintisiz devam eder. Ünlü şairler, bilginler, tarihci ve filozofların toplandığı merkez halindedir. Bu dönemde de mimarî yönden; Camiiler, Çeşmeler, Medreseler v.s eserler meydana getirilir.
Osmanlı Devri Tarihî ve Kültürel Eserleri Selimiye Camii, Yusufağa Kitaplığı, Piri Mehmet Paşa Camii, Şerafettin Camii, Kapu Camii, Hacı Fettah Camii, Nakiboğlu ve Aziziye Camiileri, Şeyh Halili Türbesi ile Mevlâna Külliyesi dönemin mimarî eserlerinden bazılarıdır. Osmanlının son döneminde Tanzimat hareketiyle Konya'da da yenileşmeler başlamış Medreselerin yanında İlkokullar (İptidai), Öğretmen Okulu (Darülmualimin) ve Ortaokul (Rüştiye) açılmıştır. İlk Lise (idadi) 1889 yılında, yine aynı yıllarda Konya Sanat Okulu da Vali Ferit Paşa tarafından hizmete açılmıştır. 1900 yılında Konya'daki medrese sayısı ilçeler dahil 530'a ulaşmıştır.
Cumhuriyet Devrinde Konya 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyetin ilanı ile eskilere ilave yeni okullar açılarak, yeni gazete ve dergiler yayınlanmaya başlanır. Yurt genelinde olduğu gibi Konya'da da İlk, orta, Lise ve Yüksek Öğretim devlet yönetimine geçer, okul yapma ve okuma seferberliğine başlanılarak öğretmen yetiştiren okullar ile teknik ve sanat okulları, yüksek okullar memleketin ihtiyacına göre yenilenerek çoğaltılmıştır. Kültür Bakanlığının kurulması ile kütüphaneler ve müzeler, Kültür ve Tabiat Varlıklarımızın korunması 2863 ve değişik 3386 Sayılı " Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurumu " çerçevesinde Kültür Bakanlığının denetimine verilmiştir. Tüm illerde Bakanlığı temsil edecek İl Kültür Müdürlükleri teşkilatlandırılarak Cumhuriyet dönemi kültür ve sanat hareketleri sistematik hale getirilmiştir.
Etiketler: başkent, çatalhöyük, çumra, eyalet, karaköyük, karamanoğulları, konya tarihi, osmanlı, selçuklu, türk