MİLLİ MÜCADELE GÜNLERİNDE VE CUMHURİYETİN İLK YILLARINDA KONYA SİNEMALARI

M. SABRİ DOĞANMilli Mücadele günlerinde ve Cumhuriyetin ilk yıllarında Konya'nın sosyal hayatında hiçte küçümsenmeyecek hizmetler yapan Sanayi Mektebi Sineması Sanat Okulu'nda idi ve Belediye Sineması gibi o da yok olmuştur. Konya Sanayi Mektebi Sineması Konya'da ilk sinema olarak bilinir. Balkan Harbi sırasında 1911-1912 yıllarında inşa edilmiş olup, Sanayi Mektebi bandosu çalışması için yapılmıştı. Sinema olarak 1913 yılında halk hizmetine girmiştir. Sinema ilk gösterildiğinde perdede bir kara tren seyircilere doğru geliyormuş; bunu gören kadın seyircilerden bazıları bayılmışlar, bazıları ise korkup kaçmışlar. Sinemayı işletenler bu kargaşayı önlemek için filmi yarıda kesmiş ve halka aydınlatıcı bilgiler vermek zorunda kalmışlardır. Bugünkü Özel İdare Binası'nın kuzey-batı köşesinde ve binaya 5-6 metre uzaklıkta idi. Marangoz atölyesi idi. Bugünkü girişin 50 metre batısında bilet kulübesi vardı. Bilet alınır sonra sinemaya girilirdi. 15-20 basamak merdivenle çıktıktan sonra salona girilirdi. Sinemanın balkonu da vardı. Salon loştu. Tavan yüksekliği 6-7 metre, 15-20 metre boyu, genişliği ise 7 metreyi geçmezdi. Sinema oynayacak mı perde iner, tiyatro oynayacak mı perde kalkardı. Salonun ortasında, biraz geride makine dairesi vardı. Salonun arkasında, geride 20 şer kişi alacak şekilde mevkiler vardı. Önde erkekler arkada kadınlar otururdu. Binanın yerden sinema salonu zeminine kadar Sille taşından örülmüştü. Yukarısı çatıya kadar kerpiçti. Tahta panjurlu 5-6 pencere çift kanatlı idiler. Çat Marsilya Kiremit'i ile örtülü idi. Sinema haftada 1 gün Pazar akşamları tatil ederdi. Haftanın 1 gününde de kadınlara oynatılırdı. Bunun dışında her akşam sinema vardı. Sinema afişlerinin yazısını makinist Ziya Bey yazardı ki, bu şahıs Yeni Sinemada da makinistlik yapmıştır. Ziya Bey'in film oynatmak ve afiş yazmaktan başka bir işi daha vardı. Düz cam üzerine filmin kısım, kısım özetini Fransızca İngilizce, Almanca, hangi dilde ise bilenlere tercüme ettirir, çini mürekkeple yazardı. Filim oynarken sıra bu camlara geldi mi film durdurulur. Bu camlardaki yazılar halka gösterilirdi. Halk da filimden bir şeyler anlamaya çalışırdı. Sinemada girişte kontrol vardı. Mevki denilen bölüm pahalı, fakat rağbette olan yer normal olan bölmeydi. Hemen, hemen yatsı zamanından sonra başlar, gece saat 22-23'e kadar sürerdi. Film başlamadan önce makine dairesinden ince sesli bir zille 3 defa işaret verilirdi. Üçüncü zilin sonunda elektrikler söner, film başlardı. Sinemanın elektriğinin şehir cereyanı ile ilgisi yoktu. Benzinle çalışan bir motordan elde edilirdi. Motor ayrı bir yerde binanın arka bölmesinde monte edilmişti. Film 1.5 saat kadar oynadı mı, hemen perdeye üzeri yazılmış camlarda biri uzanırdı ve üzerinde "10 dakika istirahat, lütfen biletlerinizi kontrole hazırlayın" yazısı yazardı. Gezici büfe bir taraftan aralarda dolaşır, bir taraftan da 3-4 koldan bilet kontrolü yapılırdı. Biletsiz girenler sille tokat dışarı atılırdı. Yazar Selçuk Es bu konuda başından geçen bir olayı şöyle anlatır "Hiç unutmam biletim olduğu halde kontrol esnasında bulamadım. İri kıyım okul hademelerinden biri beni kolumdan tutup dışarı çıkardı. Sahanlıkta enseme bir tokat attı, kendimi 1. bölmenin merdiven basamağında buldum. Burada bekleyen diğer bir adamın elinden dayak yemeden kurtuldum, hala şaşarım" Bayanlar matinesine salona bilet almadan girilirdi. Selçuk Es bayan matinesindeki bilet kontrolü konusunda duyduklarını şöyle anlatır: "Konya'da senelerce biçki dikiş yurdu işleten Terzi Emine hanım 65-70 yaşlarında dinç ve çevik hareketlerle işini yapardı. Önce hanımlara şöyle seslenirdi; Hanımlar herkes parasını hazırlasın bilet keseceğim. Sinema ondan sonra başlayacak Kimse yerinden kalmasın, kalkan olursa vallahi kolundan tutar, dışarı atarım. Emine hanım 10 ve 15 kuruşluk iki bilet keserdi. Bilet işi bitince makinistte;--"Ziya oğlum" diye seslenirdi. "Biletleri kestim sinemaya başla". Makinistte başlardı"Sanayi Mektebi sineması sessizdi. Sesli, sözlü, şarkılı filimler Cumhuriyet'ten çok sonra Konya'ya geldi. İlk oynatıldığı yer de yanan belediye sineması idi. Sanayi Mektebi Sineması sessizdi ama motorla işleyen makinenin gürültüsünü 7 mahalle öte duyabilirdi. Üstelik binanın her tarafı tahta olduğu içinde gürültü zangırtı yapardı. Cumhuriyetin ilk günlerinde yaylı el vantilatörleri yeni moda olmuştu. Ekseri bayanların ellerinde, üzerinde ayrıca ayna olan kutulu el vantilatörleri bulunurdu. Bunların sesi de ayrı bir alemdi ve sinema salonu makinesi el yelpazelerinin arasında tam bir çarcuna haline gelirdi. Sonradan birkaç defa çevrilen Halide Edip'in Ateşten Gömlek Filmi de bu sinemada gösterilmişti. İstiklal Savaşına ait bu film Konya'da o sıralarda iyi iş yapan filmlerdendi. Selçuk Es bu film ile ilgili bir anısını şöyle anlatmaktadır: "Konya Sultanisi'nde-Yeni Lise adını almıştı-yatılı idim. Sınıfta bulunan 27 kişi aramızda para toplayarak bir gece "Ateşten Gömlek Filmine" gittik. Film üzerimizde o derecede milli bir etki yapmıştı ki, hafta sonu okulda milli kıyafetlerimizi de giyerek filimin bazı sahnelerini sözde temsil ederdik. Üst sınıftaki ağabeylerimiz de bizleri zevkle seyrederdi. Şehre gelen tiyatrolar Sanayi Mektebi Sinemasında gösterilerini yaparlardı. Bir defasında Konyalı gençlerin kurduğu Gökalp gurubu Halit Fahri Ozansoy'un Baykuş Piyesini oynamıştı. Hasan Tahsin Pehlivan adı ile anılan 55-60 yaşlarındaki bir adam da yine Sanayi Mektebi Sinemasında kılıç, bıçak oyunları ile meddahlık yapmıştı. Okulların gösteri yeri de Sanayi Mektebi Sineması idi. Bina 1926-1927 yılları arasında yıkıldı. 1956 yılında yanan Belediye Sinemasının 1910 yılında okul olarak yapıldığı söylenir. Sonradan nedense bu amaçtan uzaklaşılmış ve sahne ve salon olarak kullanılmaya başlanmıştır. 1916 yılında bazı tamir ve tadillerle aynı zamanda tiyatro olarak kullanılmaya başlanmıştır. Yaşlılar Belediye Sinemasını Gökalp Tiyatrosu olarak bilirlerdi. Binanın tamiri ve elektriklenmesi Vali Muammer Bey zamanına rastlar. Milli bir tiyatro kurmak için gösterilen çabalar boşa gitmemiş, ve Ziya Gökalp'in ismi kurulan tiyatroya verilmiştir. Bina Gökalp Tiyatrosu olarak iki seneye yakın bu şehre olağan üstü hizmetler yapmıştır. Yazar Selçuk Es bu konuda şunları anlatmaktadır: "hafızamda iz bırakan bir olayı anlatmak istiyorum. Kurtuluş Savaşımızın en sıkıntılı ve en kritik günleri; Cepheye bir yandan genç insanlar gönderiliyor, bir yandan da kafilelerle yaralı geliyor, hastanelere taşıyordu. Trenler, İstasyon ve şehri bağlıyan yollar günün her saatinde dolu idi. Güneşli ve tozlu yollarda kırık sesli bir kağnının sürüklenir gibi gidişi bile gözlerimizi yaşartmaya yeterdi. İşte böyle günlerden birinde şehirde bir haber yayıldı. Şehit çocuklarının sünnet töreni yapılacaktı. Tarih 2-Temmuz-1921 olarak tespit edilmişti. Sünnetin yapılacağı yer Belediye Sineması idi. Herkes güçü yettiği kadar bir hediye ile ilk sabahtan doldurmuştu. Davetliler 1. kat balkona alındılar. Çocuklar sahnede askeri doktorlar tarafından sünnet ediliyor, sonrada salonda hazırlanan karyolalarına alınıyorlardı. Çocukların korkulu feryatlarına Konyalıların hıçkırık sesleri karışıyor, salon bir ana baba gününü andırıyordu. Salon Milli Mücadele boyunca askeriyenin emrinde idi. Askerimize elbise ve çamaşır hazırlayan dikim bölüğü aşağıda idi. 1. kat kundura dikicilerine aitti. İkinci kat saraçlara, üçüncü kat ise tüfekçi ve kamacı ustalarına ayrılmıştı" 1923 senesinde sonra bina tekrar sinema olarak halkın hizmetine girdi. İlk kiracısı zamanın tatlıcısı merhum Mümin usta idi. Bu sıralarda sık, sık tiyatro kumpanyaları da gelirdi. Bu konuda Selçuk Es şöyle anlatmaktadır: "Ünü İstanbul'a kadar yayılan Komiki Tatar Osman Efendinin programları büyük ilgi görürdü. Komiki Tatar Osman Efendi Kel Hasan gibi makyaj yapar öyle çıkardı sahneye. Komiki Tatar Osman Efendi'yi aradan yıllar geçmesine rağmen unutamadım. Unutamadıkların arasında yine bu kumpanyada Kantocu ünlü Avantiye de vardı" Bina 1925 yılında bir tamir daha gördü ve Belediyenin malı oldu. Bu defada ağazade Zühtü Bey sinemayı kiralamıştı. Zühtü Beyin zamanında sinema altın devrini yaşadı, denilebilir. Zühtü Bey de bina uzun bir süre kaldı. Sonra Ceylani ve Seyfi Beylerin bulunduğu bir ortaklığa devredildi. Belediye Sineması sinema olarak yaşadığı altın devrinde Konya'nın sanat ve kültür hayatında büyük hizmetlerde bulundu. Selçuk Es bu sinemada seyrettiği sessiz filmler hakkında şöyle demektedir; "Sessiz filmlerim hatırlanabilecekleri şunlardı; Masist, Tommiks, Timmakkoy, Türk filmlerinden Bir Millet Uyanıyor, Ankara Postası, Sessiz filmlerin ünlü kadın yıldızları arasında Klara Bov, Bili Dov, bugünün Elizabeht Taylor'u, Marlin Monre'si gibi idiler. Bir millet uyanıyor, Ankara Postası İstiklal Harbini anlatıyorlardı. Almanların ünlü Emil Yanıpıs tarafından çevrilen Şehvet Kurbanını da Muhsin Ertuğrul'la Cahide Sonku da çevirmişlerdi. Türklerin çevirdiği şehvet kurbanını da bu sinemada seyretmiştim" 1926 senesi Eylül ayının birinci Çarşamba günü hava mevsim dolayısıyla sıcak olmakla beraber akşama doğru serinlik çıkmıştı. Konya Belediyesinin Alaaddin Tepesindeki Sinema binası o sene ağa zade merhum Zühtü Beyin icarında çalışmakta idi. Kiracı Zühtü Bey bir haftadan beri İstanbul'da bulunmakta, mevsimin en iyi filmlerinin Konya'ya yollanması için film piyasasını dolaşmakta idi. İstanbul Sinemalarında 1 hafta devamlı gösterilen Deniz Aşıkları isimli film Konya'ya gönderilmiş, 3 günde reklamı yapılmıştı. O gün ilk gösterileceği gece idi. Sinema saat 20 de başlayacaktı, Fakat sinema makinistti Ziya Bey o gün zamanında gelmedi. Ziya bey o zamanlarda Konya'da bulunan 5.kor karargahında askerlik vazifesini ifa etmekteydi. Yazıcı eri olduğundan ve şimdiki gibi yazı makineleri bulunmadığından resmi evrak el ile yazılırdı. O gün de işi çok olduğundan biraz geç gelecek diye saat 1945 geceye kadar beklenildi. Nihayet karargaha telefon edildi. Alınan cevap hiçte hoşa gidecek şekilde değildi. Nöbetçi subayı müsaade etmediğinden gelemeyecekti. Hemen birkaç kişi gidip ricada bulundu, maalesef kabul olunmadı. Kor komutanı Naci Paşa'ya telefon edildi, vazifeli subayın vazifesine müdahale edilemeyeceğinden kendilerinin rahatsız edilmemesini nezaketen bildirdiler. Vali İzzet Bey de o gün ailesi ve çocuklarıyla sinemaya gelmiş, Cumhuriyet locası diye isimlendirilen 1. kat locaların tam ortasındaki locaya oturmuştu. Derhal vaziyet vali beye bildirildi. Rahmetli İzzet Bey de "madem her taraftan cevap aldınız, benim tekrar müracaat etmem iyi bir sonuç vermez, içinizde makineyi işletecek ve sinemayı oynatacak kimse yok mu ?" diye sordu. Belediyenin itfaiye ve sokak elektrik işlerine bakan Silleli İbrahim Bey ile eşraftan bir genç derhal filmi gösterebileceklerini söylediler. Vali bey de onlara hitabeden "gençler şayet kendinize iyice güvenemezseniz bu akşam sinemayı dağıtalım, biletler yarın geceye muteber olsun, halk da dağılsın" dedi. Gençler kendilerine güvendiklerini müsaade edilirse sinemayı gösterebileceklerini söylediler. Vali Bey de "madem güveniyorsunuz buyurun vazifenize başlayın" cevabını vererek locasına döndü. Yazar Selçuk Es o gece yaşanan olayları şöyle anlatmaktadır; "İlk zil çaldı makine dairesine gittim. Kapı önünden içeri baktım makinistler canla başla dikkatlice çalışıyorlar. makineye filmi geçirdiler, şöyle bir makineyi perdeye aksettirmeden işlettiler, her şey muntazam. İkinci zil çaldı. Salonun ikinci kat elektrikleri söndü. Ben de gidip yerime oturdum. Sıra komşumuzun 6-7 yaşlarındaki oğlu bana ağabey dışarıdaki resimlere baktım, deniz altı torpile çarpıyor, o da gösterilecek mi ? Ben de bir şey bilmemekle beraber gönlü olsun diye her şey gösterilecekmiş cevabını verdim. Üçüncü ve son zil çaldı. Salon tavan elektrikleri de sönerek film gösterilmeye başlandı. Program filmden önce muhakkak bir kısımlık manzara ismi altında ilave bir film gösterilirdi. O günde ilave filmin adı 18. yüzyılda yelpaze modası idi. Programa geçildi, filmde şahıslar her şey baş aşağı. Derhal durdurularak on dakika sonra tekrar başladı. Böylelikle 1. ve 2. kısımlar bitti. Ne var, ne yok diye tekrar makine dairesine gittim. Bir de ne göreyim. Aşağı bobin filmi sarmadığından içerisi insanın yarı beline kadar film yığılmış bu sırada vali İzzet Bey de geldi. Ve vaziyeti görerek derhal müdahale etti. Toplanan filmleri orta taraftaki odaya gönderdi. Burada kimsenin dolaşmamasını istedi. Ama tam o sırada nedenini bilemediğim bir şekilde bu film yığını birden ateş aldı. Sanki bir oksijen kaynak makinesinin ağzından fışkıran kırmızı dev gibi alev çıkıyodu. Salonun tavanı derhal filmin dumanı içinde kalmış olup birden elektriklerin yanması ile vaziyet bütün çıplaklığı ile görünüyordu. Salonda panik başlamış, herkes canını kurtarmaya çalışıyordu. Ben de ilk olarak çıkanlardan olup, binanın ön kapısını var kuvvetimle tekmeleyerek açmaya ve kendimi dışarıya atmaya başarılı oldumsa da yukarıdaki makinist İbrahim Beyin su…,su… sesleri üzerine birkaç vatandaşla birlikte yangın tenekelerine koştuk. Aldığım tenekeyi ikinci kata çıkarırken halkın hücumu karşısında yarısı başımdan aşağı inerek yarım teneke ile yetiştim. Aman Allah'ım o ne manzara idi. Makine dairesinin her tarafı saç kaplı olduğu için filmin alevi kapıdan koridora doğru insanı yutarcasına uzuyor, kapı ağzına yanaşmanın imkanı olmuyordu. Tekrar bir teneke almak için aşağı indiğimde Vali İzzet Bey'in gayet soğukkanlılıkla vatandaşlara "telaşa lüzum yok gel delikanlı al şu tenekeyi derhal yukarı götür. Buraya bak evladım sen de hemen yukarı götür" komutları vererek şaşkınlıktan ne yapacağını bilmeyenlere itidalle "yukarı götür" tavsiyesi ile beraber yukarı su yolluyordu. Ben de ikinci tenekeyi üstüm başım sırılsıklam yüklenip çıkarken birisi eteğimden tuttu. Dönüp baktım bir de ne göreyim o panik anında komşumun oğlu "deniz altı torpile çarptı da yangın ondan mı çıktı ?" sorusunu soruyordu ki hakikatten filmde de deniz altı torpil atmak üzere hazırlığa geçilirken yangın başlamıştı. İkinci defa yukarı çıktığımda yangın kısmen sönmüş, gelen sularla tamamen bastırıldığı zamanda itfaiye de yetişerek tamamen tehlike atlatılmıştı. Film başlamadan önce bazı localardan sandalye çalınıp diğer localara taşındığından buna mani olmak üzere birkaç kişinin oturduğu localarda boş kalan sandalyelerin aşırılması dolayısıyla sandalye isteyenlerden fark alınmaması göz önünde tutularak localara bakan görevli müşteriyi içeriye koyduktan sonra üzerlerinden kapıyı kilitlemişti. Panik anında loca kapısını kilitli bulanlar şaşkınlıktan yandaki localara atlıyorlar onların da kilitli bulunması ve bu sefer gelenlere kabalıklaşan locada kımıldamak imkanı bulunmadığından mütemadiyen kapıya vurup açın diye bağırıyorlardı. Kapısı açılan locadan boşalanlar da neden kilitledin diye zavallı hademeyi dövüyorlardı. Diğer bir gülünç olayda 1. kat locadan aşağı atlamak isteyen bir vatandaşın ailesi mani olmak üzere yakalamak istiyor, fakat can korkusundan kendini koyuveriyor aşağı, eşi ancak ceketinin ucunu tutabildiğinden ve locanın kenarına da sıkıca bastırdığından adamcağız asılı kalmıştı. Dışarıda bir belediye zabıta memuru şaşkınlık içinde önüne gelenlere "aman yahu bir kova buluverin de yangına su götürelim" diye çabada iken, diğer bir memur arkadaşı da avucunda kabak çekirdeği hem çitliyor, hem de "vay canına be duman azaldı, yangın sönüyor, halkı geri çevirelim de filmin geri kalan kısmı gösterilsin hiç olmazsa, herkesin heyecanı bastırılmış olur, diye söyleniyordu" Yangın hasarı film, ile makinenin ark aynasından ve ufak, tefek yağlı boya tahribinden ibaret olarak ucuz atlatılmış olup, 4 gün sonra yani 5 Eylül 1926 tarihinde sinema "Esir Melike" filmi ile tekrar halkın hizmetine açıldı. 1931 yılında Belediye Sineması yeni yapılan tamir ve tadille bir de balkona kavuştu. Sanayi Mektebi Sineması makinistti Ziya Bey askerliğini bitirmiş olup, bu defa da Belediye Sinemasında çalışır olmuştu. Belediye Sineması bir yönden sesli filmler oynatırken bir yönden de şehre gelen tiyatro ve sanat guruplarının gösterilerini şehir halkına sunuyordu. O senelerin meşhur operet kumpanyalarından bazıları şunlardı; Aziz İhsan, Kemal Sahir, Anastasya, Muhlis Sebahattin, Celal Sururi ve kardeşi, Bu arada İstanbul dar-ül Bedayi heyeti de birkaç defa gelmişti. Manyetizmacı ve fakir Aziz Ensari merhumun gösterileri günlerce şehirde konuşulur olmuştu. Aziz halkın önünde kafasına çivi çakmış, keskin bir kılıcı midesine kadar indirmişti. Konya'da tutunan sanat toplulukları arasında Kemal Sahir tiyatrosu başta gelirdi. Kemal Sahir olağan üstü bir sanat kabiliyeti ile bazı eserleri çok güzel oynardı. Güzel oynadığı eserlerin başında Reşat Nuri Gültekin'in Taş Parçası, ve yarı operet olan Arşın Malalandı. Kemal Sahir Arşın Malalan da karısı ile oynardı. Şehre gelen tiyatro gurupları arasında şamil isimli ve çok güzel kazaska oynayan bir karı koca vardı. Son senelerin tutulan dansözlerinden Türkan Şamil isimli kız sahneye çıkar numaralar yapardı. Türkan Şamil daha sonraları kitleleri arkasından sürükleyen bir dansöz oldu. Türk tiyatrosuna ve Türk musikisine unutulmaz hizmetlerde bulunan rahmetli Muhlis Sabahattin bilhassa Tarla Kuşu operetiyle Konya'da ün salmıştı. Selçuk Es tiyatro serisi ile ilgili bir anısını şöyle anlatır "İstanbul Dar-ül bedayi sahnesinde gördüğüm Aynaroz kadısı adlı komediyi Konyalıların tuttuğu ve sevdiği Refik Beye anlatmış o da bir gün hazırlandıktan sonra sahneyi koymuştu. Refik Bey baba Saffeti Aynaroz kadısı rolünde, Adalet Taraje Hanım da Afrodit rolünde sahneye çıkardı. Eser Konya'da tutuldu ve sevildi. Adalet Traje Hanım da uzun boylu esmere kaçar, cazibesi olan bir kadındı. Kocası İlhami adlı bir Almandı. Ünlü komik Hayri Gürler de Adalet hanımla sahneyi pek zenginleştirirlerdi. Adalet hanım harpten önce Almanya'ya gitti. Bir Alman filminde rol aldı. Harpten sonra Konya'ya tekrar geri döndü. Daha gençlerin hatırlayacağı Mice Tiyatrosu ve Anjelikte Belediye sinemasında gösteriler yaptı"1932'den sonra Kiracı Zühtü Bey sinemayı bıraktı. 1956 yılında yanıncaya kadar bina bir çok el değiştirdi. Ve bu şehrin sanat ve kültür hayatına hizmet etti.

Hiç yorum yok: